İçeriğe atla

Mehmet Büyüközer tarafından yazılmış tüm yazılar

FETÖ Mensubu Mahrem İmamların Yalan İfadeleri

FETÖ’nün mahrem imamları ile bunlardan talimat aldıkları iddia edilen pilotların yargılandığı Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesindeki davaya sanık savunmalarıyla devam edildi.

Tutuklu sanık eski hava tabip teğmen Mesut Zurnacı, hakkındaki suçlamaları kabul etmediğini belirterek, FETÖ üyesi olmadığını savundu.

Gülhane Askeri Tıp Akademisinden mezun olduktan sonra Cizre’ye atandığını, görevinin üçüncü ayında “terör örgüt üyeliği” gerekçesiyle gözaltına alındığını, soruşturma kapsamında Ankara’ya getirildiğini anlatan Zurnacı, aleyhindeki ifadeleri reddetti, lise arkadaşı Cihan S’nin beyanında kendisinin örgüt üyesi olduğuna yönelik iddiaların gerçeği yansıtmadığını iddia etti.

Zurnacı, “Cihan S’nin iddiaları arasında yer alan bizden sorumlu örgüt abisi diye bahsettiği şahsa yönelik bir tanım ve teşhis yoktur. Muhtemelen etkin pişmanlıktan yararlanmak için böyle bir ifade verdi. Cihan S, darbe girişimi sırasında Akıncı Üssü’nde yakalandı.” dedi.

Cihan S’nin hakkındaki beyanları dışında iddianamede aleyhinde delilin bulunmadığı iddia eden Zurnacı, örgütün kriptolu yazışma programını kullanmadığını, bankasında hesabının bulunmadığını belirterek tahliye talebinde bulundu.


FETÖ davalarının en zor tarafı bu. İtirafçılar anlatsalar dahi yalan söylemeyi şiar edinmiş insanlar hemen başka yalanlara sığınarak bunları bertaraf etmeye çalışacak.


Örgütün mahrem abisi olarak suçlanan tutuklu sanık Mehmet Fatih Ballı da göz doktoru olduğunu, darbe girişiminin yaşandığı sırada hiç kimseden kanunsuz bir emir almadığını ileri sürdü.

Görev yeri Siirt’te gözaltına alındığını, burada bazı teğmenlerin kendisini teşhis ettiğinin söylendiğini aktaran Ballı, söz konusu isimlerden kimseyi tanımadığını, doktor olması nedeniyle muayenesine günlük 70 kişinin geldiğini, bu nedenle tanınmasının doğal karşılanması gerektiğini öne sürdü. Milli Savunma Bakanlığı avukatının, “Siz hiç görmeyen, tanımayan 4 teğmen sizinle ilgili çapraz sorgu sırasında neden bu kadar detaylı ifade versin ki?” sorusuna Ballı, “Bunlar asker ve beraberler, bir senaryo kurduklarını düşünüyorum. Bu şahıslar dinlendikten sonra bu durumun açığa çıkacağını düşünüyorum.” iddiasında bulundu.

Öğrencilik yıllarında, kış aylarında havanın soğuk olması nedeniyle bir arkadaşının daveti üzerine 5 ay boyunca bir evde kaldığını, buranın cemaat evi olup olmadığı konusunda bilgisinin bulunmadığını iddia eden Ballı, “Geçmişte Gülen cemaati, şimdi ise terör örgütü olan bu yapının sohbetlerine katılmadım. Bu yapıyla hiçbir şekilde irtibatım ve ilişkim olmamıştır.” iddiasında bulundu. Aynı avukatın üniversitede kaldığı evlerin adreslerini vermesini istemesi üzerine sanık Ballı, öğrenciliğinin üzerinden uzun yıllar geçtiğini belirterek evlerin adreslerini hatırlamadığını savundu.


-4 Teğmen seni tanıdığını söylüyor, hiç bilmemesi gereken detayları biliyorlar ve bunları birbirlerinden habersiz, çapraz sorgu esnasında söylüyorlar ama cevap olarak söylebileceği tek şey “bana komplo kuruluyor hiçbirisini tanımıyorum” diyerek sıyrılmaya çalışıyorlar.
-Üniversite esnasında okul hayatları boyunca öğrenciler genelde 1-2 belki bilemediniz 3 ev değiştirir.


Sanık eski hava pilot üsteğmen Serhat İnal ise evde bulunduğu sırada darbe girişiminden haberdar olduğunu, filoya katılış yapması konusunda emir almadığını, olaylardan bir hafta sonra mesaiye başladığını söyledi.

İlerleyen günlerde görev yeri Malatya’da gözaltına alınarak Ankara’ya getirildiğini belirten İnal, örgütsel faaliyette bulunmadığını iddia etti. Resul D’nin örgüt üyelerini deşifre ettiği iddia edilen beyanında geçen isimleri tanımadığını öne süren İnal, “Kendini kurtarmak için nasıl bir anlaşmaya yaptıklarını bilmiyorum. Sadece birlikte tuttuğumuz evi paylaştık. Onun dışında bir ilişkimiz, irtibatımız yoktur. Resul D’nin, Harp Okulunda birlikte cemaat evlerine gittiğimiz iddialarını kesinlikle kabul etmiyorum.” savunmasını yaptı.

İddianamede, örgüt üyelerinin kod isim kullandıklarına dair bilgi yer aldığını aktaran İnal, kendisinin böyle bir isminin olmadığını, örgüt üyeliğine ilişkin herhangi bir somut delil bulunmadığını belirterek, “Himmet vermedim, belgesi olan varsa çıkarsın, böyle bir şey söz konusu olamaz. Dışarıda FETÖ’cülere uçak veriliyor, uçuruluyor, benim gibi alakası olmayanlar da tutuklu. Terör örgütüyle adımın yan yana gelmesi çok onur kırıcıdır. Bulunduğum noktaya kendi imkanlarımla geldim, kimseden destek almadım.” iddialarında bulundu.


-Himmetin belgesi olduğunu kim görmüş?


Etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak isteyen tutuksuz sanık Erkan Pınar da “cemaat” olarak anıldığı dönemde FETÖ yapılanmasında yer aldığını kaydetti. Kayseri’de “cemaat evleri”nde kalmaya başladığını, sürekli ev değişikliği nedeniyle bu evlerin adreslerini hatırlayamadığını ileri sürerken Erkan Pınar, “Allah rızası” düşüncesiyle faaliyetlerde bulunduğunu savundu.

O dönemlerde Akıncı Üssü’ndeki mahrem yapılanma kapsamında, üçü pilot, beş subaydan sorumlu olduğunu kabul eden Erkan P, 2013’te ailevi sebeplerden dolayı FETÖ ile bağını kopardığını anlattı.

FETÖ’nün “cemaat” olarak bilindiği dönemde, bu yapıyla bağlantılı tanıdığı kişilerin terörist olmadığını, kendisinin de böyle bir düşünceyle hareket etmediğini iddia eden Erkan Pınar, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra “cemaat”in bir terör örgütü olduğunu anladığını savundu.


-İşte pişman olmuş ve doğruları söyleyen bir kişinin ifadesi.


Hizmetin – FETÖ Mensupları Çevrelerindeki Kişileri Nasıl Görür?

Yazdığım son yazılarda bir FETÖ’cü cemaat mensubu kişinin nasıl bir indoktrine inandığı, nasıl bir zihin yapısı olduğunu izah etmeye çalıştım. Bu kişilerin yaşadığı alemi bilmeyen çevresindeki kişiler, örgüt mensuplarını normal sanıp ikna etmeye çalışıyor. İndoktrine etme yani beyin yıkama işlemini yapan kişiler sizce bu kişilerin çevresindeki kişileri nasıl görmeleri gerektiğiyle ilgili gerekli filtreleri takmadan mı sahaya bırakacaklar? Tabii ki Hayır. Beyin yıkama işlemini yapan bu kişiler onlara çevresindeki kişilere hangi gözle bakmaları gerektiğiyle ilgili de birçok ön yargı ve filtre takarlar. Bu yazıda bunları sizlere bunları anlatmaya çalıştım.

  1. Hocaefendi – Salih zat, onların ihtidasına ve imanına vesile olmuş yegane kişilik, söze geldiği zaman Peygamber efendimizi (sav) çok sevdiği için sevdikleri kişi ama yukarıda belirttiğim farzlarla birleştiği zaman adeta bir Mehdi, bir Peygamber (haşa)
  2. Büyük abiler, ülke ülke dolaşan FETO’nun ilk talebeleri, kendilerince adeta Sahabe görecekleri Fetullah’ın arkadaşı kişiler
  3. Mollalar (örn: Ahmet Kurucan, Adil Öksüz) FETO’nun rahle-i tedrisatından geçmiş yine kendilerince adeta Sahabe diyecekleri kişiler
  4. Abiler – ablalar (kendilerine göre üst mertebeleri)
  5. Kardeşler – Şakirtler (kendi seviyesindeki kişiler, bunları sevmeseler de iradi olarak geçinmek zorundadırlar)
  6. Muhibler (okullarında okuyanlar, sohbetlerine katılanlar, bağış yapanlar v.s.)
  7. Dış halka – Uzaktan görüp aleyhte konuşmayan, sohbetlerine veya faaliyetlerine katılmasa da zararı dokunmayan kişiler
  8. Ehl-i dünya (dinle alakası olmadığını düşündükleri kimseler, örneğin evlerine gidip gelen bir talebenin ailesi namaz kılmıyorsa “ehl-i dünya” dır)
  9. Düşmanlar (FETÖ’nün yapılanmasına, oluşumlarına karşı olan kişiler)

Siz onların muhibler ve üstü kategorisinde bahsettikleri kişilerden değilseniz “Allah size hidayet etsin ve siz de onların yaşadığı mükemmel halleri görmeye ve yaşamaya başlayasınız”. Çünkü kendileri seçilmiştir, herkese nasip olmayacak bir hâl onlara nasip olmuştur.

İşte bir FETÖ’cünün zihni genel yapısı itibariyle böyle çalışır. Oturup konuşsanız size çok normal gelir, hatta “İslamcılar, şuncular buncular” diye başkalarını kategorize ederler ama kendilerinin nasıl bir kafa yapısında olduklarını uzaktan yakından tahlil edemezler. Tabi burada bir parantez açmak lazım. Bu durum FETÖ’ye has bir durum değildir. Kültleşen her hareket en başta Kemalizm ve Kemalistler, PKK’lılar, IŞİD’ciler, DHKP-C’liler, FETÖCÜ’ler hepsi bu şekildedir. Eğer Ak Parti kültleşmeye başlarsa ve yukarıda bahsettiğim farzların bir listesini kendisine oluşturmaya başlarsa AK Partide de kültleşme temayülü oluşur ve acilen tedbir alınarak zihinlerin temizlenmesi gerekir.

FETÖ Destekçilerinin ve Mensuplarının Sayısı Azalıyor mu?

FETÖ lideri Fetullah Gülen’in youtube kanalı olan HerkülNağme kanalına ekledikleri bir vidyo, aynı gece 21 ila 35 bin izleme alıyor. “Lütfen dikkat” burada Facebook’a veya başka yerlere koymadıklarını varsayarak söylüyorum. Bu kişileri aileleriyle birlikte sayarsanız, bu rakam 150 bini buluyor. Hapistekilerin birçoğunun davadan dönmediği sayarsanız 50 bin de o şekilde ekleyin. Türkiye’de açığa alınan 100 bin kişide %20 hata payı olduğunu varsayın, 80 bin kişi de o şekilde toplamda 250-300 bin kişilik bir güruh FETO’larından ve davalarından dönmüyorlar. Bu da demek oluyorki 2014 Ocak’tan beri verilen mücadele bu kişilere tesir etmiyor. Halen FETÖ’ye gönül vermiş, dünyanın çeşitli bölgelerinde bilhassa Avrupa, Amerika ve Kanada da on binlerce kişi ve aile var.

Şu anda ülkemizde değerlendirilmeyen çok büyük bir tehlike adeta tsunami gibi arkadan geliyor. Bu kişiler evliliklerini de kendi içlerinden yaptıkları için (IŞİD gibi) FETÖ’cü aileler yeni nesillerini sadece bu Kült inanışlarına göre yetiştiriyor. Maalesef yurtdışında iyi eğitim alan bu çocuklar gelecekte Türkiye Cumhuriyetine ve Türk milletine karşı kullanılacak en büyük silah olacak.

Maalesef en başından beri yapılan yanlışlar, neyle muhatap olunduğunun bilinilmeyişi, olması gerektiğinden çok daha fazla travmaya sebep oldu. “Fuat Avni” denilen kahrolası hesap ve FETÖ’cülerin ağızlarına taktıkları “firavun, yezid, süfyan, nemrut” gibi ifadeler olayları bambaşka bir mecraya taşıdı. FETÖ’cülerin davalarından vazgeçmeyişleri, kendilerini Peygamberlere ve dini unsurlara benzetmeye çalışarak mevzi almaları, durumu tamamen siyasete dökerek kasetlerle ve bel altı operasyonlarla çevirmeye çalışmaları olayları mahvetti. Kripto FETÖ’cülerin operasyonlara devam etmesi, bu olaydan haberi olmayan ve “ibadet – ticaret” kesimden olan birçok kişinin bu olayların ortasında kalmasına sebep oldu. Ticarette olan güçleri, milyarlara hükmediyor olmaları ve ekmek kapısı olması yönünden de bu kişilerin şu anda mahvoluşuna çok büyük kapı açtı.

Devlet neticede kürekle ameliyat yapmak zorunda bırakıldı ve müdahale edilen birçok organ yaşatmak için değil öldürmek için neşter vuruluyor. Burada dikkate alınmayan en önemli konu; bu kişilerin psikolojileri FETÖ’ye teslim olmuş olsa da, çok zeki ve kapasiteli insanlar ve herşeyi en yüksek perdeden idrak ediyorlar ve anında yurtdışına aksettirerek güç arama peşine düşüyorlar. Savaşı bırakmadıkları müddetçe de kayıpları yüzle binle katlanıyor. Mevzu kangren safhasından 2015 senesi sonlarına doğru çıktı ve bilhassa darbeyle birlikte artık döndürülemez bir hale geldi. Tahminen 250-300 bin kişilik bir güruh geri de dönemiyor, ileri de gidemiyor, tıkanıp kaldılar.

FETÖ’cüler – Şahs-ı Manevi ve Günahı Tabileştirmeleri

Bir önceki yazımda “Cemaatin 5 Farzı” başlığı altında, FETÖ’cülerin nasıl bir zihin yapısına sahip olduklarını anlatmaya çalıştım. Türkiye’de birçok insan, “bu insanlar inanan insanlardı, nasıl darbe yaptılar, nasıl yolsuzluk adı altında bütün sistemi kendi ellerine almaya kalktılar, nasıl dış güçlerin ihanet maşası haline dönüştüler” diye soruyor ve bir türlü anlam veremiyor.

Günahı nasıl tabiileştirdiklerini, “cehennemde görseler dahi milletin selametini düşünebileceklerini” diyebilecek mevkide ve makamda zannedecek kadar büyük bir öz güven, gaflet ve zılletin içinde olduklarını izah edecek belki ilk defa duyacağınız FETÖ’sel kavramları izah edelim. Bu kavramların en başında “Şahs-ı manevi veya Şirket-i Maneviyedir”. Bediüzzaman Said-i Nursinin (ra) risalelerinde geçen bu ifadeleri FETÖ’cüler ve FETO’nun kendisi nasıl bambaşka bir anlama dönüştürdü?

Kendilerini ihtida hareketi (hidayet dağıtan) olarak gördükleri için dünyanın herhangi bir yerinde devamlı birilerinin İslama girmelerine vesile olduklarını varsayıyorlar. Bu davanın adı “ilayi kelimetüllah” yani Peygamber efendimizin (sav) hadislerde bahsettiği, “adının güneşin doğup battığı her yere ulaştırılması” davası. Allah kelamının ilan edilmesi, her yere ulaştırılması. Şimdi bu dava kapsamında, devamlı yeni yerlere gidiyorlar ve varsayım şu ki hem Peygamberim efendimizin (sav) vasiyeti olarak niteledikleri bu sözü yerine getiriyorlar (dolayısıyla fırka-yı Naciye – seçilmiş fırka oluyorlar kendilerince) hem de bu süreç içinde birçok kişinin İslama girmesine yani hidayete ermesine vesile oluyorlar.

Yani Hidayete ermesine vesile oldukları şirketin kârı.

Birde günaha giren; davası için F16’lardan bomba atan, milletin üzerine silah sıkan, tuvalette namaz kılan, içki içen, zina yapan, millete iftira atan, düşman gördüğü kişilerin ayağını kaydıran, telefon dinleyen, mahkemelerde insanları süründürenleri var. Bu kişilerin yaptıkları da zarar hanesine yazılıyor.

Burada “ŞAHS-I MANEVİ” konsepti devreye giriyor. CEMAATİN yekünün ortaya çıkardığı ve dünya çapında yaptıkları bütün faaliyetlerin yekününe yani HİZMET, CAMİA, CEMAAT, FETÖ ne derseniz deyin bunların hepsinin yekününe bu arkadaşlar ŞAHS-I MANEVİ veya ŞİRKET-İ MANEVİYE diyorlar. Bu MANEVİ ŞAHIS, TEK BİR şahıs olduğu için yaptığı herşeyden ayrı ayrı hesaba çekilecek dolayısıyla bu hesapta toplanan kârlar ve zararlar birbirini götürecektir. Neticede bir kişinin imanına vesile olmak, dünyada güneşin doğup battığı herşeyden daha hayırlı bir ibadet olduğu için, bu arkadaşlar da kutsiler hareketi olarak devamlı imana vesile oldukları için yapacakları bütün günahlar (zararlar) sevaplar karşısında eriyip gidecektir.

ŞAHS-I MANEVİ’de ortaklık nasıl devam ettirebilirler?

Bunca haltı yedikten sonra asl olan ŞAHS-I MANEVİ’de ve ŞİRKET-İ MANEVİYEDE ortaklığa devam ettirmektedir yoksa çok büyük bir zarar ve iflas içindedirler. Ortaklığa devam edebilmenin yegane yolu; FETO’ya, abilere, cemaate ve harekete sadık kalarak ve HİZMET’in âli menfaatlerinin devamlılığını sağlayarak olacaktır tabiiki. Bu ortaklıkta kalmaya devam ettkileri müddetçe onların günahları sevaplarla götürülür ve en nihayetinde imanlarını muhafaza ettikleri için (!!! öyle varsayıyorlar) öbür tarafta mükafatlandırılacaktır.

Bundandır ki rahatlıkla dillerine bakarsanız; milletin imanını selamette görseler kendi cennetlerinden vazgeçerler yada cennetle ve cehennemle devamlı top oynar gibi konuşmakta hiçbir beis görmezler. Allah’ü tealanın gazabından bırakın salih kulları Nebiler, Peygamberler tirtir titreyip, ezel ve ebed günahlarının affedildiğini bildiğimiz Peygamber efendimiz Muhammed Mustafa (sav) günde defaaten istiğfar çekmiştir, bu arkadaşlar ise “haşa babalarının malıymış gibi” cehennem ile dalga geçebilirler. İşte bu dahi bu arkadaşların çok ciddi bir ilüzyon, halüsinasyon, haşhaşın etkisi altında olduklarını göstermektedir.

Cemaatin – FETÖ Kült’ünün 5 Farzı

2014 ve 2015 seneleri Cemaatin nasıl bir istihbarat örgütü olduğunu, sistemi ele geçirmek üzere kurgulanmış bir yapı olduğunu anlatmakla geçti. Maalesef birçok kişi dinlerken inanıyormuş gibi yaparken kesinlikle idrak edemediler.

Amerika’da bulunan komşumuza 2014 Şubat ayında, havaalanından bulunduğumuz şehire beni götürürken, “cemaat değil istihbarat örgütü, bunlar ailemizi, çocuklarımızı, paramızı, arkadaşlarımızı, bilgimizi ve en sonunda bizi tüketmek için kurulmuş bir yapıdır, hiçbir teşrik-i mesaimiz bulunmamalı çünkü vereceğimiz her bilgi, her paylaşım bu kişilerin işlerine yarıyor, dönüp kendi istişare halkalarıyla paylaşıyorlar, ekipleri olduğu için de ona göre aksiyon alıyorlar” diye anlattığım kişi 2014 Ekim ayına kadar FETÖ’nün sohbetlerine gitmeye devam etti.

Misal 2014 Nisan ayında ailemizle yaptığımız sabah kahvaltısında bu mevzu gündeme geldi. Orada bulunan hazirüna “Türkiye ile ilgili stratejilerin oluşturulduğu ve operasyon kararlarının verildiği en önemli merkez Pensilvanyadır” dedim. Bunu söylediklerim “yaw he he” modunda geçiştirdiler.

Bu serzenişler beni en nihayetinde 2015 yılı Mayıs ayında altta çıkarttığım “Cemaatin 5 Farzı” listesini yazmaya mecbur (vesile) etti. Şimdilerde halen televizyon kanallarında FETÖ’yü tahlil ettiğini SANAN, algıladığını zanneden kişiler, FETÖ kurbanı kişilerin nasıl bir zihin yapısı ve nasıl bir din öğretisi altında bulunduğunu bilmeden, akıllarına ilk gelen şeyleri tekrar etmeye devam ediyorlar. Onların söyledikleri FETÖ mensuplarına kesinlikle tesir etmiyor sadece FETÖ’cülerden nefret eden, 15 Temmuz mağduru veya 17-25 Aralık öncesinde mağdur edilen kesimlerin nefretini ve kinini arttırıyor.

Bu durumu belirttikten sonra, bir ihtimal faydası dokunur diyerek not aldığım Cemaatin 5 Farzını altta listeliyorum. Burada “farz” dan kasıt aynı dinimizin farzları gibi yapılması zorunlu olan ve yapılmadığı takdirde küfre – şirke gidilmesine sebep olacak manasında söylüyorum ve bunu birebir kastediyorum çünkü bu kişiler orta okuldan itibaren bu esaslara göre yetiştiriliyor. Onların zihinlerinde çiviyle kazınmış gibi düşünerek anlamaya çalışın.

Bir Cemaatci Hizmetten Dönmeye Kalkarsa Kendisiyle Nasıl Bir Mücadele Vermesi Gerekiyor?
Cemaatin 5 Farzı:

  1. Hizmet kutsaldır,hizmetin hata yapması düşünülemez. Hizmet Adem (a.s.)’dan başlayarak Peygamber efendimiz (sav) ile sonlanan Peygamberler silsilesinin devamı olan mürşid-i kamillerin, alimlerin, salihlerin yolu olan Hak yolu olan sırat-ı müstakimi temsil etmektedir. Dolayısıyla Hizmet kutsaldır ve hata yapması teklif dahi edilemez. Ancak şahıslar hata yapmış olabilir. Şahısların hatası ise hizmet mensubu kimselerin yekününden oluşan şahs-ı maneviyi bağlamaz. Şahs-ı manevi; mensubu bulunan şahısların kusurlarından münezzehtir çünkü o (Almanya Münihte verdiği bir sohbet vardı, youtube’da ve internette her yerden sildirmişler, bu konuşmasında The Cemaatin seçilmiş hareket olduğunu ifade ediyor, dolayısıyla onların takip ettikleri yolun dosdoğru yol olduğunu iddia ediyordu.)
  2. Hizmet kutsiler hareketidir ve hizmetin herbir abisi veya neferi kutsidir. Bundan dolayı bu abiler ve ablalar zahiri ve batini birçok bilgiyi bilebilirler, mevki olarak alttaki kişiler bu hakikatlere vakıf olamayacağı için verdikleri kararları sorgulayamaz, onları yargılayamaz bu kişilere mutlak itaat şarttır. Üste veya abiye-ablaya itaatsizlik, sorgulama hizmet içinde kesinlikle kabul edilemez.
  3. İstişarelerde herkesin (hizmetten veya hizmet dışından olması farketmez) herşeyi konuşulur, istişare gıybet değildir. Aynı evde kalan 5 kişiden 1 kişi imam seçilir ve bu kişi haftalık istişarelerde evde kalan, eve gelen herkesin özelini gıybet olma tehlikesi olmadan rahatlıkla paylaşabilir. Aynı cihetle, başbakanın yaveri, genel kurmay başkanının yaveri veya herhangi bir devlet hizmetinde bulunan kişiler, o makama has ve sadece kendisinde kalması gereken mahrem bilgileri abisiyle paylaşmasında hiçbir beis yoktur çünkü bu İSTİŞARE’dir ve Peygamber efendimizin (sav) geleneğidir, istişarelerde herşey açık açık, hiçbir tereddüte mahal bırakmadan konuşulmalıdır. (TABİ ÇOK BÜYÜK BİR YALAN VE SAHTEKARLIKTAN BAŞKA BİRŞEY DEĞİLDİR, MÜNTESİPLERİNİN HEPSİNİ BİRER AJANA, BİRER İSTİHBARAT ELEMANINA DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN KULLANDIKLARI ÇOK BÜYÜK BİR ZİLLETTİR)
  4. Hizmet kendi fikri mülahazalariyla mütekâmil bir şahs-ı manevidir dolayısıyla meal, fıkıh, hadis, siyer vb islam ilmi konularında sadece Fetullah Gülen’in ve mollalarının onayladığı şahısların kitapları, onların seçeceği şahısların vereceği fetvalar, rivayetler veya kaynaklar öncelikli ve tek geçerlidir. Örneğin Hayrettin Karaman’dan inanılmaz nefret ediyorlar çünkü Fetullah Gülen herhangi bir fetva konusu olduğu zaman 17/25 2013 Aralık hadiselerinden önce “Hayrettin Karaman’a danışın derdi”. Diğer cemaatlerin neşrettiği kaynaklar veya diğer islami kaynaklar mübahtır ama herkes kendi meşrebine göre hareket edeceğinden dolayı hizmet mensupları sadece kendi halkaları içindeki kaynakları okumalıdır. Dolayısıyla herşeyin “hizmetcesi” olmalıdır, hizmet-cesi yoksa diğer gruplara bir muddet gıpta ile bakılır ama “hizmet” versiyonu çıktığı anda diğer bütün kaynaklar “yukarıdan gelen gündemler” vasıtasıyla terkedilir ve sadece “hizmetce”sinin arkasında saf durulur. Buna alışveriş, haber alma (medya) vb dünyevi herşey dahildir.
  5. İnsanlar ancak kendi hata ve günahları neticesinde hizmet dairesinin dışına çıkarlar şefkat tokatı dahil her türlü neticeyle karşı karşıya kalırlar. Onların hizmet dairesi dışına çıkmış olması da başlı başına bir tokat ve musibettir. Farzların ilk maddesi gereğince “hizmet kutsaldır” ve ona layık insanlar olunmasını gerektirir. Eğer bir kişi bir şekilde hizmet dairesi dışında kalmış ise ancak kendi şahsi günahları ve hezeyanı neticesinde çıkmıştır dolayısıyla bu kisi mücrim olmalıdır bir manada sapıtmış olmalıdır ve yiyeceği şefkat tokatından ders çıkartırsa geri dönme ihtimali vardır.

İşte böyle bir farzlar silsilesiyle düşünen kişilerden bahsediyoruz. Böyle bir kişi zihnen şöyle düşünmektedir: “Hizmetin kutsal ve kusursuz olmasından mütevellit sadece ve sadece kendi şahsi günahlarım neticesinde sınıfta kalırım ve Nebilerin, Mürşidlerin, Alimlerin, Kamillerin yani Adem (a.s.) dan beri gelen bütün kurtulmuşların gittiği hak yoldan çıkarım. Dolayısıyla Hizmetin hiçbir hatası yoktur, Fetullah Gülen hocamın hiçbir hatası olamaz, abileri-ablalarının hatalı kararlarla bana yanlış iş yaptırmaları ihtimal dahi değildir eğer bunları görmeye başlarsam bilmeliyimki bu durum benim kendi günahlarından kaynaklanıyordur ve bunun tezahürü olarak cemaatte birilerinin ayağına takılır düşerim ama aslında bunun tek sebebi benim kendi isyanım ve nefsimin azgınlığıdır”.

Yani FETÖ’den kopuşu zahiren abileriyle – ablalarıyla yaşamış olduğu bir hadisedir ama aslen buna sebep olan durum kendi günahlarıdır. Bu günahlar öyle büyüktürki abilerini – ablalarını veya davayı sorgulama gafletini göstermesine sebep olmuştur. Onun ayağının kayışı hizmet içinde başka hiç kimseye mesuliyet olarak yüklenemez. Sadece ona “ah yazık, o arkadaş ta yolda takıldı düştü, Allah affetsin, daha büyük musibetler görmeden (şefkat tokatları yemeden) geri döner inşallah” şeklinde sözler arasında dışlanır. En yakınında olan; ev arkadaşı, okul arkadaşı, iş arkadaşı, komşusu dahi onu anında dışlar ve bozulmuş – sapıtmış yani İslami olarak adeta mürted gibi muamele ederler.

Gerçek hayattan bu arkadaşların işleyebileceğin büyük günahlara (!!!) bir örnek olması açısından; diyalog adı altında ortaya konulan Yahudilerin ve Hristiyanların cennete götürülme projesini örnek olarak verelim. Bir cemaat mensubu 1. 2. ve 4. maddelerden dolayı “Diyalog İslami olarak uygun mudur değil midir” diye sorgulayamaz, çünkü Hizmet hatasızdır, abiler kutsidir ve bütün yazdıkları ve çizdikleriyle hizmet camiası “Hristiyanlar ve Yahudiler cennete gider” demişse bunun aksi düşünülemez. Eğer bunları sorgulamaya başlamışsa, bu kişide 5. maddede belirtilen haller tezahür etmeye başlamıştır ve kendisine çeki düzen vermek zorundadır. Kendisine çeki düzen vermezse, bu sorgulamaları sürdürürse “hafizan Allah” (kendi ifadeleriyle – Allah muhafaza etsin manasında) yolundan şaşar ve “kazanma ikliminde kaybedenlerden olur”.

İşte böyle ruh-i hastalık ve hezeyan içinde olan bir toplulukla muhatabız ve bu kişileri ikna etmeye çalışıyoruz. İkna etmeye çalıştığımız her seferde ise onlar inandıkları bütün değerleri inkâr edecek, din diye öğrendikleri herşeyi bir seferde kaybedecekleri hissine kapılıyorlar ve korku içinde tekrar abilerine – ablalarına ve yalanlarına sığınıyorlar. Halbuki yukarıda bahsettiğimiz hadise başlı başına bir din. Yani İslam’dan neşet etmiş gibi ama kendi iddialarıyla mutasyona uğrattıkları bambaşka bir kült bir inanış silsilesi. Yan yana durduğunuz zaman aynı hissiyatı taşıdığınızı zannediyorsunuz halbuki bu kişiler kendilerini, dinlerini, dünyadaki misyonlarını bambaşka bir şekilde görüyorlar.

Tabi burada bir parantez açmak lazım. Bu durum FETÖ’ye has bir durum değildir. Kültleşen her hareket en başta Kemalizm ve Kemalistler, PKK’lılar, IŞİD’ciler, DHKP-C’liler, FETÖCÜ’ler hepsi bu şekildedir. Eğer Ak Parti kültleşmeye başlarsa ve yukarıda bahsettiğim farzların bir listesini kendisine oluşturmaya başlarsa AK Partide de kültleşme temayülü oluşur ve acilen tedbir alınarak zihinlerin temizlenmesi gerekir.

NOT: Bu yazıda “muhterem”, “hocaefendi” yerine sadece Fetullah yazmam hatta hatta onların istediği gibi Fethullah yazmamış olmam bile bu kişilerin nefretini kabartmaya ve bana karşı her türlü saldırıyı, kini ve ahlaksızlığı yapmalarına yetecektir. İstediklerini düşünmeye ve yaşamaya devam etsinler, bize Allah yeter. Allah bu kişilerin şerrinden bizleri muhafaza etsin, bütün şerlerini de kendi başlarına döndürsün. Bundan sonraki yazılarımda, şahs-ı manevi nedir ve onu nasıl hayatlarına tatbik ederek her haltı yerler onları anlatmaya çalışacağım.

Alçısız Amerikan Ateli ve Satış Fiyatı

Bugün İstanbul Çapa ve Cerrahpaşa hastaneleri etrafında Amerikan Ateli arama günümdü. Doktorumuz alçısız olan bu üründen başkasını kullanmak istemediği için çaresiz kaldık. Alçısız Amerikan ateli diye adı çıkan bu ürün aslında yine alçıdan ama alçı kısmı sadece sabitlenmesi gereken kısımda yani bir tarafı alçı diğer tarafı boşta, suya batırılarak hazır hale getiriliyor sonra sabitlenmesi gereken yere yerleştirildikten sonra kalan kısmı bandajla ayağa yada kola sarılıyor, su geçirmiyor ve su ile temas ettiği zaman normal alçılar gibi erimiyor.

Bu ürünü belki 15-16 yere sordum. Bulduğum ürün alibaba.com sitesinde üreticisi tarafından tanesi 2.5 dolar ile 7.5 dolar arasında satılıyor. İstanbul satış fiyatı? 110 TL Bu ürünleri ithal edenler malum 6-7 ay bazen 1 sene öncesinden ithal etmiş oluyorlar. Doların 2.5 TL olduğu zamanlarla şimdileri kıyaslasak bile aradaki fark FAHİŞ. Basit bir bakkal hesabıyla, bu aldığım ürünün maliyeti-gümrüğü-kargosu herşey dahil 10 dolar olsa. Geçen senenin kuruyla 25 TL bu senenin kuruyla 37 TL. 110 TL’ye sattıklarında aradaki fark birinde %450, diğerinde %300. EL İNSAF!

Bu merhametsizliği, bu vicdansızlığı toplumumuza sokanlar kazandıklarını zannediyorlar, bu ürünleri alan kişilerin kendilerine sokulan kazığı anlamadığını zannediyorlar. Halbuki bu şekilde canlarını yaktıkları insanlar yavaş yavaş merhametlerini kaybediyor. Bu ürünleri alanlar ve kazığı yiyenler; doktor, öğretmen, memur, işçi olsun. Ellerine bu kişilerin yakınları geçtiği zaman apandisitlerinden, bademciklerine kadar bütün organlarını para için kesecekler. Öğretmenler yol gösterilmesi gerektiğinde çocuklarına merhamet etmeyecekler, memur işlerini görmeyecek, işçi betonu güzel karmayacak dolayısıyla kendi açtıkları pislik içinde hem kendileri hem toplum olarak hepimiz boğulacağız.

110 TL'ye satın aldığım Alçısız Amerikan Ateli Senboni XB430
110 TL’ye satın aldığım Alçısız Amerikan Ateli Senboni XB430
$2.46$ ile 7.05$ arasında üreticisinden satılan Alçısız Amerikan Ateli Senboni XB430 Alibaba Satış Fiyatı
$2.46$ ile 7.05$ arasında üreticisinden satılan Alçısız Amerikan Ateli Senboni XB430 Alibaba Satış Fiyatı

Üst akıl ne değildir?

Üst Akıl Nedir? yazısının devamı olarak şunları da eklemek istiyorum.

Üst akıl şunlar değildir:

  • Belediyede, devlet kurumlarında rüşvet ve avanta alanlar.
  • Sırf şahsi menfaati ve çıkarı için yalan söyleyenler, başka insanları aldatanlar, bunda hiçbir beis görmeyenler
  • Sırf menfaati için televizyonlarda her haltı bilip bilinmeden konuşan, insanların algılarına tecavüz edenler
  • “Köşe yazarlığı” verildi diye, bilip bilmeden her haltla ilgili fikir beyan edenler
  • Elinde güç, makam ve imkan olduğu halde liyakatsiz insanları işlere yerleştirenler
  • “Sıkıntı yok”,”ne olacak ya”, “bak şu da yapıyo” diyerek 9-13 yaşları arasındaki kızlarımızın ölmesine sebep olmak
  • Kitap okumamak, cahilce, hodbince gezmek
  • Boş boş sosyal medyada günler harcayıp, hiçbir şey üretmemek

İşte bunların hiçbirisi “üst akıl” DEĞİLDİR. Kendi yaptığımız öküzlüklerden ve hanzoluklardan kimseyi mesul tutamayız ve nihayetinde en büyük bedeli hayatımızla, vatanımızla ve bizden sonra gelecek nesillere hayatı mahvederek miras bırakarak öderiz.

Üst Akıl nedir?

Herkesin kafası süper karışık. Televizyonları açınca “üst akıl”, “yan akıl” muhabbeti dönüyor ama kimse bunun ne olduğunun adını koyamıyor. Kendi adıma “ben işi çözdüm” deme kibrine ve hatasına kapılmadan şunu söyleyebilirim, bilhassa kendi mesleğime bakan yönüyle bu “üst akıl” denilen yaratığın ne olduğu ve nereye gitmeye çalıştığını anlıyorum, onun için sizlerle paylaşmak ve sizin de görüşlerinizi almak istiyorum.

Üst akıl, dünyada 7.5 milyarlık nüfusa karşılık, nüfusu 50 milyon olan, kendisini seçilmiş zümre olarak gören azınlık bir azılı güruhun bütün dünyayı kendisi için çalışacağı, yaşayacağı ve hatta öleceği bir yapı.

  • Bu güruhun temel mantığı rekabet etmek değildir, bitirmek ve domine etmektir.
  • Sayıları yetmediği için domine edemediklerini, büyük vücudlu başka yaratıkların bedenine girerek onlara yaptırtmaya bayılırlar. Kendisini büyük sananları çok severler. Kendisini zeki sananları çok severler. Onların etinden sütünden sonuna kadar faydalanırlar.
  • Demokrasiye ve güçler ayrılığına taparlar. Bu şekilde sistemi parçala-böl-yönet mantığıyla çok rahatlıkla işlerler ve kontrol altına alırlar.
  • Eğer yetişmiş adamları varsa “din” harika bir aygıttır. Yetişmiş adamları yoksa “sekülerlik” ve laiklik olmazsa olmazdır.
  • Özgürlüklere bayılırlar. Bilhassa “kadın özgürlükleri” aile ve tarım tabanlı toplumları parçalamak adına mükemmeldir.
  • “Kadın hakları” ve feminist haklarıyla aileye istedikleri darbeyi yaptıktan bir müddet sonra “azınlık hakları”, “homoseksüel hakları” şeklinde listeyi genişletirler. Azınlıkların çoğunluklardan hakkı olanı alması gibi bir ortam oluşturmak suretiyle, toplumların hassasiyetlerini kaşırlar. Toplum ayrıştıkça devlet denilen kasadan istedikleri paraları istedikleri şekilde çalma imkanları olur. Eğer toplumlar ayrışmazsa onlara holiganlık yapacak alan kalmaz, holiganlık yapamazlarsa mefaat elde edemezler.

Bu yapının omurgası:

  • Finans
  • Siyaset
  • Sağlık (medikal endüstri)
  • Gıda ve sektörü
  • Eğlence
  • Silah sanayii
  • ve son senelerde en çok sevdikleri İnternet endüstrisi.

Şeytanın dünyada temsilciliğini üstlenmiş bu güruhun sayısı az olmasına rağmen müktesebatı 400 senedir. Onlarla mücadele edebilmek için çok iyi derecede kuran-ı kerim, tefsir, akaid, tarih ve sosyoloji bilmek gerekir.

Sık boynumuzdaki Urganı FİRAVUN, Sık ki Aklımız Başımıza Gelsin

Kubbetüssahra Mescid-i Aksa Filistin

Vücuda bir mikrop nasıl girer?

Mukavemetinin en zayıf olduğu ve en müsait bulduğu delikten.

Vücud: 1. Dünya savaşından hemen önce bitap ve bitkin düşen Osmanlı
Delik: İstanbul’a nispeten en uzak sayılacak Filistin.

Filistinde düşen sancak neydi? O sancağı geri nasıl kaldıracağız?

Hedefimiz bu olmadığı müddetçe taarruzda olan bir FİRAVUN sürüsüne karşı kendimizi savunmaya çalışmaktan başka birşey yapamacağımız.

TEK HEDEFİMİZ MESCİD-İ AKSA, KUDÜS ve FİLİSTİN OLMAK ZORUNDADIR.

Fatih Altaylıdan 2012 senesinde okuduğum çok ibretlik bir yazıyı altta paylaşıyorum.

Bu yazıda geçen ana karakterler
Hindi: MESCİD-İ AKSA.
Hırsız: Siyonist – Firavunist Çete
Yaşlı Bedevi: Osmanlı
Çocuk: Türkiye

MESCİD-İ AKSA’YI KİMİN ÇALDIĞINI BULMADIĞIMIZ MÜDDETÇE SURİYE’Yİ, IRAK’I, LÜBNAN’I, LİBYA’YI, TUNUS’U VE en nihayetinde TÜRKİYE’Yİ KİM ALMAK İSTİYOR BULAMAYIZ.

Bir gün yaşlı bedevinin hindisi çalınır.
Bedevi oğlunu çağırır: “Çabuk bu hindiyi çalanı bul ve cezalandır. Eğer bulamazsan başımıza büyük felaketler gelir.”
Oğlan güler: “Baba delirdin mi? Bir hindi çalındı diye başımıza ne felaket gelecek?”
Baba bedevi kızar: “Hindi önemli olmayabilir. Ama çalınmış olması önemli. Dediğimi yap, hindiyi çalanı bul.”
Bedevinin oğlu, babasını ciddiye almaz. “Bir hindi için uğraşmaya değmez” diye düşünür.
Aradan bir süre geçer.
Bu kez bedevinin devesi çalınır. Oğlu koşarak çadıra gelir: “Baba devemiz çalındı.”
Baba, “Sen hindiyi çalanı buldun mu?” diye sorar.
Oğlan: “Baba deve gitti, sen hâlâ hindi diyorsun.”
“Sen hindiyi çalanı bul” der baba.
Oğlan gider. Deveyi çalan da bulunmaz.
Aradan biraz zaman geçer.
Oğlan yine heyecanla babasının çadırına dalar:
“Baba bu kez de atımız çalındı.”
Bedevinin en değerli varlığıdır Arap atı. Ama bedevi, oğluna “Sen hindiyi çalanı buldun mu?” der.
Oğlan gider.
At da, çalan da bulunamaz.
Ve bir süre sonra oğlan ağlayarak babasının çadırına girer: “Baba ablama tecavüz etmişler.”
Baba deliye döner, “Sana demiştim hindiyi çalanı bul diye. O gün onu bulup cezalandırsaydık bugün başımıza bu felaketlerin hiçbiri gelmeyecekti. Hindimizi çalabileceklerini görünce her şeyimizi kaybettik” der.

İsrail Filistin Topraklarını Adım Adım Nasıl İşgal ediyor?

[Dikkat]: Bu yazıda bahsedilen işgal; 1947, 1960, 1980 vesaire yıllarına ait değildir. Bu yazılanlar 2010, 2011, 2012, 2013, 2014, 2015, 2016 ve müdahale edilmediği müddetçe devam edecek bir işgaldir. Tahtakurularının, hamamböceklerinin bir evi adım adım sarması gibi yavaş yavaş ve hergün büyük bir sinir harbi ile ilerlemektedir.

2014’ü hatırlar mısınız? Suriye kanıyor, Filistin ağlıyordu. Gazzeye hergün sahur ve iftar vaktinde bombalar düşüyor, İsrail silah endüstrisi yeni ürettikleri bütün silahları Gazze halkı üzerinde deneme imkanı buluyordu. (Bu tabi apayrı bir yazının konusu, Youtube’da bunların vidyoları mevcut Gazzeyi devamlı farklı silahlarla bombalıyorlar, vidyolarını kaydediyorlar ve bu silahların satışında bu vidyoları kullanıyorlar).

Gündemimiz malum çok yoğun. Dengesiz Türkiye siyasetçileri, beberuhi gazeteciler ile geçen günler. Ve zaman, Filistindeki Suriyedeki, Mısırdaki müslümanların aleyhine işlemeye devam ediyor. Boğazlarına 1947 yılında geçirilen idam düğümü hergün sıkılıyor, gün ve gün Batı Şeria toprakları İsrailli Siyonist Yahudi işgalciler (batı yerleşimci diyor bunlara) tarafından ele geçiriliyor.

Belki yakın zamanda Filistin haritalarına baktıysanız, nasıl küçücük adacıklar haline geldiğini görmüşssünüzdür. Peki nasıl oluyorda bu topraklar gıdım gıdım bu şekilde Filistinlilerin elinden gidiyor? Öyle kahpece, öyle haince, öyle şerefsizceki nereden başlamak gerekiyor bilemiyorum. Dilim döndüğünce adım adım size Batı Şerianın ve Filistin’in nasıl işgal edildiğini anlatmaya çalışacağım. Burada bir parantez açarak, “ah bu Araplar, Filistinliler topraklarını sattılar, islam davasına ihanet ettiler” diyenlerin kulakları çan gibi çınlasın. Filistindeki gündelik hayatta yaşanan zulümlerin vidyolarının sadece bir buklesini yazının altına ekledim. Onların nasıl bir zulüm, baskı, mobbing altında olduğunu bilseniz, yüzünüz kızarır, utanır, o söylediğiniz laflar ağzımdan çıkacağını boğazımı testereyle kesselerdi keşke dersiniz. Okumaya devam et

2015 – Avrupa’daki Yahudiler İsraile Yerleşiyor

Tarihler 1915’i gösteriyor. Abdülhamit tahttan indirilmiş, İttihad ve Terakki herşeyin içine etmiş. Rusyadan ve Avrupa’dan “Kutsal Topraklara” gitmesi ön görülen yahudi toplumu hareketlendirilmiş ve geri dönüşü olmayacak bir yola girilmişti.

Seneler 2015’i gösteriyor. Charlie Hebdo denilen şerefsiz bir siyonist dergiye düzenlenen şerefsiz bir saldırının ardından 10 Bin Yahudi Fransa’dan ayrılır ve İsrail’e ailecek yerleşmek için yeni bir nüfus hareketi başlatılır. Okumaya devam et

Mortgage Kredisi – ALLAH RIZASI için, Çocuklarınız için ALMAYIN

“Kira öder gibi ödüyorsunuz ama kendi evinizin sahibi oluyorsunuz” yalanıyla mortgage kredi sistemini pazarlayan bankacıların, pazarlamacıların ve televizyoncuların kabirde kemikleri sızlayacak. Bu öyle büyük bir yalan ve öyle bir büyük bir zulümkü ancak Amerikada morgıç krizlerini 2-3 defa yaşamış ve dibin dibini görmüş insanlar size neler çektiklerini gerçekten anlatabilir. Bu balonlardan sadece 2008 yılında yaşananını Amerika’da birebir görmüş birisi olarak bu yazıyı okuyan sizlere avazı çıktığınca, “mortgage almayın ve tanıdığınız kimseye aldırmayın” diyorum.

Mortgage öyle bir zulüm sistemidirki, sizin alacağınız morgıçlardan sadece siz değil, çocuklarınız hatta torunlarınız zarar görecek. Nasıl mı? Adım adım yazıyorum, lütfen sevdiklerinizle paylaşın.
Okumaya devam et

Konferans – Seminer ve Diğer Sosyal Faaliyetleri Takip Edebileceğiniz Siteler

Türkiye’de hep negatif şeyler oluyor gibi göze çarpıyor ama hayat herşeye ve her türlü probleme rağmen devam ediyor ve güzel şeyler oluyor. Gözüme çarpan ve en çok hoşuma giden iki tane siteyi sizlerle paylaşmak istedim.

1. www.girisimhaber.com : Girişim Haber sitesi İdris Cin beyin önderliğinde güzel bir kadroyla, Türkiye’de nerede aktivite ve girişimcilik ile ilgili haber varsa paylaşıyorlar. Bilhassa yeni alanlara yönelmek isteyenler ve her türlü sektörden haberdar olmak isteyenler için sık kullanılanlara eklenmesini ve gün aşırı bakılmasını tavsiye ederim.

2. www.etkinlik.com.tr: Tam olarak nasıl bir ekip tarafından yönetildiğini bilmememekle birlikte, kendisine has bir tasarımla ve güncel içeriğiyle bilhassa İstanbulda düzenlenen konferans, seminer gibi programları takip edebileceğiniz güzel bir site. İstanbul sayfası faaliyetleri organize bir şekilde görmenizi sağlıyor. Bunun yanında siteye üye olursanız, isteklerinize göre size yeni faaliyetlerle ilgili bildirim emaili gönderiyorlar.

Meetup.com, eventbrite.com gibi yabancı menşeili siteler mevcut ama yerli olmaları açısından bu iki siteyi paylaşmak istedim.

IŞİD – Ortadoğu ve Fitne Üzerine

2015 yılına gireli 3 ay oldu. Bilhassa Suriye’deki iç savaşın başladığı 2011 yılından beri aklımda devamlı bir fikir dolaşıyor.

Dünyada yanan ateş neden hep müslüman topraklarında? Filistin, Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Tunus, Libya, Bangladeş, Myanmar, Doğu Türkistan …

Efendim, islam zaten gerici, müslümanlar cahil vesaire vesaire, GEÇİNİZ lütfen. Eğer bu argüman doğruysa, sadece müslümanlar mı cahil? Güney amerikadakiler, Çin’in büyük bir bölümü çok mu ileri?

Ben ise durumu çok farklı değerlendiriyorum. Şu an yaşadıklarımızla 100 yıl önce dedelerimizin jenerasyonunun yaşadıkları arasında çok büyük benzerlik görüyorum. Ne tarihçiyim ne de sosyolog dolayısıyla bu konuyu metodlarına uygun bir şekilde tahlil edemiyorum. Okumaya devam et

Gemalto – İstihbaratcılar İzin Almadan İstediklerini Dinleyebilecek

ABD istihbarat örgütü NSA ve ingiliz gizli istihbaratının (GCHQ) ortaklaşa yaptığı operasyonda, Dünyanın en büyük sim kart üreticisi Gemalto hacklendi. Gemalto senede 2 milyar sim kartı üreten ve dünya çapında 450 tane GSM sağlayıcına sim kartı satan firma. Bunların içinde Turkcell, Avea ve Vodafone’un olup olmadığına iddiaya girelim mi? 🙂 Peki Turkcell, Avea ve Vodafone’un bu konuda hemen güvenlik tedbirlerini almalarını sağlayacak toplumsal baskının olmayacağına iddiaya girelim mi? 🙂 Peki girmeyelim.

Gemalto’nun sim kartlarına yerleştirdiği özel kodlar sayesinde şifreleme mümkün olurken artık bu özel kodları ele geçiren istihbarat örgütleri, hiçbir hukuki izin almadan ve yapacakları operasyonlarla ilgili de hiçbir mesuliyete girmeden, istedikleri bütün görüşmeleri dinleyebilecekler. Operasyonu İngiliz istihbarat örgütü GCHQ gerçekleştiriyor ve Gemalto firmasının networküne trojanlar sokmak suretiyle bütün networkü ele geçirdiler. Okumaya devam et

SPF Kaydı ve all ibaresi

Emailleriniz SPAM’e düşmesin – DKIM – SPF ve DMARC Ayarları başlıklı yazımda gönderdiğiniz epostaların spam’e düşmemesi için yapılabilecek ayarlardan bahsettim. SPF kaydında bir konudan daha bahsedilmesi gerektiğini farkettim.

SPF kaydındaki “all” ibaresi, eğer bizim verdiğimiz listedeki sunuculardan başka bir yerden email gelirse ne yapılması gerektiğini belirttiğimiz kısım. Bu ifade önüne eklenecek işarete göre birkaç manaya geliyor.

-all Fail Email sahte, bize ait değil.
~all SoftFail Emailin sahte olma ihtimali yüksek ama domain kısmı halen geçerli.
?all Neutral Email sahte mi değil mi emin değiliz.
+all Pass Email kesinlikle sahte değil. Bu ifade kullanılmamalı

Eğer DMARC ayarlarını yazıda belirtildiği şekilde ayarladıysanız, 2-3 hafta gibi bir süre neticesinde, SPF kaydınıza girmesi gereken bütün email sunucu IP adreslerini belirlemiş olmanız ve SPF kaydını da ona göre güncellemiş olmalısınız. Bütün bilgilerin tam olduğundan emin olduğunuz zaman, “~all” ifadesini, “-all” olarak değiştirmeniz tavsiye ediliyor. Deneme süresi boyunca “~all” şeklinde tutarak, bu emaillerin sunucular tarafından reddedilmemesini sağlayıp raporların size ulaştırılmasını istiyorsunuz, yeterli bilgiyi elde ettikten sonra da “-all” koyarak sizin izin verdiklerinizden başka kimsenin email göndermesine müsaade etmiyorsunuz.

SPF kayıtlarını güncelledikten sonra http://mxtoolbox.com/spf.aspx adresinden test etmeyi unutmayın.

Emailleriniz SPAM’e düşmesin – DKIM – SPF ve DMARC Ayarları

Müşterileriniz devamlı emaillerinizin spam yada junk dizinlerine düştüğünü söylüyorsa, okumaya devam edin. Email göndermek için yapmanız gereken tekşey SMTP protokolünün dilinden anlayan bir program kullanmanız, yani bir PHP, Perl hatta Bash kod parçası bile email gönderebilir. Bu emaillerde ister kendinizi Obama@whitehouse.gov olarak ister de peri kızı@dunyalarguzeli.com olarak gösterebilirsiniz. Gerçek hayattaki mektuplaşmada olabilecek sahtekârlıkların ve oyunların hepsi sanal alem için de geçerli. Bundan dolayı, mülkiyeti size ait olan domainlerden sadece sizin email gönderebileceğinizi ve bunun da gerçekten siz olduğunuzu belirlemenizi sağlayacak 3 ana teknoloji çözümü geliştirildi:

  • DKIM – Sunucu tarafından şifreleme sistemi kullanılarak gönderilen her emailin barkodlanması
  • SPF – Hangi sunucu IP adreslerinden sizin adınıza email gönderebileceğinin belirlenmesi
  • DMARC – Üstteki iki güvenlik önlemini aldıktan sonra sizin adınıza email gönderilip gönderilmediğinin raporlanması

Okumaya devam et

AntiFiravunist ve Firavunistlik

Televizyonda haberleri izlerken, “antifiravunist” selamlamasını duyduğumda adeta zihnimde şimşekler çaktı. Selamın tamamı şu şekilde idi:

“Antiemperyalist, antikapitalist, antinasyonalist, antisiyonist, antifaşist en önemlisi de antifiravunist bir bilinçle selamlıyorum.”

Doğrusu Sn. Nuri Pakdil büyüğümüzün eserlerini okumuş değilim ama başka bir açıdan, siyonistleri-yahudileri ve bu zihniyetin hegamonyası altına almış olduğu evanjelist-batı ideolojisini yaklaşık 5 yıldır araştırdığım ve okuduğum için adeta okuduğum ve zihnimde tasdik ettiğim bütün kötülükleri bir kelime ile ifade etmeleri bende adeta bir uyanış meydana getirdi. Kendisinin hem edebi hem de aktivist derinliğini bir kelime ile hülasa etmesi bile kendisinin Necip Fazıl Kısakürek ödülüne layık görülmesinin ne kadar isabetli olduğu açısından beni çok mutlu etti.

Antifiravunist selam, Nuri Pakdil büyüğümüzün selamında zikrettiği diğer bütün zümreleri adeta tek başına içine alan ve bir kelime ile ifade eden bir kavramdır.
Okumaya devam et

WordPress 4.0 Türkçe Yapma

WordPress 4.0 öncesi versiyonlarda, ingilizce wordpress’i türkçe yapmak için alttaki adımları takip etmeniz yeterli oluyordu:

  1. WordPress Türkçe paketini indirip.
  2. Bu paketten, wp-content/languages/tr_TR.mo dosyasını, mevcut kurulumunuzun altına kopyalıyordunuz. İngilizce WordPress kurulumunda, languages dizini olmadığı için bunu oluşturup ondan sonra tr_TR.mo dosyasını kopyalamanız
  3. wp-config.php dosyasındaki define(‘WPLANG’,); parçasını, define(‘WPLANG’,’tr_TR’); ile değiştirip kaydetmeniz gerekiyordu.

WordPress 4.0’dan itibaren, yukardaki metodu uyguladığınız zaman sitenizdeki ingilizce dili değişmiyor. Çünkü 3. aşamada yapılan wp-config.php değişikiği artık Admin paneline taşınmış durumda. Sağolsunlar, wp-config.php okumayı devam ettirmedikleri için, 3. adım yerine, Admin paneldeki sol menüden Settings->General başlığı altından “Site Language” değiştirmeniz gerekiyor.

WordPress 4.0 İngilizceden Türkçe Yapma İçin

1. ve 2. aşamada yaptığımız dil dosyası upload işlemleri devam ediyor.
3. adımda ise Admin Panel’inize girip, Settings -> General altından “Site Language” kısmında, dili Türkçe seçmeniz gerekiyor. Direk URL girmek isterseniz:

http://www.site-adresiniz.com/wp-admin/options-general.php

Anahtar kelimeler:
-Wordpress türkçeleştirme
-wordpress tr_TR

Opencart – Gereksiz Kargo ve Ödeme Metodlarının Silinmesi

Uzun süredir ilk defa teknik bir konu paylaşıyorum. Yakın zamanda Opencart ile ilgilenmeye başladım. Sıfır kurulum Opencart’ta Türkiye ile uzaktan yakından alakası olmayan bir sürü modül ve eklenti geliyor. Eğer Linux sunucusu kullanıyorsanız ve public_html yada sitenizin bulunduğu ana dizin altında alttaki komutu çalıştırırsanız, Türkiye’de çalışmayan veya Türkiye ile ilgisi olmayan bütün kargo ve ödeme metodları temizleniyor.

find . -type f \( -name "sagepay*" -o -name "paypoint*" -o -name "klarna*" -o -name "pp_pro_uk*" -o -name "payza*" -o -name "liqpay*" -o -name "amazon_checkout*" -o -name "nochex*" -o -name "paymate*" -o -name "google_checkout*" -o -name "moneybookers*" -o -name "twocheckout*" -o -name "worldpay*" -o -name "web_payment_software*" \) -exec rm {} \;

find . -type f \( -name "auspost*" -o -name "citylink*" -o -name "parcelforce*" -o -name "royal_mail*" -o -name "usps.*" \) -exec rm {} \;

Silinen ödeme metodları:

  • Sagepay
  • PayPoint
  • Klarna
  • Paypal UK
  • Payza
  • Liqpay
  • Amazon Checkout
  • Paymate
  • Google Checkout (zaten kapandı)
  • Moneybookers
  • 2Checkout
  • Worldpay
  • Web Payment Software

Silinen kargo metodları:

  • AustraliaPost
  • Citylink
  • ParcelForce48
  • Royal Mail
  • USPS

100 Bin’de 4 Oranı Olan ALS Kovasına Alternatif – Gazze Kum Kovası

  • Çok konuşan, az iş yapan;
  • Çok harcayan, az sadaka veren;
  • Çok günah işleyen, az hayır işleyen bizlere,

Gazze İHH Temsilcisi ağabeyimizi çok güzel örnek olmuş.

100,000’de 1.2–4.0 teşhis edilme oranı olan, yani 100 bin kişide 1 ile 4 kişi arasında bulunan, ALS hastalığı için tanıdık tanımadık herkes kafadan aşağıya buzlu su döktü.

Dökmesin demiyoruz kesinlikle ama bu kadar da insan hayatının adeta aşağılandığı, hiçe sayıldığı, bir evcil hayvandan-küçükbaştan daha küçük görüldüğü bir dünyayı da reddediyoruz. Yazıklar olsun!

İsrail’in 2014 Katliamı – Gazze Şehitleri

Gazze şehitleri… Son 30 yılın en üzücü ve hüzünlü hikayesi Gazze’de kanla dolu bir sayfa kapanmak üzere. En azından bu sabaha kadar, katil İsrail anlaşmaya yanaşıyordu, bugün yine saldırı haberleri geliyor. Bu yazının konusu olan, “gazze şehitleri” sadece bir istatistik değil. Çünkü bir milyon insan öldüğü zaman, söz ile bunu ifade etmek çok basit. “1 milyon insan ölmüş”. 4 kelime. Halbuki her bir hayat, okunmamış ve yazılmamış bir kitap, nereden mi biliyorum? Kendi hayatımıza bakalım. Yaşadıklarımız ve yaşamayı hayal ettiklerimiz ne kadar çok değil mi? “O’ndan geldik ve ancak O’na döneceğiz” ayetince, vefat eden insanların hiçbirisi zayi olmadı, hepsi Rablerine kavuştu ama geride belki yüzbinlerce yetim, dul ve yaşlı kaldı. Hastanelerde iyileşmeyi bekleyen belki yüzbinler kaldı. Ama bize sadece “1 milyon insan ölmüş” dedirttiler.

Gazze ve Filistin’de olanlar da buna çok benziyor. Enkaz altından çıkartılanlarla birlikte 2100’den fazla şehit (inşallah) var. Bu kişilerin isim listesini yayınlamak ve en azından, bu sayfada yukarıdan aşağıya doğru hareket ederken, “vay be” demek ve en azından bu kadarını hissedebilmek istedim. Okumaya devam et

Birbiriyle Yarışan Aynı Kulvarın İnsanları

Dikkatinizi çekiyor mu bilmiyorum, toplumlar halinde yaşayan insanlar kendileriyle belli ahlak kavramları içerisinde adeta yarışıyorlar. Necip Fazıl’ın o veciz ifadesiyle, “oluklar çift, birinden nur akar birinden kir” dediği gibi. İyilikte yarışanlar bir kulvarda giderken, ömürlerini dünyaya adayan insanlar da ayrı bir yarış içindeler ve bu yarışlar nedense ahlaksızlık ve hayasızlık istikametinde artarak devam ediyor.

Kadınlar ve erkekler haya duygusunu yitirdikçe, sınırlar aşılmaya başlıyor. Önce mahrem diye bildiğimiz vücut bölgelerinin fâş ediliyor. Erkek için kısa kollu tişört olabilir, bayanlar için yine kısa kollu bir tişört veya gıdık bölgesinin gösterilmesi olabilir. Ondan sonra giyilen kıyafetlerin boyunun kısalması, uzun eteğin kısalması, diz altına gelmesi süreci başlıyor. Önemli toplantılarda veya iş görüşmelerinde, mini etek giyilebilir hale geliyor. Bu süreçte başka bir boyut da örneğin denize girme alışkanlığında yaşanıyor. Baştan belki bayan olmasına rağmen şortla v.s. ile girerken artık bikini yani bildiğimiz “iç çamaşırı olan don ve sütyenin renkli hali” ile ortalıkta dolaşma durumu başlıyor. Türkiye’de bu işin ilk temelini atan yerler orta okullar ve liselerdir.

Perdeler yırtıldıkça o kişinin gözünden kendi dünyası ile etrafı da kendi değer normlarına göre normalleşiyor. Etrafında o tarzda insanları görmeyi arzu ediyorlar. Eşlerini ve hayat arkadaşlarını o şekilde belirliyor. Bu şekilde bitmiyor. Bu sefer çocuklarına sıra geliyor. Çocukları doğduğu zaman, yola çıktıkları kıyılardan artık çok uzakta başka limandalar, yani yaşama bakış açıları bambaşka bir hal almış ve o anki değer yargıları neyse çocuklarını da oradan yetiştirmeye başlıyorlar. Yani ne kadar kirlenmişlerse, yeni gelen nesil o kirliliğin içine doğmak zorunda kalıyor.

Burada dikkat çeken ama bir o kadar da rahatsız edici bir hatıra anlatmak istiyorum. South Carolina’da doktora yapan bir arkadaşımın birebir gözünün önünde gerçekleşen bu olayda, iki genç kız var. Bu kızlardan bir tanesi diğerine kızmış ve sokak ortasında bağırıp çağırıyor. En sonunda, çok afedersiniz, “senin benden farklı neyin var, işte bendekiyle aynı” diyerek, iç çamaşırlarını çıkartıyor. Aynısını karşısında bağıran kız da yapıyor ve durum söz de eşitleniyor. Sokak ortasında gerçekleşen olayın garabetine bakar mısınız? Peki bu genç kızlar, en mahremlerini nasıl sadece bir organa indirecek bu noktaya geldiler? Bunun cevabını aramaya, Amerika’da ortalama bekâretin yitirilme yaşının 13 olduğuyla başlarsınız, daha iyi anlarsınız. 18-20 yaşlarına kadar neler yaşanıyor, yani mahremiyet perdesi denebilecek neredeyse birşey kalmıyor.

Sanırım bu durumlardan dolayı, Amerikan imparatorluğu bir toplumu ele geçirmeye ilk televizyonlardan ve filmlerden başlıyor. Görmedikleri şeyleri onlara göstermek ve gözlerindeki perdeleri yırtmakla başlıyorlar. Perdeler yırtıldıkça, kendisini daha medeni sanan bir toplum ortaya çıkartıyorlar. Bu toplumlar da kendilerinde yine bu belirlenen kulvarlarda ve yarış kuralları içeresinde, “ahlaksızlık ve hayasızlık” yarışı içinde yuvarlanmaya, nesilden nesile aktarılan bir hastalık olmasından dolayı da içinden çıkılamayan kronik bir vakıaya dönüşüyor.

Gazze İçin Coca Cola İçmeyin!

Öncelikle sağlığınız için Coca Cola içmeyin demek isterim ama türk milleti olarak genelde sağlığımızı ikinci plana atmayı tercih ederiz.
Dolayısıyla, kendinizi düşünmüyorsanız madem bari Filistindeki çocuklar için Coca Cola içmeyin.

01/08/14 Güncelleme: Tüketici Köşesi Coca Cola’yı neden boykot etmeliyiz için çok detaylı bir neden listesi yayınladı. Allah rızası için “İ Ç M E Y İ N”!
24/07/14 Güncelleme: Coca Cola açıklamasında Filistin dostu olduklarını ve İsrail’e desteklemediğini söylemiş. Coca Cola dibine kadar İsrail’in ve Siyonistlerin yardımcısıdır.

Gazze İçin Filistin İçin Coca Cola İçmeyin
Gazze İçin Filistin İçin Coca Cola İçmeyin

Demir Kubbe (Iron Dome) Nedir?

Iron Dome (Demir Kubbe) 2011 yılında, Amerikan’ın verdiği destek paralarıyla ve ARGE destekleriyle hazırlanan, füze-misil savunma sistemidir. İsrail Savunma firması Rafael İleri Defans Sistemi tarafından, tanesi 50 milyon dolardan 9 tane alınmıştır. Bu 9 taneye ek olarak 15 tane daha alınması planlanmaktadır. Her bir ünitede 20 tane misil bulunmakta. İsrail’e aynı anda 20-30 tane roket atıldığı zaman bu savunma araçları yetersiz kalmakta.

Bu işin bir de ilginç olan bir maddi boyutu bulunmakta. Filistin’den atılan Kassam roketlerinin adet maliyeti $800-900 iken Demir Kubbe’nin attığı misillerin tanesi bazı kaynaklara göre $20,000 ile $50,000 arasında bazı kaynaklara göre ise $100,000 civarındadır. Hamasın ve Filistin’in son saldırılarında bu kadar fazla ve eş zamanlı roket ve füze atmasının bir açıklaması da bu şekilde yapılabilir. Günlük olarak yaklaşık olarak 200 tane roket fırlatıldığı takdirde, bunun İsrail’e maliyeti 4-20 Milyon dolar arasında olmaktadır. Askeri güvenlik açısından değerlendirildiği için, atılan kadar yedek ve yedeğin de yedeğinin tutulması gerektiğini düşünürsek, Hamas İsrail’e 200 tane roket fırlattığı zaman İsrail’e maddi olarak nereden baksanız 100 Milyon dolarlık harcama yaptırmaktadır. Bu harcamanın büyük çoğunluğu ABD tarafından karşılanmaktadır.

Demir Kubbe’nin bazı füze ve roketleri engellememesi ve açık alanlara düşmesini sağlamasının sebebi de maliyetinden kaynaklanmaktadır.

Demir Kubbe Iron Dome nasıl çalışır
Demir Kubbe Iron Dome nasıl çalışır

css.php