İsrail Filistin Topraklarını Adım Adım Nasıl İşgal ediyor?

Geçen seneyi hatırlar mısınız? Suriye kanıyor, Filistin ağlıyordu. Gazzeye hergün sahur ve iftar vaktinde bombalar düşüyor, İsrail silah endüstrisi yeni ürettikleri bütün silahları Gazze halkı üzerinde deneme imkanı buluyordu. Bu tabi apayrı bir yazının konusu, onu da yazacağım inşallah.

Gündemimiz malum çok yoğun. Dengesiz Türkiye siyasetçileri, beberuhi gazeteciler ile geçen günler ve haftalar, Filistindeki Suriyedeki, Mısırdaki müslümanların aleyhine işlemeye devam ediyor. Boğazlarına 1947 yılında geçirilen idam düğümü hergün sıkılıyor, gün ve gün Batı Şeria toprakları İsrailli Siyonist Yahudi işgalciler (batı yerleşimci diyor bunlara) tarafından ele geçiriliyor.

Belki yakın zamanda Filistin haritalarına baktıysanız, nasıl küçücük adacıklar haline geldiğini görmüşssünüzdür. Peki nasıl oluyorda bu topraklar gıdım gıdım bu şekilde Filistinlilerin elinden gidiyor? Öyle kahpece, öyle haince, öyle şerefsizceki nereden başlamak gerekiyor bilemiyorum. Dilim döndüğünce adım adım size Batı Şerianın ve Filistin’in nasıl işgal edildiğini anlatmaya çalışacağım. Burada bir parantez açarak, “ah bu Araplar, Filistinliler topraklarını sattılar, islam davasına ihanet ettiler” diyenlerin kulakları çan gibi çınlasın. Filistindeki gündelik hayatta yaşanan zulümlerin vidyolarının sadece bir buklesini yazının altına ekledim. Onların nasıl bir zulüm, baskı, mobbing altında olduğunu bilseniz, yüzünüz kızarır, utanır, o söylediğiniz laflar ağzımdan çıkacağını boğazımı testereyle kesselerdi keşke dersiniz.

[Dikkat]: Buraya yazdıklarım 1947, 1960, 1980 vesaire yıllarında olan hadiseler değildir. Bu yazılanlar bildiğiniz 2010, 2011, 2012, 2013, 2014 hatta 2015 yılında olan ve hergün devam eden olaylardır. Tahtakurularının, hamamböceklerinin bir evi adım adım sarması gibi bir olay yavaş yavaş ve hergün büyük bir sinir harbi ile ilerlemektedir.

  1. İsrail istihbaratı Filistinlilerden Batı Şeriada yaşayan, esnaf, işçi, çiftçilerden ekonomik gücü zayıflayan kişileri gün ve gün takip ediyorlar
  2. Takatı kalmamış kişilerin en zayıf anında Amerikan Siyonist fon sahiplerinin temsilcileri bu aileye yanaşmaya başlıyor
  3. Sağda solda karşısına çıkıp evi, arazisi için teklifler yapmaya başlıyorlar. İsrail vatandaşlığı veya Amerika’ya götürme teklifi yapıldığı da iddia ediliyor
  4. Takati kalmamış Filistinli evini-arazisini bu Siyonist kuruluşa satar
  5. Satılan bu eve Amerikadan veya Avrupadan getirilmiş aşırı radikal Siyonist Yahudi aile yerleştirilir
  6. Filistinlilerin orta yerine çıban gibi yerleştirilen bu kahpe aile hemen balkonuna İsrail bayrağı asar ve en uç noktadaki arkadaşlarını evine çağırıp onlarla kutlamalar yapar
  7. Batı Şeriada, Filistinlilerin bir avuç kaldığı yerde buna muhatap olan Filistinliler cinnet geçirir ve müdahale etmeye çalışır
  8. Siyonist Aile hemen IDF (İsraeli Defence Force) yani İsrail askerlerini çağırır. Hemen sokağa İsrail Askeri cipleri gelir
  9. Bu noktadan itibaren artık İsrail devleti o bölgeyi kendi ablukası altına almak için meşruiyet kazanmıştır. Bu aile artık tamamen İsrail askerlerinin korumasının altına girmiş demektir. Sabah işe giderken İsrail Askeri mahalleye girer. Öğlen çocuklarını okula götürürken İsrail Askeri mahalleye girer. Akşam eve işten dönerken İsrail Askerleriyle gelirler. Devamlı İsrailli Askerler eşliğinde bir hayat yaşayarak o bölgede yaşayan milleti psikolojik olarak çökertirler.
  10. Adım adım o sokaktaki evlerden alabildikleri alırlar.
  11. Gazzeye yapılacak ilk saldırıyla birlikte Siyonist İsrailli işgalci Yahudilerin olduğu bölge hemen işgal edilir
  12. Oraya İsrail mahkemeleri tarafından inşaat yapılma izni verilmesi suretiyle “meşruiyeti devlet tarafından” onaylanmış mahkeme kararıyla inşaatlar başlar
  13. Bununla kalmaz bu azgınlar. Yaptıkları binaların lağımını biraz ötede yaşamakta olan Batı Şerialı Filistinlilerin topraklarına akıtırlar. Bereketli topraklar artık Siyonistlerin pisliğiyle kullanılamaz hale gelir.
  14. O bölgenin sahibi çiftçiler artık topraklarını süremez hale gelirler. Bu esnada daha çingen, daha aşağılık, daha şerefsiz olan ikinci bir Radikal Siyonist ekip bu topraklara kamp kurarak, küçük barakalar yaparak toprakları işgal ederler.

İşte bize sadece DEVLET TERÖRÜ gösterilen İsrail Zulmünün öteki yüzü bu şekilde işler.

Dükkanında saldırıya uğrayan Esnaf baba ve üç oğlu İsrail askerleri tarafından hapise atıldı

İsrailli Yahudi İşgalciler Filistinli Kadına ve Küçük Oğluna Sokak Ortasında Saldırıyor

İsrailli Yahudi İşgalciler Sokaktan Geçen Filistinlileri Taşlıyorlar

Siyonist İşgalciler Filistinlilere Saldırıyor

2015 – Avrupa’daki Yahudiler İsraile Yerleşiyor

Tarihler 1915’i gösteriyor. Abdülhamit tahttan indirilmiş, İttihad ve Terakki herşeyin içine etmiş. Rusyadan ve Avrupa’dan “Kutsal Topraklara” gitmesi ön görülen yahudi toplumu hareketlendirilmiş ve geri dönüşü olmayacak bir yola girilmişti.

Seneler 2015’i gösteriyor. Charlie Hebdo denilen şerefsiz bir siyonist dergiye düzenlenen şerefsiz bir saldırının ardından 10 Bin Yahudi Fransa’dan ayrılır ve İsrail’e ailecek yerleşmek için yeni bir nüfus hareketi başlatılır.

Avrupa’dan göçen yahudiler Filistinlilerin ve Müslümanların başına bela olur mu olmaz mı? Bundan önce göçen dindaşları 1947’den itibaren ne yaptıysa, 2015’den sonra Suriye ve etrafında açılmış topraklara yerleşmek için can atacak yeni bir İsrail kavmi ortaya çıkıyor.

Pışş, pışş, uyusunda büyüsün islam ümmeti,
Tıpış tıpış büyük israili büyütsün islam ümmeti
Hu, hu, hu.

Verdiğimiz rahatsızlık için özür dilerim, lütfen uykunuza kaldığınız yerden devam edin.

Fransa’dan İsrail’e Göçen Yahudilerin Haberi:

Kudüs’te Kutlama Yapan Yahudilerin Haberi:

Mortgage Kredisini Neden Almamanız Gerektiğini 9 Adımda Açıklıyorum

“Kira öder gibi ödüyorsunuz ama kendi evinizin sahibi oluyorsunuz” yalanıyla mortgage kredi sistemini pazarlayan bankacıların, pazarlamacıların ve televizyoncuların kabirde kemikleri sızlayacak. Bu öyle büyük bir yalan ve öyle bir büyük bir zulümkü ancak Amerikada morgıç krizlerini 2-3 defa yaşamış ve dibin dibini görmüş insanlar size neler çektiklerini gerçekten anlatabilir. Bu balonlardan sadece 2008 yılında yaşananını Amerika’da birebir görmüş birisi olarak bu yazıyı okuyan sizlere avazı çıktığınca, “mortgage almayın ve tanıdığınız kimseye aldırmayın” diyorum.

Mortgage öyle bir zulüm sistemidirki, sizin alacağınız morgıçlardan sadece siz değil, çocuklarınız hatta torunlarınız zarar görecek. Nasıl mı? Adım adım yazıyorum, lütfen sevdiklerinizle paylaşın.

  1. Cebinde peşin parası olmayan kişiler çok az bir peşinat ile (%10-20 gibi) 5 yıllık morgıç alıyorlar. 100 bin TL’lik evin maliyeti morgıç faizi ve banka masrafları eklendiğinde 150 bin TL olarak bankaya geriye ödüyor. Yani aslında 100 bin TL’ye değil, 150 bin TL’ye bu evi almış oluyor. Anlatmaya çalıştığım genel resim içindeki bu safha, 2005 yılı idi.
  2. Banka desteğiyle ev alan kişilerin sayısı arttıkça, müteahhitler evlere biraz daha albeni ekleyerek fiyatları yükseltmeye başlar. Neden? Arz sabit iken, talep arttı da ondan. Bu da 2007 sonrasında oldu.
  3. İlk etapta ev almış kişiler evlerinde oturuyorlar ama evin gerçek maliyeti 100 bin TL’den, 150 bin TL’ye çıktı bile. Onlar evlerini fiyatlarken, 150+ olarak hesap ediyorlar. Piyasaya yeni giren ve ev almak isteyen kişiler ise 150 bin TL’ye topraktan girerek maliyetlerini azaltmaya ve yeni piyasa raiçlerinin en dibinden ev almaya çalışıyorlar ama 150 bin TL’lik evin aylık geri ödemesi, 100 bin TL’ye göre daha fazla. Dolayısıyla daha uzun süreli morgıç alarak aylık ödemelerini düşürmeye çalışırlar. Bankalar çok iyi kalpli oldukları için bu talep karşılığında 8-10 yıllık morgıç ürünleri hazırlarlar. Müteahhitin eve harcadığı demir, çimento aynı iken, sırf talepte birbiriyle yarışan insanlardan dolayı aynı evin fiyatı 100 bin TL’den, 150 bin TL’ye çıktı.
  4. 8-10 yıllık morgıç ile piyasanın yeni raici olan 150 bin TL’ye alınan evin geri ödemesi faiziyle birlikte yaklaşık olarak 225 bin TL olacak. Süre uzadıkça aylık ödeme düşüyor ama 5 yıllık ödeme yapan ile 10 yıllık morgıç ödeyen kişilerin ödeyeceği faiz arasında çok büyük fark oluyor.
  5. Evlerini peynir ekmek gibi 150 bin TL’ye satan müteahhit fiyatları 250 bin TL’ye yükseltir. Bu işten en memnun morgıç sistemine en ilk girmiş ve hem nispeten düşük faiz hem de “helâl” piyasanın imkanlarından faydalanan kişiler nemalanacak. 2. sırada, 150 bin TL’ye alıp, faiz ile birlikte 225-250 bin TL’ye evi mâl etmiş kişiler. En azından zarar etmedik, “biz topraktan girdik ve bizim aldığımız ev değerlendi, demekki bu morgıç dedikleri gerçekten çok harika bir sistemmiş, kira öder gibi ev sahibi olduk” derler.
  6. 100-150 bin TL’ye ev almışlar fiyatların yükseldiğini görünce gaza gelir, evlerini satarlar ve daha yüksek akçeli evlere girerler. Bu arada yıl 2010 olmuş, 150 bin TL’ye mâl ettikleri evlerin raici artık rahatlıkla 250-300 bin TL’ye gelmiştir. Evlerini satarlar ve albenisi ve yaşam komforu daha yüksek olan ama hakikatte müteahhite maliyeti belki 30-40 bin TL daha fazlaya mal olan evlere 150-200 bin TL’de daha fazla verirler.
  7. Bu olan bitenden habersiz, 2005-2007 yıllarında üniversiteden mezun olmuş, askerliğini yapmış artık aile kurma zamanı diyen gençler ev almak istediklerinde piyasanın balonu çoktan şişmiştir. Piyasadaki yeni evlerin fiyatları artık en az 250-300 bin TL’den başlar. “Kira ödemek ateşe para atmak gibidir” deyip onlar da ev almak isterler ama 8-10 yıllık morgıçlar ile 300 bin TL’lik bir evin 8-10 yıllık morgıç üzerinden ödemesi kira değil, maaşın hepsi. Sevgili bankalarımız ve kredi kuruluşları bu kişilerin de unutmaz ve onlara “yeni morgıç ürünleri” sunar. Yaşasın 15 yıllık morgıç!!!
  8. 250 bin TL’ye alanlar, 15 yıllık morgıç faizleri için takriben 400 bin TL öder! Tabi bu fiyata topraktan giren kişi proje bittiğinde evini en az 350 bin TL’den satmak ister.
  9. Morgıç faizlerini sattıkça semiren ve kârlılıklarını artıran Bankalar, milletten elde ettikleri kârlarla artık rahatlıkla 30 yıllık morgıç verebilecek para hacmine ulaşmış olurlar. Dolayısıyla bir sonraki adımda 30 yıllık morgıç kredileri piyasaya salınacak.

Yani, normal şartlar altında sabredip peşin parayla veya kooperatifle eski düzende ev almak dururken, insanlar kendi elleriyle obez bir mesken edinme sistemi oluştururlar, inanılmaz bir faiz batağı ve müthiş bir faiz yaratığı ortaya çıkarırlar. Morgıç canavarı artık yedikçe büyüyen ama doymayan yaratığa dönüşmüştür ve artık hayat hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak.

1- Ev fiyatları nakit parayla 100-150 bin TL’ye alınabilecekken artık 300-400-500-600 bin TL’den aşağıya fiyata ev bulunamaz. Bu kadar parayı insanlar denkleştiremeyecekleri için herkes bu faiz çamuruna saplanacak.
2- Kira fiyatları ev fiyatlarını karşılayabilmek için astronomik rakamlara çıkar.
3- Birkaç ay morgıç ödeyemeyenler evlerini kaybedince, evlerinin gerçek değerine yani beton + arsadan düşen payı ne kadarsa, o fiyattan satıldığına şahit olurlar. 300 bin TL’ye alınan bir evin satışı 100-120 bin TL civarı olabilir mesela.
4- Bu işten tek kârlı çıkanlar en önce hayali paraları satan bankalar sonra şişen balondan nemalanan inşaat firmaları ve arazi sahipleridir.
5- Sonunda masonların, illüminatinin veya siyonistlerin hayallerindeki piramit faiz sistemi kurulur. %1’lik çok mutlu bir zümrenin tahakkümünde yaşayan %99’lık bir ülke ve dünya nüfusu.
6- İşinizi sevmeseniz de işinizden ayrılamayacaksınız, 1 ay dahi ödemeyi kaçırmamak için çok afedersiniz “köpek” gibi çalışacaksınız, bol bol “Mandıra Filozofu” izleyip, keşke uzakta çok uzakta banliyöde kirada otursaydım da bu mortgage işine girmeseydim diyeceksiniz.

Peki bu filmin sonunda ne olacak?
1- İlk ekonomik krizde, topluca işten çıkartılma durumu yaşandığı takdirde, mortgage taksitlerini 3-4 ay ödeyemeyen kişilerin evlerine bankalar el koyacak.
2- İcra edilen evlerden dolayı emsal dairelerin fiyatları düşecek. Aynı binada 500 bin TL’ye ev almış kişiler, diğer evlerin 300 bin TL’ye yedieminde satıldığını görmeye başlayınca, kendi dairelerinin raiçlerinin düştüğünü de görecek.
3- 500 bin TL’ye 30 yıllık mortgage kredisi ile aldığı evin mortgage faiziyle birlikte karşılığı aslında 1 milyon TL olduğu için, ödediğini kiraya sayıp “ben battım” diyecek ve evi bankaya iade edecek.
4- Normalde sadece işten çıkartılmış kişilerin etkileneceği bir ekonomi krizi, totalde bütün toplumun etkileneceği bir faiz ve ekonomi krizi haline dönüşecek.

Üstte yazdığım filmin tamamını baştan sona 2008 yılında Amerika’daki mortgage krizinde gördüm ve yaşadım. Arizona eyaletinde kriz öncesinde 150-200 bin dolara satılan evlerin 5-10 bin dolara satıldığına şahit oldum.

Türkiye’nin şu anda gelmiş olduğu bu noktadan zarar etmeden dönüşü var mıdır?
Çok zor gözüküyor. Birden herkese bir yerlerden çok sağlam para gelmesi ve bu borçlarını kapatıp tövbe etmesi gerekir. Yani toplumun bir seferde tövbekar olup çıkması gerekir. Peki fırsatçılar? 5-10 tane daire satın alıp, onların kira gelirleri üzerinden ev sahibi olanlar? Evet, her zamanki gibi en büyük baş belaları bu aç gözlü, nefsinin heva ve hevesinin peşine düşmüş toplumun en rezil rüsva kesimi olan bu kan emici, herkesten kendisini üstün ve akıllı gören, rantçı insanlardır ve Morgıç sistemi de esas olarak bu insanları gaza getirecek şekilde tasarlanmış, yüzlerce yıllık bir yahudi-Simon oyunudur.

Balona devamlı üflenmeden (Kanal İstanbul, Merkez Türkiye v.s.) ve bu balon daha şişirilmeden mortgage oyunu sürdürülebilir mi?
Kısa ve net. Sürdürülemez. Eğer yeni hayaller ve projeler ortaya konmayıp, piyasanın bu yeni hayaller üzerinden balonu şişirmesi sağlanmazsa bu balon çok daha erken patlar. Onun için gelişmekte olan ekonomilerde devamlı bir metro, yol yapımı, köprü inşaatı v.s. yapılacağı varsayılarak sistemin ekonomik hacminin genişleyeceği ve bu şekilde morgıç balonunun kendisine güzel bir hacim bulacağı varsayılır.

Bunlar bir yana. Biz ortaya bir irade koyarak böyle bir zulüm sisteminin ortağı olmamayı tercih edebiliriz. Çok zor ama yapabiliriz.

Konferans – Seminer ve Diğer Sosyal Faaliyetleri Takip Edebileceğiniz Siteler

Türkiye’de hep negatif şeyler oluyor gibi göze çarpıyor ama hayat herşeye ve her türlü probleme rağmen devam ediyor ve güzel şeyler oluyor. Gözüme çarpan ve en çok hoşuma giden iki tane siteyi sizlerle paylaşmak istedim.

1. www.girisimhaber.com : Girişim Haber sitesi İdris Cin beyin önderliğinde güzel bir kadroyla, Türkiye’de nerede aktivite ve girişimcilik ile ilgili haber varsa paylaşıyorlar. Bilhassa yeni alanlara yönelmek isteyenler ve her türlü sektörden haberdar olmak isteyenler için sık kullanılanlara eklenmesini ve gün aşırı bakılmasını tavsiye ederim.

2. www.etkinlik.com.tr: Tam olarak nasıl bir ekip tarafından yönetildiğini bilmememekle birlikte, kendisine has bir tasarımla ve güncel içeriğiyle bilhassa İstanbulda düzenlenen konferans, seminer gibi programları takip edebileceğiniz güzel bir site. İstanbul sayfası faaliyetleri organize bir şekilde görmenizi sağlıyor. Bunun yanında siteye üye olursanız, isteklerinize göre size yeni faaliyetlerle ilgili bildirim emaili gönderiyorlar.

Meetup.com, eventbrite.com gibi yabancı menşeili siteler mevcut ama yerli olmaları açısından bu iki siteyi paylaşmak istedim.

IŞİD – Ortadoğu ve Fitne Üzerine

2015 yılına gireli 3 ay oldu. Bilhassa Suriye’deki iç savaşın başladığı 2011 yılından beri aklımda devamlı bir fikir dolaşıyor.

Dünyada yanan ateş neden hep müslüman topraklarında? Filistin, Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Tunus, Libya, Bangladeş, Myanmar, Doğu Türkistan …

Efendim, islam zaten gerici, müslümanlar cahil vesaire vesaire, GEÇİNİZ lütfen. Eğer bu argüman doğruysa, sadece müslümanlar mı cahil? Güney amerikadakiler, Çin’in büyük bir bölümü çok mu ileri?

Ben ise durumu çok farklı değerlendiriyorum. Şu an yaşadıklarımızla 100 yıl önce dedelerimizin jenerasyonunun yaşadıkları arasında çok büyük benzerlik görüyorum. Ne tarihçiyim ne de sosyolog dolayısıyla bu konuyu metodlarına uygun bir şekilde tahlil edemiyorum.

Ama bir müslüman olarak basiret ve feraset gözlüğüyle olaylara bakmaya çalışıyorum, Amerika’lıların “10,000 foot view” (10 bin adım yukardan bir olaya bakmak) ve bilhassa 2 kitabı göz önünde bulundurarak düşüncelerimi toparlıyorum. Öncelikle bu kitaplardan bahsetmek istiyorum:

Başımıza gelenler” 93 harbinde yaşananlar, adeta bir cam parçasının kalbe batması kadar yaralayıcı ve hüzün verici, dişlerinizi sıkarak ve hüzünle izleyeceğiniz, çok büyük zorluk içinde kıvranan bir milletin yaşadıklarını anlatıyor.
Pazarlık” Vahdettin Engin tarafından yazılmış, II. Abdülhamit döneminde yaşanan İsrail’in kurulmasının temellerinin nasıl hazırlandığını anlatan bir şaheser.

İttihat ve terakkiyi, II. Abdülhamit dönemini anlatan, 2010 sonrasında yaşanan olayları değerlendiren yabancı islam düşünürlerinden (Imran Hussein) aldığım bilgileri bir kenara koyuyorum.

Vadedilmiş topraklar ve topraklara kavuşmak için gözleri dönmüş bir siyonist topluluğu ve bunlarla menfaat ilişkisi olarak veya onlarla müttefik olmaktan dolayı bir şekilde haz duyan hristiyanların varlığı ile ilgili, komplo teorisi kitapları bu zümreye genelde Neocon’lar diyor. Müslüman coğrafyasını yakmak için 2001 yılında adeta sura üflendi. Rahmetli Mahir Kaynak’ın 11 Eylül saldırısından sonra yazdığı kitabını okuduğum zaman bir türlü anlam veremiyordum. Yepyeni bir dönemin başladığını, artık “rus tehditi yerini müslümanların aldığını ve müslümanlar için cehennem yıllarının başladığını” anlatıyordu kitabında Mahir Kaynak.

Biraz geriye çekilerek Amerika’ya “vadededilmiş toprak” mikrobunun ne zaman bulaştığına bakalım. Yahudilerin ABD’ye gelişleri 1940’ları buluyor. ABD’de yaklaşık 60 yıldır yaşayan (80 yaşlarında ve kendisi halen hayatta) bir büyüğümüze bu konuyu sorduğum zaman yahudilerin Almanya’daki nazi olaylarından sonra ABD’ye gelişlerini şu şekilde anlattı:

“Yahudiler Amerikaya ilk geldikleri dönemde çok nefret edilirlerdi, zencilerle yahudiler neredeyse aynı şekilde algılanırdı, nerede terör örgütü, nerede baş belası adam varsa yahudi çıkardı ve amerikan toplumu onlardan hiç hoşlanmazdı ama yılmadılar, bıkmadılar, çok çalıştılar ve topluma kendilerinin mazlum olduklarına inandırdılar.”

Evet gerçekten de 1940’tan itibaren inanılmaz bir örgütlenmeyle ve çalışmayla Hollywood, Medya, Gıda Endüstri, Petro Kimya endüstrisi gibi sektörleri birer birer ele geçirmişler. 1990’lara kadar ABD ekonomisini adeta her tarafından kuşatan bu hırslı zümre, CIA Direktörü Baba Bush döneminde devlette görev almaya hazır hale gelmişti. Hollywood’daki kardeşleri Seinfeld, Friends gibi dizilerle halkı bambaşka bir psikolojiye evriltirken Washington’daki kardeşleri devletin önce ekonomiyle ilgili bölümlerine, akabinde de güvenlik bürokrasisini sızdılar. Baba Bush döneminde Amerika birden yönünü Irak’a çevirir. İran savaşından çıkan Saddam ile menfaatleri çatışır, Kuveyt-Irak krizi derken ilk saldırı gelir. Devletin kromozomlarına karışmış vadedilmiş topraklar virüsü faaliyet göstermeye başlar.

Yapısı bozulmuş yeni Amerikan devletinin kendi sonunu da getirecek virüslü halinin nihai hedefi, ortadoğuda vadedilmiş topraklar üzerinde yaşayan bütün müslümanların mukavemet gösteremeyecek kadar zayıflatılmasını sağlamak. Bu esnada aynı 2. dünya savaşında olduğu gibi bütün dünyada yahudilerin çok büyük tehdit altında olduğunu öne süren olayların zuhur etmesi ve bütün dünya yahudilerinin vadedilmiş topraklara, yani Suriye’ye, Irak’a, Türkiye’ye, Lübnan’a gelerek Kudüs’te Hz. Süleyman’ın mabedinin kurulması ve 3. kez Yahudilerin bütün dünyaya hükmedecek imparatorluklarını kurmalarını sağlamak.

Bilim kurgu filmi gibi. Ama ahir zamandaki fitne ateşi her yerden yanmakta ve 2 sene önce dost bildiğimiz insanlarla bile paralel-seri durumuna düştüğümüzü düşününce, durum ne kadar vahim ve ne kadar şiddetli daha iyi anlayabilmekteyiz.

ABD Başkan yardımcısı Kerry’nin ajanslara düşen ifadesi dikkat çekici.

“IŞİD ile savaş 10’larca yıl sürecek.”

Operasyon başladı, her yerde müslüman toplumları canlı canlı ameliyata alıyorlar. İşin en acı olanı ise 1994’den beri ABD saldırılarıyla Frankeştaynlaştırılan Irak’ın hapishanesinde ne kadar it kopuk varsa, sağda solda kalmış piskopat varsa, toplanıp IŞİD’i kuruyor ve müslüman ülkeler onların eliyle parçalanıyor. Hesaplaşmanın en son geleceği ülkeler, Lübnan, Mısır, Ürdün, Filistin yani vaadedilmiş toprakların can damarı, işin içinde Yemen, Sudi Arabistan da var ama onlarla ilgili pek malümatım yok.

IŞİD’i ve İran’ı bahane edecek bir İsrail ve onun arkasındakilerin neler yapacağını düşünmek bile istemiyorum. Ortadoğu’da milyonlarca insanın öleceği bir senaryoyu tesis edecekleri yada bu bölgede yaşayan insanların bir şekilde topluca göçlere maruz bırakılması ne kadar acı verici.

Nihai hedefleri olan vaadedilmiş toprakları ele geçirmek ve bu bölgeye dünya çapındaki bütün yahudilerin yerleşmesini temin edebilmek için yapmayacakları hiçbir zulüm yok.

Ğaybı bir tek Allah bilir ve O bilenlerin en hayırlısıdır. Bize düşen ise gerçekleri görmeye çalışmak, görebildiklerimizi paylaşarak bizden sonra gelen nesilleri uyandırmaya çalışmalı ve elimizden geldiğince müslüman arasında çıkan fitne ateşlerini söndürecek hal ve tavırlar içine dönmeliyiz.

Gemalto – İstihbaratcılar İzin Almadan İstediklerini Dinleyebilecek

ABD istihbarat örgütü NSA ve ingiliz gizli istihbaratının (GCHQ) ortaklaşa yaptığı operasyonda, Dünyanın en büyük sim kart üreticisi Gemalto hacklendi. Gemalto senede 2 milyar sim kartı üreten ve dünya çapında 450 tane GSM sağlayıcına sim kartı satan firma. Bunların içinde Turkcell, Avea ve Vodafone’un olup olmadığına iddiaya girelim mi? :) Peki Turkcell, Avea ve Vodafone’un bu konuda hemen güvenlik tedbirlerini almalarını sağlayacak toplumsal baskının olmayacağına iddiaya girelim mi? :) Peki girmeyelim.

Gemalto’nun sim kartlarına yerleştirdiği özel kodlar sayesinde şifreleme mümkün olurken artık bu özel kodları ele geçiren istihbarat örgütleri, hiçbir hukuki izin almadan ve yapacakları operasyonlarla ilgili de hiçbir mesuliyete girmeden, istedikleri bütün görüşmeleri dinleyebilecekler. Operasyonu İngiliz istihbarat örgütü GCHQ gerçekleştiriyor ve Gemalto firmasının networküne trojanlar sokmak suretiyle bütün networkü ele geçirdiler.

Bizler AVEA, Turkcell ve Vodafone’u bu konuda uyarmalı onların bu firmayla olan derhal bütün ilişkilerini durdurmalarını talep etmeliyiz.

Türkçe Kaynaklar:
http://www.yenisafak.com.tr/diger/sim-kartlarinin-hacklenmesinin-gemalto-ile-ilgisi-2088384
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/28258075.asp
http://ekonomi.haberturk.com.tr/teknoloji/haber/1045336-sim-kartlar-hacklendi-dunya-sok-oldu
http://www.yeniasya.com.tr/bilim-teknoloji/milyonlarca-sim-kart-kodu-calindi-mi_323158

Haberin İngilizcesi:

https://firstlook.org/theintercept/2015/02/19/great-sim-heist/

According to one secret GCHQ slide, the British intelligence agency penetrated Gemalto’s internal networks, planting malware on several computers, giving GCHQ secret access. We “believe we have their entire network,” the slide’s author boasted about the operation against Gemalto.

Additionally, the spy agency targeted unnamed cellular companies’ core networks, giving it access to “sales staff machines for customer information and network engineers machines for network maps.” GCHQ also claimed the ability to manipulate the billing servers of cell companies to “suppress” charges in an effort to conceal the spy agency’s secret actions against an individual’s phone. Most significantly, GCHQ also penetrated “authentication servers,” allowing it to decrypt data and voice communications between a targeted individual’s phone and his or her telecom provider’s network. A note accompanying the slide asserted that the spy agency was “very happy with the data so far and [was] working through the vast quantity of product.”

The Mobile Handset Exploitation Team (MHET), whose existence has never before been disclosed, was formed in April 2010 to target vulnerabilities in cellphones. One of its main missions was to covertly penetrate computer networks of corporations that manufacture SIM cards, as well as those of wireless network providers. The team included operatives from both GCHQ and the NSA.