İçeriğe atla

Yasam

FETÖ Mensubu Mahrem İmamların Yalan İfadeleri

FETÖ’nün mahrem imamları ile bunlardan talimat aldıkları iddia edilen pilotların yargılandığı Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesindeki davaya sanık savunmalarıyla devam edildi.

Tutuklu sanık eski hava tabip teğmen Mesut Zurnacı, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini belirterek, FETÖ üyesi olmadığını savundu.

Gülhane Askeri Tıp Akademisinden mezun olduktan sonra Cizre’ye atandığını, görevinin üçüncü ayında “terör örgüt üyeliği” gerekçesiyle gözaltına alındığını, soruşturma kapsamında Ankara’ya getirildiğini anlatan Zurnacı, aleyhindeki ifadeleri reddetti, lise arkadaşı Cihan S’nin beyanında kendisinin örgüt üyesi olduğuna yönelik iddiaların gerçeği yansıtmadığını iddia etti.

Zurnacı, “Cihan S’nin iddiaları arasında yer alan bizden sorumlu örgüt abisi diye bahsettiği şahsa yönelik bir tanım ve teşhis yoktur. Muhtemelen etkin pişmanlıktan yararlanmak için böyle bir ifade verdi. Cihan S, darbe girişimi sırasında Akıncı Üssü’nde yakalandı.” dedi.

Cihan S’nin hakkındaki beyanları dışında iddianamede aleyhinde delilin bulunmadığı iddia eden Zurnacı, örgütün kriptolu yazışma programını kullanmadığını, bankasında hesabının bulunmadığını belirterek tahliye talebinde bulundu.


FETÖ davalarının en zor tarafı bu. İtirafçılar anlatsalar dahi yalan söylemeyi şiar edinmiş insanlar hemen başka yalanlara sığınarak bunları bertaraf etmeye çalışacak.


Örgütün mahrem abisi olarak suçlanan tutuklu sanık Mehmet Fatih Ballı da göz doktoru olduğunu, darbe girişiminin yaşandığı sırada hiç kimseden kanunsuz bir emir almadığını ileri sürdü.

Görev yeri Siirt’te gözaltına alındığını, burada bazı teğmenlerin kendisini teşhis ettiğinin söylendiğini aktaran Ballı, söz konusu isimlerden kimseyi tanımadığını, doktor olması nedeniyle muayenesine günlük 70 kişinin geldiğini, bu nedenle tanınmasının doğal karşılanması gerektiğini öne sürdü. Milli Savunma Bakanlığı avukatının, “Siz hiç görmeyen, tanımayan 4 teğmen sizinle ilgili çapraz sorgu sırasında neden bu kadar detaylı ifade versin ki?” sorusuna Ballı, “Bunlar asker ve beraberler, bir senaryo kurduklarını düşünüyorum. Bu şahıslar dinlendikten sonra bu durumun açığa çıkacağını düşünüyorum.” iddiasında bulundu.

Öğrencilik yıllarında, kış aylarında havanın soğuk olması nedeniyle bir arkadaşının daveti üzerine 5 ay boyunca bir evde kaldığını, buranın cemaat evi olup olmadığı konusunda bilgisinin bulunmadığını iddia eden Ballı, “Geçmişte Gülen cemaati, şimdi ise terör örgütü olan bu yapının sohbetlerine katılmadım. Bu yapıyla hiçbir şekilde irtibatım ve ilişkim olmamıştır.” iddiasında bulundu. Aynı avukatın üniversitede kaldığı evlerin adreslerini vermesini istemesi üzerine sanık Ballı, öğrenciliğinin üzerinden uzun yıllar geçtiğini belirterek evlerin adreslerini hatırlamadığını savundu.


-4 Teğmen seni tanıdığını söylüyor, hiç bilmemesi gereken detayları biliyorlar ve bunları birbirlerinden habersiz, çapraz sorgu esnasında söylüyorlar ama cevap olarak söylebileceği tek şey “bana komplo kuruluyor hiçbirisini tanımıyorum” diyerek sıyrılmaya çalışıyorlar.
-Üniversite esnasında okul hayatları boyunca öğrenciler genelde 1-2 belki bilemediniz 3 ev değiştirir.


Sanık eski hava pilot üsteğmen Serhat İnal ise evde bulunduğu sırada darbe girişiminden haberdar olduğunu, filoya katılış yapması konusunda emir almadığını, olaylardan bir hafta sonra mesaiye başladığını söyledi.

İlerleyen günlerde görev yeri Malatya’da gözaltına alınarak Ankara’ya getirildiğini belirten İnal, örgütsel faaliyette bulunmadığını iddia etti. Resul D’nin örgüt üyelerini deşifre ettiği iddia edilen beyanında geçen isimleri tanımadığını öne süren İnal, “Kendini kurtarmak için nasıl bir anlaşmaya yaptıklarını bilmiyorum. Sadece birlikte tuttuğumuz evi paylaştık. Onun dışında bir ilişkimiz, irtibatımız yoktur. Resul D’nin, Harp Okulunda birlikte cemaat evlerine gittiğimiz iddialarını kesinlikle kabul etmiyorum.” savunmasını yaptı.

İddianamede, örgüt üyelerinin kod isim kullandıklarına dair bilgi yer aldığını aktaran İnal, kendisinin böyle bir isminin olmadığını, örgüt üyeliğine ilişkin herhangi bir somut delil bulunmadığını belirterek, “Himmet vermedim, belgesi olan varsa çıkarsın, böyle bir şey söz konusu olamaz. Dışarıda FETÖ’cülere uçak veriliyor, uçuruluyor, benim gibi alakası olmayanlar da tutuklu. Terör örgütüyle adımın yan yana gelmesi çok onur kırıcıdır. Bulunduğum noktaya kendi imkanlarımla geldim, kimseden destek almadım.” iddialarında bulundu.


-Himmetin belgesi olduğunu kim görmüş?


Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen tutuksuz sanık Erkan Pınar da “cemaat” olarak anıldığı dönemde FETÖ yapılanmasında yer aldığını kaydetti. Kayseri’de “cemaat evleri”nde kalmaya başladığını, sürekli ev değişikliği nedeniyle bu evlerin adreslerini hatırlayamadığını ileri sürerken Erkan Pınar, “Allah rızası” düşüncesiyle faaliyetlerde bulunduğunu savundu.

O dönemlerde Akıncı Üssü’ndeki mahrem yapılanma kapsamında, üçü pilot, beş subaydan sorumlu olduğunu kabul eden Erkan P, 2013’te ailevi sebeplerden dolayı FETÖ ile bağını kopardığını anlattı.

FETÖ’nün “cemaat” olarak bilindiği dönemde, bu yapıyla bağlantılı tanıdığı kişilerin terörist olmadığını, kendisinin de böyle bir düşünceyle hareket etmediğini iddia eden Erkan Pınar, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra “cemaat”in bir terör örgütü olduğunu anladığını savundu.


-İşte pişman olmuş ve doğruları söyleyen bir kişinin ifadesi.


Hizmetin – FETÖ Mensupları Çevrelerindeki Kişileri Nasıl Görür?

Yazdığım son yazılarda bir FETÖ’cü cemaat mensubu kişinin nasıl bir indoktrine inandığı, nasıl bir zihin yapısı olduğunu izah etmeye çalıştım. Bu kişilerin yaşadığı alemi bilmeyen çevresindeki kişiler, örgüt mensuplarını normal sanıp ikna etmeye çalışıyor. İndoktrine etme yani beyin yıkama işlemini yapan kişiler sizce bu kişilerin çevresindeki kişileri nasıl görmeleri gerektiğiyle ilgili gerekli filtreleri takmadan mı sahaya bırakacaklar? Tabii ki Hayır. Beyin yıkama işlemini yapan bu kişiler onlara çevresindeki kişilere hangi gözle bakmaları gerektiğiyle ilgili de birçok ön yargı ve filtre takarlar. Bu yazıda bunları sizlere bunları anlatmaya çalıştım.

  1. Hocaefendi – Salih zat, onların ihtidasına ve imanına vesile olmuş yegane kişilik, söze geldiği zaman Peygamber efendimizi (sav) çok sevdiği için sevdikleri kişi ama yukarıda belirttiğim farzlarla birleştiği zaman adeta bir Mehdi, bir Peygamber (haşa)
  2. Büyük abiler, ülke ülke dolaşan FETO’nun ilk talebeleri, kendilerince adeta Sahabe görecekleri Fetullah’ın arkadaşı kişiler
  3. Mollalar (örn: Ahmet Kurucan, Adil Öksüz) FETO’nun rahle-i tedrisatından geçmiş yine kendilerince adeta Sahabe diyecekleri kişiler
  4. Abiler – ablalar (kendilerine göre üst mertebeleri)
  5. Kardeşler – Şakirtler (kendi seviyesindeki kişiler, bunları sevmeseler de iradi olarak geçinmek zorundadırlar)
  6. Muhibler (okullarında okuyanlar, sohbetlerine katılanlar, bağış yapanlar v.s.)
  7. Dış halka – Uzaktan görüp aleyhte konuşmayan, sohbetlerine veya faaliyetlerine katılmasa da zararı dokunmayan kişiler
  8. Ehl-i dünya (dinle alakası olmadığını düşündükleri kimseler, örneğin evlerine gidip gelen bir talebenin ailesi namaz kılmıyorsa “ehl-i dünya” dır)
  9. Düşmanlar (FETÖ’nün yapılanmasına, oluşumlarına karşı olan kişiler)

Siz onların muhibler ve üstü kategorisinde bahsettikleri kişilerden değilseniz “Allah size hidayet etsin ve siz de onların yaşadığı mükemmel halleri görmeye ve yaşamaya başlayasınız”. Çünkü kendileri seçilmiştir, herkese nasip olmayacak bir hâl onlara nasip olmuştur.

İşte bir FETÖ’cünün zihni genel yapısı itibariyle böyle çalışır. Oturup konuşsanız size çok normal gelir, hatta “İslamcılar, şuncular buncular” diye başkalarını kategorize ederler ama kendilerinin nasıl bir kafa yapısında olduklarını uzaktan yakından tahlil edemezler. Tabi burada bir parantez açmak lazım. Bu durum FETÖ’ye has bir durum değildir. Kültleşen her hareket en başta Kemalizm ve Kemalistler, PKK’lılar, IŞİD’ciler, DHKP-C’liler, FETÖCÜ’ler hepsi bu şekildedir. Eğer Ak Parti kültleşmeye başlarsa ve yukarıda bahsettiğim farzların bir listesini kendisine oluşturmaya başlarsa AK Partide de kültleşme temayülü oluşur ve acilen tedbir alınarak zihinlerin temizlenmesi gerekir.

FETÖ Destekçilerinin ve Mensuplarının Sayısı Azalıyor mu?

FETÖ lideri Fetullah Gülen’in youtube kanalı olan HerkülNağme kanalına ekledikleri bir vidyo, aynı gece 21 ila 35 bin izleme alıyor. “Lütfen dikkat” burada Facebook’a veya başka yerlere koymadıklarını varsayarak söylüyorum. Bu kişileri aileleriyle birlikte sayarsanız, bu rakam 150 bini buluyor. Hapistekilerin birçoğunun davadan dönmediği sayarsanız 50 bin de o şekilde ekleyin. Türkiye’de açığa alınan 100 bin kişide %20 hata payı olduğunu varsayın, 80 bin kişi de o şekilde toplamda 250-300 bin kişilik bir güruh FETO’larından ve davalarından dönmüyorlar. Bu da demek oluyorki 2014 Ocak’tan beri verilen mücadele bu kişilere tesir etmiyor. Halen FETÖ’ye gönül vermiş, dünyanın çeşitli bölgelerinde bilhassa Avrupa, Amerika ve Kanada da on binlerce kişi ve aile var.

Şu anda ülkemizde değerlendirilmeyen çok büyük bir tehlike adeta tsunami gibi arkadan geliyor. Bu kişiler evliliklerini de kendi içlerinden yaptıkları için (IŞİD gibi) FETÖ’cü aileler yeni nesillerini sadece bu Kült inanışlarına göre yetiştiriyor. Maalesef yurtdışında iyi eğitim alan bu çocuklar gelecekte Türkiye Cumhuriyetine ve Türk milletine karşı kullanılacak en büyük silah olacak.

Maalesef en başından beri yapılan yanlışlar, neyle muhatap olunduğunun bilinilmeyişi, olması gerektiğinden çok daha fazla travmaya sebep oldu. “Fuat Avni” denilen kahrolası hesap ve FETÖ’cülerin ağızlarına taktıkları “firavun, yezid, süfyan, nemrut” gibi ifadeler olayları bambaşka bir mecraya taşıdı. FETÖ’cülerin davalarından vazgeçmeyişleri, kendilerini Peygamberlere ve dini unsurlara benzetmeye çalışarak mevzi almaları, durumu tamamen siyasete dökerek kasetlerle ve bel altı operasyonlarla çevirmeye çalışmaları olayları mahvetti. Kripto FETÖ’cülerin operasyonlara devam etmesi, bu olaydan haberi olmayan ve “ibadet – ticaret” kesimden olan birçok kişinin bu olayların ortasında kalmasına sebep oldu. Ticarette olan güçleri, milyarlara hükmediyor olmaları ve ekmek kapısı olması yönünden de bu kişilerin şu anda mahvoluşuna çok büyük kapı açtı.

Devlet neticede kürekle ameliyat yapmak zorunda bırakıldı ve müdahale edilen birçok organ yaşatmak için değil öldürmek için neşter vuruluyor. Burada dikkate alınmayan en önemli konu; bu kişilerin psikolojileri FETÖ’ye teslim olmuş olsa da, çok zeki ve kapasiteli insanlar ve herşeyi en yüksek perdeden idrak ediyorlar ve anında yurtdışına aksettirerek güç arama peşine düşüyorlar. Savaşı bırakmadıkları müddetçe de kayıpları yüzle binle katlanıyor. Mevzu kangren safhasından 2015 senesi sonlarına doğru çıktı ve bilhassa darbeyle birlikte artık döndürülemez bir hale geldi. Tahminen 250-300 bin kişilik bir güruh geri de dönemiyor, ileri de gidemiyor, tıkanıp kaldılar.

FETÖ’cüler – Şahs-ı Manevi ve Günahı Tabileştirmeleri

Bir önceki yazımda “Cemaatin 5 Farzı” başlığı altında, FETÖ’cülerin nasıl bir zihin yapısına sahip olduklarını anlatmaya çalıştım. Türkiye’de birçok insan, “bu insanlar inanan insanlardı, nasıl darbe yaptılar, nasıl yolsuzluk adı altında bütün sistemi kendi ellerine almaya kalktılar, nasıl dış güçlerin ihanet maşası haline dönüştüler” diye soruyor ve bir türlü anlam veremiyor.

Günahı nasıl tabiileştirdiklerini, “cehennemde görseler dahi milletin selametini düşünebileceklerini” diyebilecek mevkide ve makamda zannedecek kadar büyük bir öz güven, gaflet ve zılletin içinde olduklarını izah edecek belki ilk defa duyacağınız FETÖ’sel kavramları izah edelim. Bu kavramların en başında “Şahs-ı manevi veya Şirket-i Maneviyedir”. Bediüzzaman Said-i Nursinin (ra) risalelerinde geçen bu ifadeleri FETÖ’cüler ve FETO’nun kendisi nasıl bambaşka bir anlama dönüştürdü?

Kendilerini ihtida hareketi (hidayet dağıtan) olarak gördükleri için dünyanın herhangi bir yerinde devamlı birilerinin İslama girmelerine vesile olduklarını varsayıyorlar. Bu davanın adı “ilayi kelimetüllah” yani Peygamber efendimizin (sav) hadislerde bahsettiği, “adının güneşin doğup battığı her yere ulaştırılması” davası. Allah kelamının ilan edilmesi, her yere ulaştırılması. Şimdi bu dava kapsamında, devamlı yeni yerlere gidiyorlar ve varsayım şu ki hem Peygamberim efendimizin (sav) vasiyeti olarak niteledikleri bu sözü yerine getiriyorlar (dolayısıyla fırka-yı Naciye – seçilmiş fırka oluyorlar kendilerince) hem de bu süreç içinde birçok kişinin İslama girmesine yani hidayete ermesine vesile oluyorlar.

Yani Hidayete ermesine vesile oldukları şirketin kârı.

Birde günaha giren; davası için F16’lardan bomba atan, milletin üzerine silah sıkan, tuvalette namaz kılan, içki içen, zina yapan, millete iftira atan, düşman gördüğü kişilerin ayağını kaydıran, telefon dinleyen, mahkemelerde insanları süründürenleri var. Bu kişilerin yaptıkları da zarar hanesine yazılıyor.

Burada “ŞAHS-I MANEVİ” konsepti devreye giriyor. CEMAATİN yekünün ortaya çıkardığı ve dünya çapında yaptıkları bütün faaliyetlerin yekününe yani HİZMET, CAMİA, CEMAAT, FETÖ ne derseniz deyin bunların hepsinin yekününe bu arkadaşlar ŞAHS-I MANEVİ veya ŞİRKET-İ MANEVİYE diyorlar. Bu MANEVİ ŞAHIS, TEK BİR şahıs olduğu için yaptığı herşeyden ayrı ayrı hesaba çekilecek dolayısıyla bu hesapta toplanan kârlar ve zararlar birbirini götürecektir. Neticede bir kişinin imanına vesile olmak, dünyada güneşin doğup battığı herşeyden daha hayırlı bir ibadet olduğu için, bu arkadaşlar da kutsiler hareketi olarak devamlı imana vesile oldukları için yapacakları bütün günahlar (zararlar) sevaplar karşısında eriyip gidecektir.

ŞAHS-I MANEVİ’de ortaklık nasıl devam ettirebilirler?

Bunca haltı yedikten sonra asl olan ŞAHS-I MANEVİ’de ve ŞİRKET-İ MANEVİYEDE ortaklığa devam ettirmektedir yoksa çok büyük bir zarar ve iflas içindedirler. Ortaklığa devam edebilmenin yegane yolu; FETO’ya, abilere, cemaate ve harekete sadık kalarak ve HİZMET’in âli menfaatlerinin devamlılığını sağlayarak olacaktır tabiiki. Bu ortaklıkta kalmaya devam ettkileri müddetçe onların günahları sevaplarla götürülür ve en nihayetinde imanlarını muhafaza ettikleri için (!!! öyle varsayıyorlar) öbür tarafta mükafatlandırılacaktır.

Bundandır ki rahatlıkla dillerine bakarsanız; milletin imanını selamette görseler kendi cennetlerinden vazgeçerler yada cennetle ve cehennemle devamlı top oynar gibi konuşmakta hiçbir beis görmezler. Allah’ü tealanın gazabından bırakın salih kulları Nebiler, Peygamberler tirtir titreyip, ezel ve ebed günahlarının affedildiğini bildiğimiz Peygamber efendimiz Muhammed Mustafa (sav) günde defaaten istiğfar çekmiştir, bu arkadaşlar ise “haşa babalarının malıymış gibi” cehennem ile dalga geçebilirler. İşte bu dahi bu arkadaşların çok ciddi bir ilüzyon, halüsinasyon, haşhaşın etkisi altında olduklarını göstermektedir.

Cemaatin – FETÖ Kült’ünün 5 Farzı

2014 ve 2015 seneleri Cemaatin nasıl bir istihbarat örgütü olduğunu, sistemi ele geçirmek üzere kurgulanmış bir yapı olduğunu anlatmakla geçti. Maalesef birçok kişi dinlerken inanıyormuş gibi yaparken kesinlikle idrak edemediler.

Amerika’da bulunan komşumuza 2014 Şubat ayında, havaalanından bulunduğumuz şehire beni götürürken, “cemaat değil istihbarat örgütü, bunlar ailemizi, çocuklarımızı, paramızı, arkadaşlarımızı, bilgimizi ve en sonunda bizi tüketmek için kurulmuş bir yapıdır, hiçbir teşrik-i mesaimiz bulunmamalı çünkü vereceğimiz her bilgi, her paylaşım bu kişilerin işlerine yarıyor, dönüp kendi istişare halkalarıyla paylaşıyorlar, ekipleri olduğu için de ona göre aksiyon alıyorlar” diye anlattığım kişi 2014 Ekim ayına kadar FETÖ’nün sohbetlerine gitmeye devam etti.

Misal 2014 Nisan ayında ailemizle yaptığımız sabah kahvaltısında bu mevzu gündeme geldi. Orada bulunan hazirüna “Türkiye ile ilgili stratejilerin oluşturulduğu ve operasyon kararlarının verildiği en önemli merkez Pensilvanyadır” dedim. Bunu söylediklerim “yaw he he” modunda geçiştirdiler.

Bu serzenişler beni en nihayetinde 2015 yılı Mayıs ayında altta çıkarttığım “Cemaatin 5 Farzı” listesini yazmaya mecbur (vesile) etti. Şimdilerde halen televizyon kanallarında FETÖ’yü tahlil ettiğini SANAN, algıladığını zanneden kişiler, FETÖ kurbanı kişilerin nasıl bir zihin yapısı ve nasıl bir din öğretisi altında bulunduğunu bilmeden, akıllarına ilk gelen şeyleri tekrar etmeye devam ediyorlar. Onların söyledikleri FETÖ mensuplarına kesinlikle tesir etmiyor sadece FETÖ’cülerden nefret eden, 15 Temmuz mağduru veya 17-25 Aralık öncesinde mağdur edilen kesimlerin nefretini ve kinini arttırıyor.

Bu durumu belirttikten sonra, bir ihtimal faydası dokunur diyerek not aldığım Cemaatin 5 Farzını altta listeliyorum. Burada “farz” dan kasıt aynı dinimizin farzları gibi yapılması zorunlu olan ve yapılmadığı takdirde küfre – şirke gidilmesine sebep olacak manasında söylüyorum ve bunu birebir kastediyorum çünkü bu kişiler orta okuldan itibaren bu esaslara göre yetiştiriliyor. Onların zihinlerinde çiviyle kazınmış gibi düşünerek anlamaya çalışın.

Bir Cemaatci Hizmetten Dönmeye Kalkarsa Kendisiyle Nasıl Bir Mücadele Vermesi Gerekiyor?
Cemaatin 5 Farzı:

  1. Hizmet kutsaldır,hizmetin hata yapması düşünülemez. Hizmet Adem (a.s.)’dan başlayarak Peygamber efendimiz (sav) ile sonlanan Peygamberler silsilesinin devamı olan mürşid-i kamillerin, alimlerin, salihlerin yolu olan Hak yolu olan sırat-ı müstakimi temsil etmektedir. Dolayısıyla Hizmet kutsaldır ve hata yapması teklif dahi edilemez. Ancak şahıslar hata yapmış olabilir. Şahısların hatası ise hizmet mensubu kimselerin yekününden oluşan şahs-ı maneviyi bağlamaz. Şahs-ı manevi; mensubu bulunan şahısların kusurlarından münezzehtir çünkü o (Almanya Münihte verdiği bir sohbet vardı, youtube’da ve internette her yerden sildirmişler, bu konuşmasında The Cemaatin seçilmiş hareket olduğunu ifade ediyor, dolayısıyla onların takip ettikleri yolun dosdoğru yol olduğunu iddia ediyordu.)
  2. Hizmet kutsiler hareketidir ve hizmetin herbir abisi veya neferi kutsidir. Bundan dolayı bu abiler ve ablalar zahiri ve batini birçok bilgiyi bilebilirler, mevki olarak alttaki kişiler bu hakikatlere vakıf olamayacağı için verdikleri kararları sorgulayamaz, onları yargılayamaz bu kişilere mutlak itaat şarttır. Üste veya abiye-ablaya itaatsizlik, sorgulama hizmet içinde kesinlikle kabul edilemez.
  3. İstişarelerde herkesin (hizmetten veya hizmet dışından olması farketmez) herşeyi konuşulur, istişare gıybet değildir. Aynı evde kalan 5 kişiden 1 kişi imam seçilir ve bu kişi haftalık istişarelerde evde kalan, eve gelen herkesin özelini gıybet olma tehlikesi olmadan rahatlıkla paylaşabilir. Aynı cihetle, başbakanın yaveri, genel kurmay başkanının yaveri veya herhangi bir devlet hizmetinde bulunan kişiler, o makama has ve sadece kendisinde kalması gereken mahrem bilgileri abisiyle paylaşmasında hiçbir beis yoktur çünkü bu İSTİŞARE’dir ve Peygamber efendimizin (sav) geleneğidir, istişarelerde herşey açık açık, hiçbir tereddüte mahal bırakmadan konuşulmalıdır. (TABİ ÇOK BÜYÜK BİR YALAN VE SAHTEKARLIKTAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR, MÜNTESİPLERİNİN HEPSİNİ BİRER AJANA, BİRER İSTİHBARAT ELEMANINA DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN KULLANDIKLARI ÇOK BÜYÜK BİR ZİLLETTİR)
  4. Hizmet kendi fikri mülahazalariyla mütekâmil bir şahs-ı manevidir dolayısıyla meal, fıkıh, hadis, siyer vb islam ilmi konularında sadece Fetullah Gülen’in ve mollalarının onayladığı şahısların kitapları, onların seçeceği şahısların vereceği fetvalar, rivayetler veya kaynaklar öncelikli ve tek geçerlidir. Örneğin Hayrettin Karaman’dan inanılmaz nefret ediyorlar çünkü Fetullah Gülen herhangi bir fetva konusu olduğu zaman 17/25 2013 Aralık hadiselerinden önce “Hayrettin Karaman’a danışın derdi”. Diğer cemaatlerin neşrettiği kaynaklar veya diğer islami kaynaklar mübahtır ama herkes kendi meşrebine göre hareket edeceğinden dolayı hizmet mensupları sadece kendi halkaları içindeki kaynakları okumalıdır. Dolayısıyla herşeyin “hizmetcesi” olmalıdır, hizmet-cesi yoksa diğer gruplara bir muddet gıpta ile bakılır ama “hizmet” versiyonu çıktığı anda diğer bütün kaynaklar “yukarıdan gelen gündemler” vasıtasıyla terkedilir ve sadece “hizmetce”sinin arkasında saf durulur. Buna alışveriş, haber alma (medya) vb dünyevi herşey dahildir.
  5. İnsanlar ancak kendi hata ve günahları neticesinde hizmet dairesinin dışına çıkarlar şefkat tokatı dahil her türlü neticeyle karşı karşıya kalırlar. Onların hizmet dairesi dışına çıkmış olması da başlı başına bir tokat ve musibettir. Farzların ilk maddesi gereğince “hizmet kutsaldır” ve ona layık insanlar olunmasını gerektirir. Eğer bir kişi bir şekilde hizmet dairesi dışında kalmış ise ancak kendi şahsi günahları ve hezeyanı neticesinde çıkmıştır dolayısıyla bu kisi mücrim olmalıdır bir manada sapıtmış olmalıdır ve yiyeceği şefkat tokatından ders çıkartırsa geri dönme ihtimali vardır.

İşte böyle bir farzlar silsilesiyle düşünen kişilerden bahsediyoruz. Böyle bir kişi zihnen şöyle düşünmektedir: “Hizmetin kutsal ve kusursuz olmasından mütevellit sadece ve sadece kendi şahsi günahlarım neticesinde sınıfta kalırım ve Nebilerin, Mürşidlerin, Alimlerin, Kamillerin yani Adem (a.s.) dan beri gelen bütün kurtulmuşların gittiği hak yoldan çıkarım. Dolayısıyla Hizmetin hiçbir hatası yoktur, Fetullah Gülen hocamın hiçbir hatası olamaz, abileri-ablalarının hatalı kararlarla bana yanlış iş yaptırmaları ihtimal dahi değildir eğer bunları görmeye başlarsam bilmeliyimki bu durum benim kendi günahlarından kaynaklanıyordur ve bunun tezahürü olarak cemaatte birilerinin ayağına takılır düşerim ama aslında bunun tek sebebi benim kendi isyanım ve nefsimin azgınlığıdır”.

Yani FETÖ’den kopuşu zahiren abileriyle – ablalarıyla yaşamış olduğu bir hadisedir ama aslen buna sebep olan durum kendi günahlarıdır. Bu günahlar öyle büyüktürki abilerini – ablalarını veya davayı sorgulama gafletini göstermesine sebep olmuştur. Onun ayağının kayışı hizmet içinde başka hiç kimseye mesuliyet olarak yüklenemez. Sadece ona “ah yazık, o arkadaş ta yolda takıldı düştü, Allah affetsin, daha büyük musibetler görmeden (şefkat tokatları yemeden) geri döner inşallah” şeklinde sözler arasında dışlanır. En yakınında olan; ev arkadaşı, okul arkadaşı, iş arkadaşı, komşusu dahi onu anında dışlar ve bozulmuş – sapıtmış yani İslami olarak adeta mürted gibi muamele ederler.

Gerçek hayattan bu arkadaşların işleyebileceğin büyük günahlara (!!!) bir örnek olması açısından; diyalog adı altında ortaya konulan Yahudilerin ve Hristiyanların cennete götürülme projesini örnek olarak verelim. Bir cemaat mensubu 1. 2. ve 4. maddelerden dolayı “Diyalog İslami olarak uygun mudur değil midir” diye sorgulayamaz, çünkü Hizmet hatasızdır, abiler kutsidir ve bütün yazdıkları ve çizdikleriyle hizmet camiası “Hristiyanlar ve Yahudiler cennete gider” demişse bunun aksi düşünülemez. Eğer bunları sorgulamaya başlamışsa, bu kişide 5. maddede belirtilen haller tezahür etmeye başlamıştır ve kendisine çeki düzen vermek zorundadır. Kendisine çeki düzen vermezse, bu sorgulamaları sürdürürse “hafizan Allah” (kendi ifadeleriyle – Allah muhafaza etsin manasında) yolundan şaşar ve “kazanma ikliminde kaybedenlerden olur”.

İşte böyle ruh-i hastalık ve hezeyan içinde olan bir toplulukla muhatabız ve bu kişileri ikna etmeye çalışıyoruz. İkna etmeye çalıştığımız her seferde ise onlar inandıkları bütün değerleri inkâr edecek, din diye öğrendikleri herşeyi bir seferde kaybedecekleri hissine kapılıyorlar ve korku içinde tekrar abilerine – ablalarına ve yalanlarına sığınıyorlar. Halbuki yukarıda bahsettiğimiz hadise başlı başına bir din. Yani İslam’dan neşet etmiş gibi ama kendi iddialarıyla mutasyona uğrattıkları bambaşka bir kült bir inanış silsilesi. Yan yana durduğunuz zaman aynı hissiyatı taşıdığınızı zannediyorsunuz halbuki bu kişiler kendilerini, dinlerini, dünyadaki misyonlarını bambaşka bir şekilde görüyorlar.

Tabi burada bir parantez açmak lazım. Bu durum FETÖ’ye has bir durum değildir. Kültleşen her hareket en başta Kemalizm ve Kemalistler, PKK’lılar, IŞİD’ciler, DHKP-C’liler, FETÖCÜ’ler hepsi bu şekildedir. Eğer Ak Parti kültleşmeye başlarsa ve yukarıda bahsettiğim farzların bir listesini kendisine oluşturmaya başlarsa AK Partide de kültleşme temayülü oluşur ve acilen tedbir alınarak zihinlerin temizlenmesi gerekir.

NOT: Bu yazıda “muhterem”, “hocaefendi” yerine sadece Fetullah yazmam hatta hatta onların istediği gibi Fethullah yazmamış olmam bile bu kişilerin nefretini kabartmaya ve bana karşı her türlü saldırıyı, kini ve ahlaksızlığı yapmalarına yetecektir. İstediklerini düşünmeye ve yaşamaya devam etsinler, bize Allah yeter. Allah bu kişilerin şerrinden bizleri muhafaza etsin, bütün şerlerini de kendi başlarına döndürsün. Bundan sonraki yazılarımda, şahs-ı manevi nedir ve onu nasıl hayatlarına tatbik ederek her haltı yerler onları anlatmaya çalışacağım.

Alçısız Amerikan Ateli ve Satış Fiyatı

Bugün İstanbul Çapa ve Cerrahpaşa hastaneleri etrafında Amerikan Ateli arama günümdü. Doktorumuz alçısız olan bu üründen başkasını kullanmak istemediği için çaresiz kaldık. Alçısız Amerikan ateli diye adı çıkan bu ürün aslında yine alçıdan ama alçı kısmı sadece sabitlenmesi gereken kısımda yani bir tarafı alçı diğer tarafı boşta, suya batırılarak hazır hale getiriliyor sonra sabitlenmesi gereken yere yerleştirildikten sonra kalan kısmı bandajla ayağa yada kola sarılıyor, su geçirmiyor ve su ile temas ettiği zaman normal alçılar gibi erimiyor.

Bu ürünü belki 15-16 yere sordum. Bulduğum ürün alibaba.com sitesinde üreticisi tarafından tanesi 2.5 dolar ile 7.5 dolar arasında satılıyor. İstanbul satış fiyatı? 110 TL Bu ürünleri ithal edenler malum 6-7 ay bazen 1 sene öncesinden ithal etmiş oluyorlar. Doların 2.5 TL olduğu zamanlarla şimdileri kıyaslasak bile aradaki fark FAHİŞ. Basit bir bakkal hesabıyla, bu aldığım ürünün maliyeti-gümrüğü-kargosu herşey dahil 10 dolar olsa. Geçen senenin kuruyla 25 TL bu senenin kuruyla 37 TL. 110 TL’ye sattıklarında aradaki fark birinde %450, diğerinde %300. EL İNSAF!

Bu merhametsizliği, bu vicdansızlığı toplumumuza sokanlar kazandıklarını zannediyorlar, bu ürünleri alan kişilerin kendilerine sokulan kazığı anlamadığını zannediyorlar. Halbuki bu şekilde canlarını yaktıkları insanlar yavaş yavaş merhametlerini kaybediyor. Bu ürünleri alanlar ve kazığı yiyenler; doktor, öğretmen, memur, işçi olsun. Ellerine bu kişilerin yakınları geçtiği zaman apandisitlerinden, bademciklerine kadar bütün organlarını para için kesecekler. Öğretmenler yol gösterilmesi gerektiğinde çocuklarına merhamet etmeyecekler, memur işlerini görmeyecek, işçi betonu güzel karmayacak dolayısıyla kendi açtıkları pislik içinde hem kendileri hem toplum olarak hepimiz boğulacağız.

110 TL'ye satın aldığım Alçısız Amerikan Ateli Senboni XB430
110 TL’ye satın aldığım Alçısız Amerikan Ateli Senboni XB430
$2.46$ ile 7.05$ arasında üreticisinden satılan Alçısız Amerikan Ateli Senboni XB430 Alibaba Satış Fiyatı
$2.46$ ile 7.05$ arasında üreticisinden satılan Alçısız Amerikan Ateli Senboni XB430 Alibaba Satış Fiyatı

Konferans – Seminer ve Diğer Sosyal Faaliyetleri Takip Edebileceğiniz Siteler

Türkiye’de hep negatif şeyler oluyor gibi göze çarpıyor ama hayat herşeye ve her türlü probleme rağmen devam ediyor ve güzel şeyler oluyor. Gözüme çarpan ve en çok hoşuma giden iki tane siteyi sizlerle paylaşmak istedim.

1. www.girisimhaber.com : Girişim Haber sitesi İdris Cin beyin önderliğinde güzel bir kadroyla, Türkiye’de nerede aktivite ve girişimcilik ile ilgili haber varsa paylaşıyorlar. Bilhassa yeni alanlara yönelmek isteyenler ve her türlü sektörden haberdar olmak isteyenler için sık kullanılanlara eklenmesini ve gün aşırı bakılmasını tavsiye ederim.

2. www.etkinlik.com.tr: Tam olarak nasıl bir ekip tarafından yönetildiğini bilmememekle birlikte, kendisine has bir tasarımla ve güncel içeriğiyle bilhassa İstanbulda düzenlenen konferans, seminer gibi programları takip edebileceğiniz güzel bir site. İstanbul sayfası faaliyetleri organize bir şekilde görmenizi sağlıyor. Bunun yanında siteye üye olursanız, isteklerinize göre size yeni faaliyetlerle ilgili bildirim emaili gönderiyorlar.

Meetup.com, eventbrite.com gibi yabancı menşeili siteler mevcut ama yerli olmaları açısından bu iki siteyi paylaşmak istedim.

IŞİD – Ortadoğu ve Fitne Üzerine

2015 yılına gireli 3 ay oldu. Bilhassa Suriye’deki iç savaşın başladığı 2011 yılından beri aklımda devamlı bir fikir dolaşıyor.

Dünyada yanan ateş neden hep müslüman topraklarında? Filistin, Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Tunus, Libya, Bangladeş, Myanmar, Doğu Türkistan …

Efendim, islam zaten gerici, müslümanlar cahil vesaire vesaire, GEÇİNİZ lütfen. Eğer bu argüman doğruysa, sadece müslümanlar mı cahil? Güney amerikadakiler, Çin’in büyük bir bölümü çok mu ileri?

Ben ise durumu çok farklı değerlendiriyorum. Şu an yaşadıklarımızla 100 yıl önce dedelerimizin jenerasyonunun yaşadıkları arasında çok büyük benzerlik görüyorum. Ne tarihçiyim ne de sosyolog dolayısıyla bu konuyu metodlarına uygun bir şekilde tahlil edemiyorum. Okumaya devam et

Birbiriyle Yarışan Aynı Kulvarın İnsanları

Dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum, toplumlar halinde yaşayan insanlar kendileriyle belli ahlak kavramları içerisinde adeta yarışıyorlar. Necip Fazıl’ın o veciz ifadesiyle, “oluklar çift, birinden nur akar birinden kir” dediği gibi. İyilikte yarışanlar bir kulvarda giderken, ömürlerini dünyaya adayan insanlar da ayrı bir yarış içindeler ve bu yarışlar nedense ahlaksızlık ve hayasızlık istikametinde artarak devam ediyor.

Kadınlar ve erkekler haya duygusunu yitirdikçe, sınırlar aşılmaya başlıyor. Önce mahrem diye bildiğimiz vücut bölgelerinin fâş ediliyor. Erkek için kısa kollu tişört olabilir, bayanlar için yine kısa kollu bir tişört veya gıdık bölgesinin gösterilmesi olabilir. Ondan sonra giyilen kıyafetlerin boyunun kısalması, uzun eteğin kısalması, diz altına gelmesi süreci başlıyor. Önemli toplantılarda veya iş görüşmelerinde, mini etek giyilebilir hale geliyor. Bu süreçte başka bir boyut da örneğin denize girme alışkanlığında yaşanıyor. Baştan belki bayan olmasına rağmen şortla v.s. ile girerken artık bikini yani bildiğimiz “iç çamaşırı olan don ve sütyenin renkli hali” ile ortalıkta dolaşma durumu başlıyor. Türkiye’de bu işin ilk temelini atan yerler orta okullar ve liselerdir.

Perdeler yırtıldıkça o kişinin gözünden kendi dünyası ile etrafı da kendi değer normlarına göre normalleşiyor. Etrafında o tarzda insanları görmeyi arzu ediyorlar. Eşlerini ve hayat arkadaşlarını o şekilde belirliyor. Bu şekilde bitmiyor. Bu sefer çocuklarına sıra geliyor. Çocukları doğduğu zaman, yola çıktıkları kıyılardan artık çok uzakta başka limandalar, yani yaşama bakış açıları bambaşka bir hal almış ve o anki değer yargıları neyse çocuklarını da oradan yetiştirmeye başlıyorlar. Yani ne kadar kirlenmişlerse, yeni gelen nesil o kirliliğin içine doğmak zorunda kalıyor.

Burada dikkat çeken ama bir o kadar da rahatsız edici bir hatıra anlatmak istiyorum. South Carolina’da doktora yapan bir arkadaşımın birebir gözünün önünde gerçekleşen bu olayda, iki genç kız var. Bu kızlardan bir tanesi diğerine kızmış ve sokak ortasında bağırıp çağırıyor. En sonunda, çok afedersiniz, “senin benden farklı neyin var, işte bendekiyle aynı” diyerek, iç çamaşırlarını çıkartıyor. Aynısını karşısında bağıran kız da yapıyor ve durum söz de eşitleniyor. Sokak ortasında gerçekleşen olayın garabetine bakar mısınız? Peki bu genç kızlar, en mahremlerini nasıl sadece bir organa indirecek bu noktaya geldiler? Bunun cevabını aramaya, Amerika’da ortalama bekâretin yitirilme yaşının 13 olduğuyla başlarsınız, daha iyi anlarsınız. 18-20 yaşlarına kadar neler yaşanıyor, yani mahremiyet perdesi denebilecek neredeyse birşey kalmıyor.

Sanırım bu durumlardan dolayı, Amerikan imparatorluğu bir toplumu ele geçirmeye ilk televizyonlardan ve filmlerden başlıyor. Görmedikleri şeyleri onlara göstermek ve gözlerindeki perdeleri yırtmakla başlıyorlar. Perdeler yırtıldıkça, kendisini daha medeni sanan bir toplum ortaya çıkartıyorlar. Bu toplumlar da kendilerinde yine bu belirlenen kulvarlarda ve yarış kuralları içeresinde, “ahlaksızlık ve hayasızlık” yarışı içinde yuvarlanmaya, nesilden nesile aktarılan bir hastalık olmasından dolayı da içinden çıkılamayan kronik bir vakıaya dönüşüyor.

Filistin, Suriye, İsrail ve Ahir Zaman

Malum, Filistin bombardıman altında. Daha doğrusu Filistin’den kalan, açık hava hapishanesinde yaşayan Müslüman kardeşlerimiz ramazanda oruçlu olarak kurban ediliyor. Peki biz ne yapıyoruz? Birleşmiş Milletlere başvuruyoruz. Ne kadar garip değil mi? 2 Milyara yakın Müslüman aleminin başvurabildiği tek merci, yine bu zulmü yapanların buluştuğu Hristiyan ve Siyonist ajandaların birleştiği Birleşmiş Milletler.

Bir hadis-i şerif sabahtan beri zihnimi kurcalıyor. Ahir zamanda müslümanların ölüm korkusu ve dünya sevgisi… Neticesinde kazandığını zannederken birer birer kaybedeceği; dini, nesli ve insanlık gururu. Suriye ve Mısır’ın refah kapısı sınırına 1 MİLYON Müslüman gitse ve “EY ŞEREFSİZ ESED, ŞEYTANYAHU BU KAHPELİĞİ DURDURMAZSANIZ BİZ SINIRDAN GEÇİP SAVAŞMAYA GELİYORUZ” dese, sizce sonucu ne olur?

Sizi bu düşüncelerle ve Peygamber efendimiz (sav) ‘in hadis-i şerifiyle başbaşa bırakıyorum:

Resulullah (sav) buyurdular ki:
“Size çullanmak üzere, yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi, birbirlerini çağıracakları zaman yakındır.”
Orada bulunanlardan biri: “O gün sayıca azlığımızdan mı?” diye sordu:
“Hayır,” buyurdular. “Bilakis o gün siz çoksunuz. Lakin sizler bir selin getirip yığdığı çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöpler durumunda olacaksınız. Allah, düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!”
“Zaaf da nedir ey Allah’ın Resulü?” denildi.
“Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!” buyurdular.

Filistin Üzerine Şu Ana Kadar Yazılanlar

Dikkatimi çeken güzel bir siteyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Dunyabizim.com sitesi entellektüel yazılarla dolu, gündemin boş tartışmalarının dışında, fikir ve analiz paylaşan bir site. Malum, Filistin dediğimiz küçücük ada parçası yine çalkantılı, benim de dikkatimi bu sitede yayınlanan “Filistin üzerine kimler ne yazmış” yazısı dikkatimi çekti, sizinle paylaşmak istedim.

Farklı Olmak

Toplumların ve modern dünyanın yöneldiği tek yön “aynılık”. Bizden istenilen, satır satır birbirimizin üstüne yığılmak ve kendimizi hep farklı hissettiğimizi düşünmemize ve istememize rağmen, birçok alışkanlıklarımızın ve yaptıklarımızın aynı olmasıyla sonuçlanan bir modernleşmeyi yaşıyoruz. İlginç tarafı ise, bunca ortak noktamıza rağmen birbirimize karşı yanlızız. Bize özelleştirildiği iddia edilen bütün sunumlar sahte bir duygudan başka birşey değil. Bizi bizden daha iyi tanıyabileceğini iddia eden ama kendisini dahi bilmeyen birkaç bilgisayar ahmağından ibaret teknoloji. Bizi bize özelleştirmeyi isteyen ve kendisini “seçilmiş güruh” olarak gören ademoğullarından bir kesim, dünyadaki sayıca azlığına rağmen 7 milyarlık dünyayı kapsayabilmenin ve yönlendirebilmenin arzusu ve hırsı içinde iken biz kendimizle ilgili bütün verileri ortalığa saçmakta birbirimizle yarışıyoruz. Bize ait olan bütün verileri toplayan, bunları kategorilere ayıran ve bu verilerin üzerinden bize tavsiyelerde bulunacak 21. yüzyılın yeni “robot”ları üzerinde çalışan, aldıkları her veriyi patentleyen ve adeta özel kutucaklara koyup ilanihaye silinmeyecek şekilde muhafaza eden bu kişileri nasıl oluyor da hiç göremiyoruz? Kölesi yapıldığımız modern kapitalist hayatın getirdiği acılar yetmemiş gibi, ortalığa saçtığımız ve şahsiyetimizi temsil eden bilgilerin kölesi de olmamız ne kadar acı.

Kimden mi bahsediyorum? Google’dan, Facebook’tan, Twitter’dan, internetten, cep telefonlarından, cep telefonlarındaki uygulamalardan ve dijital ortama bizimle ilgili aktarılan her türlü bilgiden bahsediyorum. Bu her türlü bilginin hiçbirisini silemeyecek oluşumuzdan. Bir dakika sonra öldüğümüz takdirde, üzerindeki sahte mülkiyet hakkımız (sadece kullanmaya yönelik) bulunan bu verilerin hepsini tamamen devrettiğimiz asıl sahiplerinden bahsediyorum. Bu verilerin hiçbir zaman silemeyişimiz bir yana, kaç kopyasının yapıldığını, kaç kez satıldığını, kaç analizde ve lab çalışmasında kullanıldığını dahi bilemiyoruz.

21. Yüzyılda kendisi olmak isteyen, özgür olmak isteyen ve sadece kendisiyle muhatap olmak isteyenlere, neleri yaparsam farklı olurum diyenlere cevabım:
-Facebook/Twitter/Pinterest/Instragram hesabınızın olmamasıyla
-Sizden istenen TV programlarını (Acunun ABD’den çalıntı yarışmaları, TV’deki tartışma programları, saçma sapan magazin programlarını) izlememek ile
-Futbol/Basketbol gibi sporların S’sini dahi yapmazken, taraftarlığıyla vakit kaybetmemekle
-Bütün gün internette gazete sitelerini okuyarak vakit geçirmemekle
-İnterneti bir amaç olarak değil araç olarak görüp, kullanıp bir kenara atarak gerçek hayatımızı yaşamakla
-İçinde onlarca kansorejen kimyasal madde ve hayvanlardan elde edilen hormon ihtiva eden parfüm, şampuan, jöle, ruj, saç boyası kullanmamakla

Bu liste daha çok uzayıp gider ama modernitenin üzerimize kurduğu baskının belki bir kısmını burada zikrederek hatırlatmak istedim. Daha bunun gibi birçok şeyi “YAPMAMAK” ile bunları yapan milyonlarca insandan farklı olabiliriz.
Bunların hepsini yaparken ve bize yüklenmek isteyen her türlü algıyı alırken ve bizden beklenen her türlü tepkiyi verirken, nasıl farklı olduğumuzu düşünebiliriz? Twitter profili olup, arka görüntüsü ve farklı bir mesaj veren kişi ile yine twitter profili olup farklı arka görüntüsü ve başka bir mesajı olan ikinci bir kişinin birbirinden ne farkı var? İkisi de bu bilgilerin muhafazası için Twitter’a %100 güveniyor ve ikisi de kendisi profilini ziyaret edenlerde farklı etkiler oluşturmayı bekliyor. Hepsi bu kadar.

Halkın Seçim Yapmasına Darbe

Devletsizleştirme projesinin ilk adımı, sosyal olarak birbirinden kopmuş, aile-komşuluk bağları asgariye inmiş toplumun, yavaş yavaş birbirlerinden kopartılmaları ve farklılaşmaları neticesinde hızla galeyana getirilebilme dinamiğinin ateşlenmesi ve bu olaylara dışarıdan bakan, tam manasıyla idrak edemeyen 40 yaş üstü yönetici zümrenin eski taktiklerle cevap vermesi zorlanırken, aradaki nesil farklılığının iyice başkalaşmasının sağlanması.

Okulunda öğretmenine hürmet göstermeyen bir öğrenci, çalıştığı yerde üstünün emirlerine ehemmiyet vermeyen bir çalışan ve ortak alanların yönetimi için seçeceği kişilere güvenmeyen bir toplum teşekkül etmesi. Dolayısıyla siyasetin ve seçim hakkına darbe yapılarak “kaş yapıyoruz derken gözü hatta yüzü parçlayan” bir hareketin teşekkül etmesi sağlanacaktır.

Neticesinde geçersiz kılınan seçimler, seçilmişin kabul edilmeyişi ve bölgesel isyanlar.
Bu bölgelerin yavaş yavaş birbirinden kopuşları, hali hazırda psikolojik olarak kopmuş (Doğu ve Güneydoğu – Kırım, İspanya v.s.) bölgelerin tamamen kendisini farklı görmeye başlamış ve Mısır+Ukrayna’nın birleşim kümesi bir toplumsal tezahür. Bütünden kopan, bir yandan da seçimle adam getirmek yerine darbeyle başına elinde silah olan ve tek iradesi olan ekipleri getiren, genç 40 yaş altı, deneyimsiz ama bir o kadar kibirli ve ben en iyisini bilirimci nesiller.

21. YY Milletleri Devletsizleştirme Yüzyılı

Eğer duymayanınız varsa rahmetli Aytunç Altındal’ı (Aytun Altındal) Youtube’dan bulup izlemenizi tavsiye ederek başlamak istiyorum. İçinden geçtiğimiz süreç ve anlam veremediğimiz birçok olayla ilgili göz açıcı, basiret ve feraset yüklü birçok beyanatını bulabilirsiniz.

Arap coğrafyasıyla başlayan ve sırasıyla Türkiye, Doğu Avrupa ve bilahere diğer ülkelere sıçrayacak bir” devletsizleştirme projesiyle” karşı karşıyayız. Devletleri yönetenlerin gizli sandıkları kirli ilişkiler, daha da kirli ekipler tarafından ifşa edilmek suretiyle çok ciddi bir düzensizlik, anarşi ve çatışmaların yaşanacağı bir sürece girdik. Bu süreç neticesinde, coğrafya dersinden bildiğimiz adeta yer kara parçalarının oynaması, sınır sandığımız yerlerin değişmesi, devlet sandığımız bölgelerin başka güçler tarafından yönetilmesi gibi bir süreçten bahsediyoruz. “Yeni Dünya düzeni” ismiyle de anılan bu süreç Aytunç Altındal’ın tespitine göre 1989 yılında başladı. Yine kendisinin anlatımıyla 36 yıllık sürecek bu süreçte, hepimiz bildiğimiz ve inandığımız herşeyin aslında öyle olmadığını görmek zorunda bırakılacağız. Bu şekilde olması neticesinde, çok ciddi bir güvensizlik-huzursuzluk ve savaş ortamı oluşacak. Bu 36 yıllık süreçleri, Aytunç Altındal’ın 1989 yıl tercihini dayanak alarak alttaki şekilde kendimce yorumluyorum:
1881 – 1917 süreci – Dünya çapında kafa karışıklığının başladığı süreç
1917 – 1953 süreci – acıların çekildiği süreç
1953 – 1989 süreci – sefa sürülerek bu süreçte yeni nesillerin geçmişi unutmasını sağlanması
1989 – 2025 süreci – Dünya çapında kafa karışıklığının başladığı süreç
2025 – 2061 süreci – acıların çekileceği, muhtemelen büyük savaşların olacağı dönem
2061 – 2097 süreci – tekrar bir keyif, neşenin temin edilip tarihin unutulacağı dönem

Bu yazıyı okuyan genç arkadaşlarımıza, şiddetle sahih tarih kitapları bulup okumalarını tavsiye ederim çünkü günümüzün bütün dertlerinin şifası tarihte mevcut. Şu an yaşananların hepsi tarihte onlarca kez yaşanmış ve aynı acılar çekilmiş, tarihten ders çıkartanlar bu fırtınalı ortamlardan hep sağ ve salim çıkmıştır.

İçinde bulunduğumuz süreçte, devletsizleştirme projesinin en büyük ayağı, “açık istihbarat” denilen, internete saçılmış bilgi ve verilerin, analiz-sentezden geçirilmesi, bu bilgilerin sistemin içine enjekte edilmiş kişilerden elde edilen diğer istihbaratlarla birleştirilmesi suretiyle, toplumları galeyana getirilecek şekilde ifşa edilmesinden geçiyor. Bunlar ifşa edildikçe, “ne kerizmişiz”,”ne salakmışız”,”aldanmışız” diyen yüzbinler sistemi düzeltme aklını göstermek yerine, içlerine yerleştirilen provakatörler vasıtasıyla anarşiye kayıyorlar. Akl-ı selim ile acaba biz neredeyiz, bu sistemi en başından nasıl tesis edebiliriz demek yerine, insanlar kendi elleriyle büyük bir buhranın ve karışıklığın içine itiliyor.

Bu blogda bundan önce dile getirdiğim gibi, bu sistemi yönlendirmeye çalışan ekiplerin nihai hedefi bu sefer Amerika imparatorluğunu yıkmak suretiyle yerine Büyük İsrail projesi olarak hayal ettikleri, ortadoğuda Hz. Davudun veya Hz. Süleyman’ın yönettiği tarzda bir imparatorluk hayal ediyorlar. Zamanın ve mekanın öneminin kalmadığı, istedikleri zaman çok büyük kütleleri yerinden taşıyabildikleri çok büyük bir güce sahip bir imparatorluk hayalini yaşayan bu zümre, Wallstreet’ten trilyonlarca doları 2001-2008 sürecinde, bütün dünyaya göstere göstere çaldıkları halde, karşılığında hiçbir cezaya tabi tutulmadılar. Dünyada çok büyük bir fesat peşinde koşan bu zümreyi Kuran-ı Kerim’de birçok kez anlatılırken şahit oluyoruz. Kuran-ı Kerim’de fesat çıkarmayla ilgili mevzuların çoğunun İsrail oğullarıyla ilgili bölümlerde geçmesi ise çok dikkat çekicidir. Kendileri birçok kez uyarılmalarına rağmen, son bir kez daha dünya çapında çok büyük bir fesat peşinde koşmaktadırlar.

Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. (Bakara 11)

Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik. (Bakara 60)

Uyanıklar!

Uyanıklar!

Malcom X (rah)’e ait çok düşündürücü bir söz:
Bütün uyuyanları uyandırmak için bir uyanık yeter.

Müslümanlar uyuyor. Hatta bütün Dünya uyuyor. Ellerine verilmiş bir teknoloji çılgınlığı, twitter-facebook-iphone-android ve acaba bu akşam TV’de oynayacak dizide ne var, hafta sonu şu filme gidelim mi ile haftalar-aylar geçiyor. Parayı kontrol eden finans merkezleri hiç uyumuyor. Devamlı fitne-fesad çıkartmak için operasyon yapıyorlar. Venture Capitalist ismi altında oluşturulan paralı haçlılar (aslında ellerinde Davudun yıldızı var) bütün dünyaya sanal bir ruh giydirdi. Startup ve girişimcilik adı altında herkese altın tepside sunulan “milyarder” olabilme hayali ve herkesin bir Mark Zuckerberg olabilme durumu adeta fenonemenleştirerek, yüzbinlerce telefon uygulamarının, yüzbinlerce facebook oyunlarının ortaya çıkmasını sağladı. Bu sanal ruh, insanları topluluklar içinde yanlızlaştıran, inanılmaz bir bilgi akışının içinde cahilleştiren ve her yönden gelen datalarla insan muhakemesini işlevsiz hale getiren bir yapıya dönüştürdü. Artık kim hakiki, kim yalan, söylenenlerden hangisi doğru, hangisi yanlış ve en kötüsü ne yapmalıyızın cevabını bulmamız neredeyse imkansızlaştı. Her konunun savunucusu birçok taraf var. Bu birçok tarafın birçok taraflarla gizli menfaat ve çıkar ilişkileri var ve iş bu şekilde içinden çıkılamaz bir hal alıyor.

Dikkatimi çeken en hassas nokta. Birileri uyumuyor! Yahudi diyebileceğiniz, Siyonist diyebileceğiniz ama neticesinde bütün dünyayı yeni bir imparatorluk başlığı altında yönetmek isteyen, yeni kurulacak oluşumun merkezini Büyük İsrail ismini verdikleri Osmanlı coğrafyası merkezli topraklardan yapma hissiyatları hiç değişmiyor. Adeta 11 Eylül 2001 saldırısını bir başlama atışı gibi kullanarak, önce global finansal sistem içindeki trilyonlarca dolarlık parayı zimmetlerine geçiriyorlar. Akabinde Büyük İsrail projesiyle ilişkili olabilecek bütün ülkelerde birer birer fay hatlarını çatlatmaya ve orta-büyük ölçekli depremler oluşturmaya çalışıyorlar. Kurdukları fesad oyunu çok büyük ve içinden çıkılması çok zor gözüküyor. Yazımın başında bahsettiğim Malcom X’in (rah) sözüne geliyor. Şu anda uyuyan bütün milletleri uyandırmak için bir uyanık yeter. Ama bu uyanma safhası, 1. Dünya savaşında yaşandığı gibi çok kanlı bir operasyonla mı olacak yoksa gerçekten insanlık başına örülen bu çorabı erken bir noktada tespit edip, doğal bir reflekse bertaraf mı edecek?

İkinci ihtimalin olması çok zayıf gözüküyor. En iyisini Allah bilir ama resim çok iç karartıcı. Ailelerin dahi parçalandığı, toplumların bireyselleşme-bencilleşme ve sadece kendi isteği etrafında bir düzen kurma nefsaniyeti içinde böyle bir tâbi olma olayının gerçekleşmesi çok zor. “Ben aslında”, “ben söylemiştim”, “ben yaptım”,”bundan olduğu için” ile başlayan enaniyet cümlelerini herkes, bir diğerinin yüzüne veya gıyabında söylerken, şahsi üstünlüğünün baskınlığını ve kabul edilirliğini sağlamak adına karşısındakini ikna etmek için 2 katı daha fazla konuşmak zorunda kalması ve daha nice ruh-i enfeksiyonlar ve bunalımlar gösteriyorki, insanların bir hakikat etrafında ittifak etmesi gün geçtikçe zorlaşıyor. Çünkü herkesin içinde “ben” diye bir put ve putun etrafında “benim isteklerim” ve “benim hayallerim” şeklinde putcuklar tezahür ediyor.

Halbuki günlük koşuşturmanın dışına çıkılması halinde belki elimizden gelebilecek o kadar çok şey varki. Örneğin bir Kürt meselesi. Bu kadar büyük bir toplumsal mevzuyla ilgili en azından şöyle 5-10 milyonluk bir nüfusun Doğu şehirlerini seyahat edip olayları yerinde görmesi, arkadaş biz kardeşiz siz niye böyle yapıyorsunuz demesi gerekmez miydi? Örneğin Suriye meselesi. Halep-Latakya İstanbul’a uçak+karayolu ile 3-4 saat mesafede. Şu anda Türkiye’yi en derinden etkileyen bu mevzularda yüzlerce tweet atmanın, binlerce dakika internet sitelerini kurcalamanın ve haber okumanın halbuki kazandırdığı hiçbirşey yok.

Editörlerin, habercilerin, haber ajanslarının ve daha belki bilemediğimiz hangi güç katmanlarının kontrolünden geçip yayınlanan haberlerle bizim algımız kontrol edilirken, uyanıklar uyumuyor.

Amerikan Türkçesiyle Konuşulanları nasıl anlarsınız?

TV’lerde her akşam farklı bir tartışma ve analiz-sentez programı var. Her birinde sayısız uzman. İlgimi çeken ortak noktaları, hepsi de zuzaylı gibi bir dil ile konuşuyor. Az çok ne demek istediklerini hepimiz anlıyoruz ama bu tabirler nereden türedi diyorsanız işte kullandıkları tabirler ve ingilizceleri.

Not: Bu listeyi, çakma türkçe konuşan asilzadelerimizin dediklerini duydukça güncelleyeceğim.

At the end of the day – Günün sonunda
Bunu en çok finans ve ekonomiyle uğraşanlar söylüyor. Hasılı, netice olarak, son tahlilde gibi bir ifade kullanabilecekken “günün sonunda” demeyi tercih ediyorlar.

Big picture – Büyük Resim

Pull the plug – Fişi çekmek

Light at the end of the tunnel – Tünelin sonundaki ışık

Worst case scenario – En kötü senaryo
En kötü ihtimal

Best case sceneario – En iyi senaryo
En iyi ihtimal

Road map – Yol haritasi

Hard choices – Zor seçimler

Common ground – Aynı zemin
Hem fikir olduğunu belirtmek için kullanıyorlar.

Bring to table – Masaya getirmek
Bu konuyu masaya sen getirdin, gündeme sen getirdin.

In real world – Gerçek dünyada

Gezi Parkında Düzenlenen İntifada Üzerine Analiz

intifada (intifa:da) Filistin halkının başkaldırısı. Zalim İsrail devletine karşı isyan ve başkaldırı.

Gezi Parkındaki İntifada (?!!): Zalim Türkiye Cumhuriyetine karşı bir başkaldırı.

Acaba gerçekten öyle mi? Gerçekten Zalim bir Türkiye’ye karşı yapılan meşru bir hak araması mı? Meşruiyetini alkol yasağından, çarpık kentsel yapılaşmadan, PKK’ya verildiği iddia edilen hayali imtiyazlardan, devletin parçalandığı iddialarından, sosyal hak arayışından, ranttan ve adam kayırmacılığından aldığını iddia eden bu çatışma ne kadar reel?

Gezi Parkı neticesinde gözünü ufka çevirmiş ve ileride neler yapacağını düşünen Türkiye birden bire önündeki at pisliğini görmüş ve ona da dürbünle bakmaya zorlanmıştır. Enerji ve zaman kaybetmenin yanında sosyal olarak ikiye, üçe, dörte ayrılmış. Facebook ve Twitterda birbirini takip etmeyi meziyet sayan kesimler, bütün mahremlerini sokağın ortasında sergilemiş ve toplum kamplaşmış durumda.

Bu olayın “haklı” iç dinamikleri olmasına rağmen benim dikkatimi çeken en önemli dış boyutu Suriye. Suriyede süren, Bosnadan bile çok daha kanlı bir savaşın birebir müdahilleri, Suriye-İran-Rusya-Irak-Lübnan alenen Türkiye’yi yönettiğini düşünen kadrolara bence çok ciddi bir mesaj vermiştir. Bu mesaj şudur: “sen bizim Moskovamızda, Tahranımızda, Beyrutumuzda, Bağdatımızda toplumsal hiçbir faaliyet gösteremezsin ama biz bütün olarak çalışarak sizin İstanbulunuzda hem de Taksiminde çok ciddi bir isyan ve galeyana sebep olabiliriz”.

20.YY yeni düzeninde kurgulanan her toplumsal olayın arkasında finansal kaygılar zinciri dönüyor. Bunun ne olduğunu toplumumuzun büyük çoğunluğunu oluşturan beyaz ve mavi yakalı nüfusun anlaması çok güç çünkü ticari menfaat, bir işten nemalanmak, bir diğerinin zayıflığından faydalanmak ve oradan güç elde etmek ne demek aylık mutad maaşlı yaşayan bir kesime izah etmek çok zor. Serbest piyasanın vahşiliğinden, para adına yapılan dostluklardan ve menfaat ilişkilerinden bahsedemezler. Birbirini tasviye etmeye çalışan güç gruplarının kendi içindeki mücadeleleri ve köşe kapmak için yaptıkları piyasa savaşlarını, evini geçindirmeye, çocuklarını yetiştirmeye çalışan bir nüfusa izah etmek çok zor.

Manidar olan; Suriye savaşının tarafları olan Doğu Cephesinin Türkiye’de yapmak istedikleri bu operasyonun tam bir iz düşümünün eş zamanlı olarak Batı Cephesi dediğimiz Avrupa ve ABD’deki Siyonist-Hristiyan koalisyonu tarafından da istenmiş olması. Düşmanımın düşmanı dostur şeklinde bir senaryonun içinde miyiz yoksa çok taraflı-çok menfaatli-çok güdümlü bir oyunun aslında hedef tahtasına konmuş devlet biz miyiz?

Koç Grubu, Boynerler, Doğan Medya (provakatörlüğü çok ustaca yaptı bu sefer!), Bilgi Üniversitesi, Koç Üniversitesi, yurt dışında yatırımcı kisvesi altında Newyork Times-Washington Times’a ilan verenler, Faiz lobisi, Fenerbahçe-Beşiktaş spor klüpleri, sanatçı diye önümüze konulan kişiler ve diğer menfaat gruplarının olaya Batı cephesini teşkil etmesi.
Rusya odaklı Komunist parti grupları, Cem Evleri – Caferi Şiileri ve Aleviler (el altından ama kesinlikle organize), Ulusal Kanal, Halk TV, Ulusalcı-Kemalist yapı Doğu cephesini teşkil ediyor.

Peki biz bu noktaya nasıl geldik veya getirildik? Bütün düşmanlarımız neden bir anda bir araya geldi? Şöyle bir hatırlayalım.

  • Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Filistin’e Haziran ayında resmi bir seyahat düzenleyecek ve oradan bütün ortadoğuya bir mesaj verecekti.
  • Suriye’deki savaşta önce Reyhanlıda bomba patlatılarak Türkiye’de alevi kısım galeyana getirildi. Ulusal Kanal, Halk TV yüzlerce insan öldü diye lanse etti.
  • Hizbullah ve İran resmi olarak savaşa katıldı. Kuseyr ele geçirildi, Haleb’i işgal etmeye yukarıya geliyorlar.
  • Şii Caferi Selahaddin Özgündüz, Alevi CHP’li Hüseyin Aygün, yazar adında geçinen İran mollalarının dizinden kalkmayan Kenan Çamurcu, anti kapitalist İhsan Eliaçık, BOP’un ve Fethullah Gülen camiasının en büyük düşmanı Haydar Baş şiilerin itikadlarını överek taarruza geçti.
  • Irak Devlet Başkanı Şii Maliki ve Kürt bölgesi başkanı Barzani ilk defa bir araya geldi.
  • İranda uzun süreden sonra seçimler oldu, ılımlı denilen yeni lider ve mahkemeye hesap veren bir Ahmedinejad görüntüsü çıktı
  • Avrupa Birliği ile ilgili gelişmelere gebe olan ilişkilerin bilhassa Alman Yeşiller partisinden gelen grubun Almanyada canlı yayınlara çıkarak, Türkiye devleti faşist-terörist bir devlet olarak lanse etmesiyle Almanyada çok ciddi bir Türkiye aleyhtarı reaksiyon gelişti

İçerde:

  • 28 Şubat davasındaki 75 sanıktan 37’si tahliye edildi. Tankları yürüttüğü ifade edilen komutan Erdal Ceylanoğlu ve Engin Alan tahliye edildi.
  • Türkiye tarihinde en düşük faiz seviyelerine düştü. Ev satışları ve iç piyasada faizden etkilenen bütün sektörler inanılmaz bir hareketlenme yaşıyordu.
  • Dolar bugün itibariyle yeni rekorlar deniyor, dolarla borçlanan birçok kurum da çok büyük zararlar var.
  • Borsada yapılan operasyonlarla 2 milyar doların üzerinde likit gitti.
  • Devletin zararı 200 milyon TL’nin üzerinde diye ifade ediliyor.

Bunların arasından en büyük zarar ülke içindeki psikolojik parçalanma. “Dost sandığımız kişiler bizden nefret ediyormuş algısı” bütün ilişkileri bitirme noktasına getirdi. Halbuki bu kadar kin duyacak ne vardı? Kemalist ideolojinin bir kesime verdiği “sen üstünsün çünkü sen türksün, senin asaletin kanından, Atatürkünden gelir, rakı içmeden, başını ONLAR gibi değil de köylü ninelerin gibi bağlamandan gelir” şeklinde giydirdiği karakter tam manasıyla bu olayda bir mütedeyyin kesim düşmanlığıyla neticelendi. Tencere tavaları parçalarcasına dövenler, Kabataşta başörtülü bir anneyi darp edip tecevüze yeltenenler, TEM’de arabalar geçerken teker teker içlerini kontrol edenler bunların tezahürü idi.

1908 Meşrutiyet isyanıyla 2013 Gezi Parkı isyanı arasında ilginç bir benzerlik söz konusu. 1908 yılında Türkiye’ye telgraf ve iletişimin kısalma durumu daha yeni gelmişti. Bu imkanları kullanarak çok hızlı hareket eden bir güruh sistemi egale etti. 7 yıllık Facebook, 4-5 yıllık Twitter Türkiye’de bir kesim tarafından o kadar domine edilmiş ve adeta savaş aracına dönüştürülmüşki, 1908’de telgrafı ve hızlı iletişim araçlarını kullanarak, azınlık oldukları halde sistemi ele geçirme darbesine kalkışanlarla 2013’te bu operasyonları yapanların aynı kesim olması çok düşündürücü. Ergenkonun bittiği, Balyozun kenara konduğu sanılırken sanırım herkesin hafızası iyice tazelenmiştir.

Mihraç Ural ve Banyasta Olanlar

Reyhanlıya yapılan saldırı içimizi dağladı. Ama içimizi daha derinlemesine dağlaması gereken bir konu daha var. Son 2 haftadır günlük neredeyse 100’ün üzerinde müslüman Suriye’de şehit ediliyor. Son haftalarda bilhassa İran, Lübnan ve Türkiye’den ciddi bir Şia militanlarının Suriye’ye girdikleri ve Esed’in ordusunun önünde Şebiha denilen terör örgütünü oluşturduklarını söylüyorlar. İlk sırada Şebiha, arkada da Esed’in ordusu, dolayısıyla karşı tarafı oluşturan Özgür Suriye ordusundaki kişiler Şebiha güruhunu halletse arkadan ordu top ve havan mermileriyle savaşırken öldürülüyor veya bulundukları binalar ağır hasar alıyor.

Son haftalarda bir düzine soykırım yapılan şehir bilgisi geliyor. Bunlardan en acısı Banyas’ta Mihraç Ural denilen şerefsiz bir Hataylı nusayri köpeğinin eseri. Şehire girmeden önce vidyoya kaydettikleri emir konuşmasında, şehirde yaşayan hiçbir canlının kalmamasını söyleyen Mihraç Ural, yanında İranlı Şialıların ve bunların katliamına şahit olanların ifadesiyle Lübnan’dan gelen Hizbullah mensuplarının bulunduğu geniş bir orduyla, büyük bir katliam yaptılar.

http://baniasmassacre.blogspot.com/ sitede güncel haberlerin yayınlanıyor.
Fotoğrafları da http://www.flickr.com/photos/baniasmassacre/ sayfasına aktarılıyor.

Twitterda: https://twitter.com/search?q=%23baniasmassacre&src=hash

Kutlu Doğum Haftası Bidatdır

Türkçe sözlük Bidat anlamı
bidat; 1 . İslam dininde hz. muhammed zamanından sonra ortaya çıkan değişik yargılar ve ilkeler.
2 . sonradan türeyen şey.

Son 10 yılda türetilen, kuvvetli olmayan hadislerden yola çıkarak ecdadımız tarafımızdan takip edilen diğer kandiller kadar dahi bile dinimize, hadise ve sünnete hürmeti olmayan bir bidattır hem de. Örneğin Berat kandili İslam aleminde, Hindistan, Pakistan, Bangladeş ve İran’da iştirak edilmektedir, diğer ülkelerde yaşayan müslümanlara “Berat” deseniz, Şabanın 15’i deseniz dahi bişey anlamazlar.

Kutlu Doğum haftası ise hicri takvime bile tabi olmaya gerek duymayan, laik devletimizin ve müstakbel Diyanetimizin otoritesindeki Türk-İslam sentezinin bütün kurallarına uyacak şekilde, Nisan ayının son haftasında doğum günü – nevruz edasında kutlanan, tamamen alelade bir haftadır.

Geçen sene bana gelen “kutlu doğum haftanız mübarek olsun, hayırlara vesile olsun” şeklinde mesajlara “bilmukabele desem, bidata iştirak etmiş olacağım, cevap vermesem size hürmetsizlik etmiş olacağım, ne diyeceğimi bilemedim” diye cevap attığım kişiler benimle irtibatı kesti.

Vahabi (Selefilerin) iddia ettiği gibi her bidat cehennemdir hadis-i şerifini kullanmak niyetinde değilim ama bu mevzuyu da tarihe not düşmek istedim. Bu hafta için Yasinler, Tebarekeler okunmaya, tesbih namazları kılınmaya başladı bile. Mazallah tarih olur da yarın birileri çıkıp Kutlu Doğum kandili diye bişeye dönüştürmeye kalkanlar olursa, birileri de bu yazıyı belki okur da bu işin böyle olmaması gerektiğini hatırlar.

İTÜ Teknokent Firmaları

İTÜ Teknokent firmalarını sitelerinden almaya çalıştım ama flash tabanlı hazırlandığı için akla karayı seçtim. Başkaları bu zorluğu çekmesin diye firmaların listesini buraya ekliyorum.

1. AES MÜHENDISLIK DANISMANLIK YAZILIM VE DONANIM HIZMETLERI LIMITED SIRKETI
2. AIM ENERJI TEKNOLOJILERI A.S.
3. AIR TELEKOMÜNIKASYON ÇÖZÜM.SAN.TIC.A.S.
4. AKADEMI BILGISAYAR YAZILIM OTOMASYON VE DAN.A.S.
5. AKIS ISI VE YANMA TEKNOLOJILERI TIC.LTD.STI.
6. AMVG ULUSLARARASI INTERNET VE TELEKOMÜNIKASYON HIZM.TIC.LTD.STI.
7. ARASTIRMA YAZILIM OPTIMIZASYON VE HIZMETLERI LTD.STI.
8. ARGELA YAZILIM VE BILISIM TEKNOLOJILERI SAN. VE TIC. A.S.
9. ARGENIT AKILLI BILGI TEK. SAN. VE TIC.LTD.STI.
10. ARIT ÇEVRE TEKNOLOJILERI ARASTIRMA GELISTIRME LTD.STI.
11. ARNECA DANISMANLIK VE TICARET LTD.STI.
12. ARTI TEKNOLOJI BORA TAYFUN SAHINOGLU ISMAIL BURÇ SAHINOGLU KOLLEKTIF SIRKETI (TIKLE)
13. ASSECO SEE TEKNOLOJI A.S. (ITD)
14. ATOS BILISIM, DANISMANLIK VE MÜSTERI HIZMETLERI SANAYI VE TICARET A.S
15. ATP TICARI BILGISAYAR AGI VE ELEKTRIK GÜÇ KAYNAKLARI ÜRETIM PAZARLAMA VE TICARET A.S.
16. AUSTEK AKILLI ULASIM SISTEM TEKNOLOJILERI IBRAHIM DELIBASOGLU
17. BILGE ADAM BILGISAYAR VE EGITIM HIZM. SAN. TIC. A.S.
18. BIOT HÜCRE KÖK HÜCRE GENETIK BIYOTEK MAD. SAN. TIC. A.S.
19. BIZITEK BILGISAYAR YAZILIM INTERNET TEKNOLOJILERI TIC. A.S
20. BORDA TEKNOLOJI ARAS. GELIS. ITHALAT IHRACAT LTD. STI.
21. C BILISIM TEKNOLOJILERI VE TELEKOMÜNIKASYON HIZMETLERI A.S
22. DEFNE BILGI ISLEM ÜRÜNLERI SAN. VE TIC. LTD. STI.
23. DENIZ TEKNO DANISMANLIK, BILGI TEKNOLOJILERI VE BILGISAYAR, ITHALAT IHRACAT SAN. TIC. LTD. STI.
24. DIVIT DIJITAL VIDEO VE IMGE TEK.SAN.TIC.LTD.STI.
25.DOGUS PLANET CO., LTD.
26. E – ÇÖZÜM ELEKTRONIK TIC. HIZ.SAN VE TIC. LTD.STI.
27. EASTERN NETWORKS ÇÖZÜMLERI TICARET A.S.
28. EDA (ENERJI, DINAMIK VE AKUSTIK) LTD. STI.
29. EDS HAVA UZAY TEKNOLOJILERI MÜHENDISLIK LTD. STI.
30. EDUSE INTERAKTIF SISTEMLER ARASTIRMA GELISTIRME MÜHENDISLIK VE DANISMANLIK TIC. LTD. STI.
31. EKOMIM-EKOLOJIK MIMARLIK HIZMETLERI ZERRIN YILMAZ VE OGUZ BAYAZIT
32. EKSI BIR ARTI BIR YAZILIM DANISMANLIK SANAYI VE TICARET A.S.
33. ENVIS ÇEVRE VE ENERJI SIS.ARAS. VE GELIS. LTD. STI.
34. ETCBASE YAZILIM VE BILISIM TEKNOLOJILERI A.S.
35. ETERATION BILISIM ÇÖZÜMLERI TIC.A.S.
36. FONOKLIK ILETISIM HIZMETLERI VE TIC. A.S.
37. FOREKS BILGI ILETISIM HIZMETLERI A.S.
38. GEM TEKNO GEMI DENIZ YAPILARI TASARIM TEK. VE ELEK. ELKTR. SAN. VE TIC. LTD. STI.
39. GERGER YAZILIM VE DANISMANLIK HIZMETLERI LTD. STI.
39. HITIT YAZILIM A.S.
40. HITTITE MICRODALGA SAN. VE TIC. LTD. STI.
41. INGENICO ÖDEME SISTEM ÇÖZÜMLERI A.S.
42. INNOVATIVE TECHNOLOGIES AND SYSTEMS LTD. STI.
43. IGDAS(ISTANBUL GAZ DAGITIM SANAYI VE TICARET A.S)
44. I2I BILISIM DAN. TEK. HIZ. VE PAZ.TIC.LTD.STI.
45. IMS YAZILIM DANISMANLIK VE TIC. LTD.STI.
46. INNOVA BILISIM ÇÖZÜMLERI A.S.
47. INOVENSO DANISMANLIK ARASTIRMA GELISTIRME TEKSTIL MAKINA SANAYI ITHALAT IHRACAT VE TIC.LTD.STI.
48. IO ÇEVRE ÇÖZÜMLERI ARASTIRMA GELISTIRME LTD. STI.
49. ISBAK ULASIM HABERLESME VE GÜVENLIK TEKNOLOJILERI SAN. VE TIC.A.S.
50. ISTANBUL BILGI ILETISIM SIST.SAN.TIC.A.S. (IBS)
51. ISTANBUL ULASIM SANAYI VE TICARET A.S.
52. ITÜ MADEN FAKÜLTESI VAKFI IKTISADI ISLETMESI
53. KALEDATA BILGI SISTEMLERI SANAYI VE TICARET A.S. (KALEHOLDING)
54. KARAKULLUKÇU DANISMANLIK LTD. STI.
55. KARBIL YAZILIM VE BILISIM TEKNOLOJILERI TIC.LTD.STI.
56. KARTEK KART VE BILISIM TEKNOLOJILERI LTD. STI. (SMARTSOFT)
57. KARTNET BILGISAYAR SAN.VE TIC.LTD.STI.
58. KODA YAZILIM SAN.VE TIC.A.S.
59. KRON TELEKOMÜNIKASYON HIZMETLERI A.S.
60. MATRIKS BILGI DAGITIM HIZMETLERI A.S.
61. MAXIM MIKROELEKTRONIK TASARIM VE GELISTIRME LTD.STI.
62. MEG ELEKTRIK ELEKTRONIK BILGI VE ILETISIM SIS. SAN. TIC. LTD. STI.
63. MEKATRO MEKATRONIK SISTEMLER ARASTIRMA GELISTIRME TICARET VE SAN. LTD.STI.
64. MIKROELEKTRONIK ARASTIRMA GELISTIRME TAS.VE TIC. LTD STI
65. MIKRO YAZILIMEVI YAZILIM HIZMETLERI BILGISAYAR SAN. VE TIC. A.S.
66. MITOS MEDIKAL TEKNOLOJILER SAN. VE TIC. A.S.
67. MODEL BILGI ISLEM HIZMETLERI SAN.VE TIC.LTD.STI.
68. MVT ENERJI VE SU MÜH. MÜS. ARAS. VE GELIS. TIC. LTD. STI.
69. MYNET MEDYA YAYINCILIK ULUSLARARASI ELEKTRONIK BILGILENDIRME VE HABERLESME HIZMETLERI A.S.
70. NEVOTEK BILISIM SES VE ILETISIM SISTEMLERI SAN. VE TIC.A.S.
71. NTI TEKNOLOJI GELISTIRME VE DANISMANLIK LTD.STI.
72. ODAKENT-ALTYAPI VE ÇEVRE ÇÖZÜMLERI MÜHENDISLIK MÜSAVIRLIK ARAS. GELIS.LTD.STI.
73. ORION ELEKTRIK ELEKTRONIK BILISIM SAN. VE TIC. LTD.S STI.
74. OTAM OTOMOTIV TEK. ARAS. GEL. SAN. VE TIC. A.S.
75. PORTNEO BILISIM SAN. VE TIC. A.S.
76. POZITRON YAZILIM A.S.
77. RASYONET BILGISAYAR YAZILIM VE DANISMANLIK LTD. STI
78. RISK YAZILIM TEKNOLOJILERI LTD.STI.
79. SELEKTIF TEKNOLOJI SAN. VE TIC.LTD. STI.
80. SENTROMER DNA TEKNOLOJILERI LTD. STI.
81. SESTEK SES VE ILETISIM BILG.TEKN.SAN.VE TIC.A.S.
82. SIMTERNET ILETISIM SISTEMLERI REKLAM SAN. VE TIC. LTD. STI.
83. SFS DAN. BIL.ISLEM SAN. VE DIS TIC. LTD.STI.
84. SK PLANET CO., LTD.
85. SOBEE YAZILIM TIC. LTD.STI.
86. SOFTTECH YAZILIM TEKNOLOJILERI ARAS.GELIS. VE PAZ.TIC. A.S
87. SOLVOYO YAZILIM ARASTIRMA GELISTIRME TICARET LTD. STI
88. TAYF OPTOELEKTRONIK ELEKTRON ALETLERI BERK ALKAN
89. TECHNOBEE PROJE VE TEKNOLOJI GELISTIRME YÖNETIM DANISMANLIK EGITIM HIZMETLERI SAN. VE TIC.LTD.STI.
90. TICEM ILERI YAPI TEK.SAN.TIC.DANISM.LTD.STI.
91. TREND TEKNOLOJI VE PROJE GELISTIRME A.S.
92. TÜRK TELEKOMÜNIKASYON A.S.
93. ULUKOM BILGISAYAR YAZILIM DONANIM DANISMANLIK VE TIC. LTD. STI.
94. V.R.P. VERI RAPORLAMA PROGRAMLAMA BILISIM YAZILIM VE DANISM. HIZM TIC A.S. (VERIPARK)
95. VALENSAS TEKNOLOJI HIZMETLERI A.S.
96. VERIFONE ELEKTRONIK VE DANISMANLIK LTD. STI.
97. VESTEK ELEKTRONIK ARASTIRMA GELISTIRME A.S.
98. VIRGASOFT YAZILIM, OTOMASYON SAN. VE TIC. LTD. STI.
99. VISTEK ISRA VISION YAPAY GÖRME VE OTOM.SAN.VE TIC.A.S.
100. VODAFONE TEKNOLOJI HIZMETLERI A.S.
101. YALIN MEKATRONIK – ÖMER HAKAN YALIN
102. YOGURT BILGISAYAR TEKNOLOJILERI TIC. LTD. STI.

Antalya SGK’dan Hukuksuzluk rezaleti

Antalya SGK tam 15 yıl sonra başlattığı borç takip ile bir aileyi baştan sona huzursuz etmeyi becerdi. İl Müdür Yardımcısı Mustafa Dağdelen ve şef Metin Arslan imzalı dökümanlar birkaç haftadır gündemimizi lüzumunun elli katı meşgul etmekte ve bu konuyla alakalı görüştüğümüz kimseler tamamen lakayt bir şekilde “mahkeme açın, kaybederseniz %10 cezamızı alırız, mahkeme açmanız icranızı durdurmaz, açmazsanız da canınız sağolsun faiz işliyor biz paramızı alırız” diyerek hem göz dağı hem de hukuksuzluğun bütün boyutlarını gözler önüne seriyor.

sgk-15-yillik-borc

1998 yılına ait olan 15 yıllık borcun asıl rakamı 150 TL. Gecikme faizleriyle bu para 3500 TL’ye vardırılmış ve bununla ilgili yaklaşık 200 bin TL’lik mülke icra yapılmış. Yapılan bu icralar, hem şirketle hem borçla alakası kalmamış insanlar olmasından dolayı herkes arasında büyük bir huzursuzluğa sebep oldu.

Önümüze koyulan alternatiflere bakalım:
1-Karşı mahkeme açmak. Avukat ve mahkeme masrafları minimum 1500 TL. Kaybetme durumunda hem karşı tarafın avukat masrafını hem borcu hem de borcun %10 fazlasını. Yani 3500 + 1500 + 350 + 1300 = 6650 TL

antalya-sgk-mustafa-dagdelen

Kurumumuz tarafından düzenlenerek gönderilen ödeme emirlerine karşı yapılacak itirazlar da itiraz mercisi 6183 Sayılı Kanunun 58. Maddesi amir hükmü gereğince Kurumumuz değildir.
Tarafınıza tebliğ edilen ödeme emrine karşılık yetkili İş Mahkemelerinde yasal süreci içinde Kurumumuz aleyhine dava açarak borca itiraz edebileceğiniz, yetkili İş Mahkemelerinde borca itiraz etmenizin icra takibini durdurmayacağı ve açacağınız davanızda haksız çıkmanız halinde 6183 Sayılı Kanununu 58/5. Maddesi gereğince %10 oranında icra inkar tazminatına hükümün olunacağı hususunu;
Gereğini bilgilerinize rica ederim.

İl Müdür Yardımcısı
Mustafa Dağdelen

2-SGK’ya mahkeme açtık ve kazandık desek, avukat ve mahkeme masrafları 1500 TL. Üstüne üstük mahkeme açmamız icrayı durdurmuyor, 3500 TL paralarını istedikleri yollardan yine tahsil ediyorlar ve 1 yıl sonra eğer kazandıysak, mahkeme ne kadarını uygun gördüyse o kadarını geri alabiliyoruz.

3-Bu haksızlığa karşı durup ödemezsek, mülkleri icraye veriyorlar, 3500 TL için başkasına ait 200 bin TL’lik mülk satılıyor veya e-haciz dedikleri melanet başlatıldığı zaman kimin banka hesabında para bulurlarsa ona el koyuyorlar. Paralara el koyana kadar da gecikme faizlerini işletmeye devam ediyorlar.

Mürur-u zaman (zaman aşımı) kanunu kullanırız ve dava açarsak kazanırız diye araştırırken SGK’dan öğrendikki gıyabımızda her 5 senede bir “ilanen tebliğ” yani “biz sizi aramayla uğraşamayız, ilan ettik, siz öğrenseydiniz, bizi ırgalamaz” diyerek, her 5 senede bir borcu “kasıtlı” bir şekilde uzatmak suretiyle ana paranın 25 katı parayı tahsil edebilmelerinin önünü açıyorlar.

Siz böyle bir duruma vatandaşlık bağıyla bağlı olduğunuz bir devlet tarafından konsanız ne yaparsınız bir anlatın Allah aşkına?

Amerikadan Sizlere

ABD’de yıllardır yaşayan birisi olarak, Türkiye’de yaşayan herkese ABD’den gelen herşeyi çok ince inceleyip ona göre almalarını tavsiye ediyorum. ABD’nin temelinde hırs, kıskançlık, bencillik ve nefsani bütün şerler vardır. Burada yapılan ve doğal hayatı yok eden herşey hep bu şeytani hislerin neticesinde ortaya çıkıyor. İcad edilen ve yapılan herşey para ve güç hırsı için yapıldığı için hiçbirşey uzun soluklu olmuyor çünkü hiçbir zaman hayra hizmet için yapmıyorlar. Samimiyetle yapılan, hristiyan dindar amerikalılar tarafından yapılan, “bu iş ile insanlığa nasıl hizmet ederim diye harekete edilen” işler hariç.

-Burger King-KFC-Pizza Hut gördüğünüzde,
-Herbalife, kilo verdirici, güzelleştirici, parfüm-kozmetik ürünleri gördüğünüzde
-raflarda cicili bicili paketlenmiş, “içindekiler” kısmında 20-30 tane adını sanını bilmediğiniz maddeler yazan hazır gıdalar gördüğünüzde
-Amerikalı’ların sözü olan “too good to be true”, “gerçek olamayacak kadar iyi”

  • yani MORTGAGE,
  • yani Bireysel Emeklilik Sistemi (BES),
  • yani kredi kartları, sigortalar, krediler, bunların hiçbirisi ücretsiz değildir ve olamaz, kimse kimseye babasının hayrına para vermez
  • yani 5 TL’ye burger menü,
  • yani TV’de reklamını gördüğünüz bütün ürünler

bunların hiçbirisi gerçek olamaz ve değil. Bir kere düşünün, TV’de reklamın 1 saniyesi binlerce TL ile ifade ediliyor. Bir firmanın öyle bir doyuma ulaşması gerekiyorki o reklamın bir sefer dönmesi için 25-30 bin TL verecek, bu reklam için 1 aylık imza atıp, toplamda 200-300 Bin TL’lik yatırım yapacak.

Aklımıza hep atalarımız
-niye hep meyve-sebze tüketirdi,
-niye kuzu etinden başka birşey yemezdi,
-niye hiç margarin yemedi de tereyağı ve zeytinyağı tüketti,
-niye betonarme binalarda değil de müstakil-ahşap evlerde yaşadı
-niye tabiatı yok etmek yerine tabiatın bir parçası olmaya çalışırdı

bunları düşünmemiz, aslımıza dönmemiz ve yeni nesillerimizi bu ölçülerde yetiştirmeliyiz.

Food Inc. Asrın Yiyecek Skandalının Belgesi

Yakın zamanda tekrarını izlediğim ve ağzımızın tekrar açıkta kaldığı, herkesin bilhassa yeni nesilin izlemesi gereken Food Inc. belgeselinin türkçe alt yazılı versiyonunu youtube’da buldum ve alta ekliyorum. Vidyo başladıktan sonra CC yazan kısımdan Türkçe’yi seçerseniz, türkçe alt yazı geliyor.

http://www.youtube.com/watch?v=j_ap_qefLjI

PKK ile barış neden şimdi?

Maddeler halinde aklıma ilk gelen düşünceleri yazacağım ve yorumu size bırakıyorum.

-Dünya devletleri olarak adledilen siyonist finansörlerin (Rothschild Bank, Lazard Brothers, JP Morgan, Lehman Brothers, Goldman, Sachs v.s.) gölgesindeki süper güçler, Kuzey Irak’ta çıkan petrolün ve doğalgazın (milyarlarca dolarlık rezervler bulundu) piyasaya girmesini istiyorlar.
-Türkiye son birkaç haftada Kandile ve PKK kamplarına yaptığı operasyonlarla masa başında verilebilecek kapitülasyonlara karşın Türk halkında mağlubiyet hissinin önünü almaya çalıştı.
-BDP’nin terörist Öcalan’ı ziyaret etmesinin tarihi Başbakan’ın Afrika gezisine çıkmasıyla aynı zamana getirildi, dolayısıyla siyasi olarak Başbakan’ın zor duruma düşmesi engellendi. Bundan öncede PKK ile yapılan birçok girişimde Başbakan yurtdışı seyahatindeyken yapıldı.
-PKK ve BDP, “anadilde eğitim”, “valileri kendilerin seçeceği” ve demokratik zemin deyip durdukları, “demokratik özerkliği ve eyalet düzenini” öne sürüyorlar.
-“Ana dilde” eğitim dedikleri konuda, Milli Eğitim Bakanlığına sızacak PKK’lıların adedi nedir? Kürtçe, matematik,fen,kimya,biyoloji anlatabilecek Türkiye Cumhuriyetinin varlığını birliğini savunacak öğretmen sayısı çok tartışılır.
-Jandarma ve Emniyet kuvvetleri valiye bağlı, dolayısıyla bir yandan teröristleri ülke dışına çıkartırken, yönetimin ve kontrolün en üst seviyeden kendilerine geçmesini istiyorlar.
-Özerklik ve demokratik haklar argümanıyla ortaya çıkan Barzani, Kuzey Irak’ta tam manasıyla kendi krallığını ilan etti. Bunun yanında Kerkük’te referandum olmadan önce yüzbinlerce kürdü oraya gönderip kütüklere yazdırmak suretiyle, oradaki çoğunluğu ele geçirdi.
-Barzani ile Maliki birkaç hafta evvel aralarında çatışma çıktığı zaman, Barzani Kerkük’ün civarına 125 tane tank ve birçok ağır silah gönderdi. “Kuzey Irak” kürdlere verileli ne kadar oldu ve bu kadar ağır silahı sınırımızın öbür tarafına ne zaman yığdı? Bu ağır silahları kim satıyor?
-Ortada ne gibi bir ittirip kaktırma dönüyor bizden gizleniyor ama Barzani’nin Suriye sınırını kapatması ve oradaki PKK yandaşı kürtlere yardımı engellemesi sanki Türkiye’nin anlaşmanın bu tarafından koştuğu şart gibi duruyor.
-Türkiye kamuoyundan büyük güçlerin Kuzey Irak’taki petrol, doğal gaz menfaatleri gizlenerek, herşey barış tabanında olmalı gibi bir ortam oluşturulmaya çalışılıyor. Bu iş için birçok gazeteci seferber edilmiş durumda ama Kürtler’in, Osman Baydemir’in ve diğerlerinin açık seçik olarak devamlı ifade ettiği, “kürtler bir halktır, Türkiye’nin doğusu kürdistandır ve siz burada işgalci güç konumundasınız” dedikleri ifadeler gizleniyor en azından ortalık yere dökülmüyor.

Açık ve net bir çözüm önerisi:
-Resmi rakamlara göre Türkiye’nin nüfusu 75 milyon.
-Terör ve sıkıntıların yaşandığı bölgenin nüfusu yaklaşık 8 milyon. Bu 8 milyondan, 3.5 – 4 milyon civarında özerklik, kürdistan ve PKK’nın taleplerini destekleyen bir toplum var.
-Bu şehirlere yakın alternatif bölgelerde toplu konutlar kurulup, buralara 3-4 milyon batı bölgelerinden-karadeniz-akdeniz ve anadolu bölgelerinden nüfus devlet desteğiyle taşınsa. Bir nevi Barzani’nin Kerkük’ü ele geçirmek için kullandığı göç yaklaşımı ile bu bölgelerde tekrar kardeşlik ve sükunet tesis edilse?
-Bu toplumlara toplu halde ayırım yapılmaksızın hizmet götürülse.

Son söz.
Bu ülkede birlikte, kardeşçe, elemde-kederde-mutlulukta-sağlıkta-zaferde barış içinde-eşit şekilde yaşamaya sonuna kadar “EVET”.
Burnumuzun dibinde siyonizmin 21. yüzyıl için gündemine aldığı “Büyük İsrail” hayallerini çağrıştıran ve bu fikirlerini fiilayata sokmasını sağlayacak bütün projelere sonuna kadar “HAYIR”.

css.php