Site Sahibi on Mart 21st, 2014

Devletsizleştirme projesinin ilk adımı, sosyal olarak birbirinden kopmuş, aile-komşuluk bağları asgariye inmiş toplumun, yavaş yavaş birbirlerinden kopartılmaları ve farklılaşmaları neticesinde hızla galeyana getirilebilme dinamiğinin ateşlenmesi ve bu olaylara dışarıdan bakan, tam manasıyla idrak edemeyen 40 yaş üstü yönetici zümrenin eski taktiklerle cevap vermesi zorlanırken, aradaki nesil farklılığının iyice başkalaşmasının sağlanması. Okulunda öğretmenine hürmet göstermeyen bir öğrenci, çalıştığı yerde üstünün emirlerine ehemmiyet vermeyen bir çalışan ve ortak alanların yönetimi için seçeceği kişilere güvenmeyen bir toplum teşekkül etmesi. Dolayısıyla siyasetin ve seçim hakkına darbe yapılarak “kaş yapıyoruz derken gözü hatta yüzü parçlayan” bir hareketin teşekkül etmesi sağlanacaktır.

Neticesinde geçersiz kılınan seçimler, seçilmişin kabul edilmeyişi ve bölgesel isyanlar.
Bu bölgelerin yavaş yavaş birbirinden kopuşları, hali hazırda psikolojik olarak kopmuş (Doğu ve Güneydoğu – Kırım, İspanya v.s.) bölgelerin tamamen kendisini farklı görmeye başlamış ve Mısır+Ukrayna’nın birleşim kümesi bir toplumsal tezahür. Bütünden kopan, bir yandan da seçimle adam getirmek yerine darbeyle başına elinde silah olan ve tek iradesi olan ekipleri getiren, genç 40 yaş altı, deneyimsiz ama bir o kadar kibirli ve ben en iyisini bilirimci nesiller.

Site Sahibi on Mart 16th, 2014

Eğer duymayanınız varsa rahmetli Aytunç Altındal’ı (Aytun Altındal) Youtube’dan bulup izlemenizi tavsiye ederek başlamak istiyorum. İçinden geçtiğimiz süreç ve anlam veremediğimiz birçok olayla ilgili göz açıcı, basiret ve feraset yüklü birçok beyanatını bulabilirsiniz.

Arap coğrafyasıyla başlayan ve sırasıyla Türkiye, Doğu Avrupa ve bilahere diğer ülkelere sıçrayacak bir” devletsizleştirme projesiyle” karşı karşıyayız. Devletleri yönetenlerin gizli sandıkları kirli ilişkiler, daha da kirli ekipler tarafından ifşa edilmek suretiyle çok ciddi bir düzensizlik, anarşi ve çatışmaların yaşanacağı bir sürece girdik. Bu süreç neticesinde, coğrafya dersinden bildiğimiz adeta yer kara parçalarının oynaması, sınır sandığımız yerlerin değişmesi, devlet sandığımız bölgelerin başka güçler tarafından yönetilmesi gibi bir süreçten bahsediyoruz. “Yeni Dünya düzeni” ismiyle de anılan bu süreç Aytunç Altındal’ın tespitine göre 1989 yılında başladı. Yine kendisinin anlatımıyla 36 yıllık sürecek bu süreçte, hepimiz bildiğimiz ve inandığımız herşeyin aslında öyle olmadığını görmek zorunda bırakılacağız. Bu şekilde olması neticesinde, çok ciddi bir güvensizlik-huzursuzluk ve savaş ortamı oluşacak. Bu 36 yıllık süreçleri, Aytunç Altındal’ın 1989 yıl tercihini dayanak alarak alttaki şekilde kendimce yorumluyorum:
1881 – 1917 süreci – Dünya çapında kafa karışıklığının başladığı süreç
1917 – 1953 süreci – acıların çekildiği süreç
1953 – 1989 süreci – sefa sürülerek bu süreçte yeni nesillerin geçmişi unutmasını sağlanması
1989 – 2025 süreci – Dünya çapında kafa karışıklığının başladığı süreç
2025 – 2061 süreci – acıların çekileceği, muhtemelen büyük savaşların olacağı dönem
2061 – 2097 süreci – tekrar bir keyif, neşenin temin edilip tarihin unutulacağı dönem

Bu yazıyı okuyan genç arkadaşlarımıza, şiddetle sahih tarih kitapları bulup okumalarını tavsiye ederim çünkü günümüzün bütün dertlerinin şifası tarihte mevcut. Şu an yaşananların hepsi tarihte onlarca kez yaşanmış ve aynı acılar çekilmiş, tarihten ders çıkartanlar bu fırtınalı ortamlardan hep sağ ve salim çıkmıştır.

İçinde bulunduğumuz süreçte, devletsizleştirme projesinin en büyük ayağı, “açık istihbarat” denilen, internete saçılmış bilgi ve verilerin, analiz-sentezden geçirilmesi, bu bilgilerin sistemin içine enjekte edilmiş kişilerden elde edilen diğer istihbaratlarla birleştirilmesi suretiyle, toplumları galeyana getirilecek şekilde ifşa edilmesinden geçiyor. Bunlar ifşa edildikçe, “ne kerizmişiz”,”ne salakmışız”,”aldanmışız” diyen yüzbinler sistemi düzeltme aklını göstermek yerine, içlerine yerleştirilen provakatörler vasıtasıyla anarşiye kayıyorlar. Akl-ı selim ile acaba biz neredeyiz, bu sistemi en başından nasıl tesis edebiliriz demek yerine, insanlar kendi elleriyle büyük bir buhranın ve karışıklığın içine itiliyor.

Bu blogda bundan önce dile getirdiğim gibi, bu sistemi yönlendirmeye çalışan ekiplerin nihai hedefi bu sefer Amerika imparatorluğunu yıkmak suretiyle yerine Büyük İsrail projesi olarak hayal ettikleri, ortadoğuda Hz. Davudun veya Hz. Süleyman’ın yönettiği tarzda bir imparatorluk hayal ediyorlar. Zamanın ve mekanın öneminin kalmadığı, istedikleri zaman çok büyük kütleleri yerinden taşıyabildikleri çok büyük bir güce sahip bir imparatorluk hayalini yaşayan bu zümre, Wallstreet’ten trilyonlarca doları 2001-2008 sürecinde, bütün dünyaya göstere göstere çaldıkları halde, karşılığında hiçbir cezaya tabi tutulmadılar. Dünyada çok büyük bir fesat peşinde koşan bu zümreyi Kuran-ı Kerim’de birçok kez anlatılırken şahit oluyoruz. Kuran-ı Kerim’de fesat çıkarmayla ilgili mevzuların çoğunun İsrail oğullarıyla ilgili bölümlerde geçmesi ise çok dikkat çekicidir. Kendileri birçok kez uyarılmalarına rağmen, son bir kez daha dünya çapında çok büyük bir fesat peşinde koşmaktadırlar.

Bunlara, “Yeryüzünde fesat çıkarmayın” denildiğinde, “Biz ancak ıslah edicileriz!” derler. (Bakara 11)

Hani, Mûsâ kavmi için su dilemişti. Biz de, “Asanı kayaya vur” demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı bilmişti. “Allah’ın rızkından yiyin, için. Yalnız, yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın” demiştik. (Bakara 60)

Site Sahibi on Ocak 31st, 2014

Uyanıklar!

Malcom X (rah)’e ait çok düşündürücü bir söz:
Bütün uyuyanları uyandırmak için bir uyanık yeter.

Müslümanlar uyuyor. Hatta bütün Dünya uyuyor. Ellerine verilmiş bir teknoloji çılgınlığı, twitter-facebook-iphone-android ve acaba bu akşam TV’de oynayacak dizide ne var, hafta sonu şu filme gidelim mi ile haftalar-aylar geçiyor. Parayı kontrol eden finans merkezleri hiç uyumuyor. Devamlı fitne-fesad çıkartmak için operasyon yapıyorlar. Venture Capitalist ismi altında oluşturulan paralı haçlılar (aslında ellerinde Davudun yıldızı var) bütün dünyaya sanal bir ruh giydirdi. Startup ve girişimcilik adı altında herkese altın tepside sunulan “milyarder” olabilme hayali ve herkesin bir Mark Zuckerberg olabilme durumu adeta fenonemenleştirerek, yüzbinlerce telefon uygulamarının, yüzbinlerce facebook oyunlarının ortaya çıkmasını sağladı. Bu sanal ruh, insanları topluluklar içinde yanlızlaştıran, inanılmaz bir bilgi akışının içinde cahilleştiren ve her yönden gelen datalarla insan muhakemesini işlevsiz hale getiren bir yapıya dönüştürdü. Artık kim hakiki, kim yalan, söylenenlerden hangisi doğru, hangisi yanlış ve en kötüsü ne yapmalıyızın cevabını bulmamız neredeyse imkansızlaştı. Her konunun savunucusu birçok taraf var. Bu birçok tarafın birçok taraflarla gizli menfaat ve çıkar ilişkileri var ve iş bu şekilde içinden çıkılamaz bir hal alıyor.

Dikkatimi çeken en hassas nokta. Birileri uyumuyor! Yahudi diyebileceğiniz, Siyonist diyebileceğiniz ama neticesinde bütün dünyayı yeni bir imparatorluk başlığı altında yönetmek isteyen, yeni kurulacak oluşumun merkezini Büyük İsrail ismini verdikleri Osmanlı coğrafyası merkezli topraklardan yapma hissiyatları hiç değişmiyor. Adeta 11 Eylül 2001 saldırısını bir başlama atışı gibi kullanarak, önce global finansal sistem içindeki trilyonlarca dolarlık parayı zimmetlerine geçiriyorlar. Akabinde Büyük İsrail projesiyle ilişkili olabilecek bütün ülkelerde birer birer fay hatlarını çatlatmaya ve orta-büyük ölçekli depremler oluşturmaya çalışıyorlar. Kurdukları fesad oyunu çok büyük ve içinden çıkılması çok zor gözüküyor. Yazımın başında bahsettiğim Malcom X’in (rah) sözüne geliyor. Şu anda uyuyan bütün milletleri uyandırmak için bir uyanık yeter. Ama bu uyanma safhası, 1. Dünya savaşında yaşandığı gibi çok kanlı bir operasyonla mı olacak yoksa gerçekten insanlık başına örülen bu çorabı erken bir noktada tespit edip, doğal bir reflekse bertaraf mı edecek?

İkinci ihtimalin olması çok zayıf gözüküyor. En iyisini Allah bilir ama resim çok iç karartıcı. Ailelerin dahi parçalandığı, toplumların bireyselleşme-bencilleşme ve sadece kendi isteği etrafında bir düzen kurma nefsaniyeti içinde böyle bir tâbi olma olayının gerçekleşmesi çok zor. “Ben aslında”, “ben söylemiştim”, “ben yaptım”,”bundan olduğu için” ile başlayan enaniyet cümlelerini herkes, bir diğerinin yüzüne veya gıyabında söylerken, şahsi üstünlüğünün baskınlığını ve kabul edilirliğini sağlamak adına karşısındakini ikna etmek için 2 katı daha fazla konuşmak zorunda kalması ve daha nice ruh-i enfeksiyonlar ve bunalımlar gösteriyorki, insanların bir hakikat etrafında ittifak etmesi gün geçtikçe zorlaşıyor. Çünkü herkesin içinde “ben” diye bir put ve putun etrafında “benim isteklerim” ve “benim hayallerim” şeklinde putcuklar tezahür ediyor.

Halbuki günlük koşuşturmanın dışına çıkılması halinde belki elimizden gelebilecek o kadar çok şey varki. Örneğin bir Kürt meselesi. Bu kadar büyük bir toplumsal mevzuyla ilgili en azından şöyle 5-10 milyonluk bir nüfusun Doğu şehirlerini seyahat edip olayları yerinde görmesi, arkadaş biz kardeşiz siz niye böyle yapıyorsunuz demesi gerekmez miydi? Örneğin Suriye meselesi. Halep-Latakya İstanbul’a uçak+karayolu ile 3-4 saat mesafede. Şu anda Türkiye’yi en derinden etkileyen bu mevzularda yüzlerce tweet atmanın, binlerce dakika internet sitelerini kurcalamanın ve haber okumanın halbuki kazandırdığı hiçbirşey yok.

Editörlerin, habercilerin, haber ajanslarının ve daha belki bilemediğimiz hangi güç katmanlarının kontrolünden geçip yayınlanan haberlerle bizim algımız kontrol edilirken, uyanıklar uyumuyor.

Site Sahibi on Temmuz 12th, 2013

TV’lerde her akşam farklı bir tartışma ve analiz-sentez programı var. Her birinde sayısız uzman. İlgimi çeken ortak noktaları, hepsi de zuzaylı gibi bir dil ile konuşuyor. Az çok ne demek istediklerini hepimiz anlıyoruz ama bu tabirler nereden türedi diyorsanız işte kullandıkları tabirler ve ingilizceleri.

Not: Bu listeyi, çakma türkçe konuşan asilzadelerimizin dediklerini duydukça güncelleyeceğim.

At the end of the day – Günün sonunda
Bunu en çok finans ve ekonomiyle uğraşanlar söylüyor. Hasılı, netice olarak, son tahlilde gibi bir ifade kullanabilecekken “günün sonunda” demeyi tercih ediyorlar.

Big picture – Büyük Resim

Pull the plug – Fişi çekmek

Light at the end of the tunnel – Tünelin sonundaki ışık

Worst case scenario – En kötü senaryo
En kötü ihtimal

Best case sceneario – En iyi senaryo
En iyi ihtimal

Road map – Yol haritasi

Hard choices – Zor seçimler

Common ground – Aynı zemin
Hem fikir olduğunu belirtmek için kullanıyorlar.

Bring to table – Masaya getirmek
Bu konuyu masaya sen getirdin, gündeme sen getirdin.

In real world – Gerçek dünyada

Site Sahibi on Haziran 21st, 2013

intifada (intifa:da) Filistin halkının başkaldırısı. Zalim İsrail devletine karşı isyan ve başkaldırı.

Gezi Parkındaki İntifada: Zalim Türkiye Cumhuriyetine karşı bir başkaldırı.

Acaba gerçekten öyle mi? Gerçekten Zalim bir Türkiye’ye karşı yapılan meşru bir hak araması mı? Meşruiyetini alkol yasağından, çarpık kentsel yapılaşmadan, PKK’ya verildiği iddia edilen hayali imtiyazlardan, devletin parçalandığı iddialarından, sosyal hak arayışından, ranttan ve adam kayırmacılığından aldığını iddia eden bu çatışma ne kadar reel?

Gezi Parkı neticesinde gözünü ufka çevirmiş ve ileride neler yapacağını düşünen Türkiye birden bire önündeki at pisliğini görmüş ve ona da dürbünle bakmaya zorlanmıştır. Enerji ve zaman kaybetmenin yanında sosyal olarak ikiye, üçe, dörte ayrılmış. Facebook ve Twitterda birbirini takip etmeyi meziyet sayan kesimler, bütün mahremlerini sokağın ortasında sergilemiş ve toplum kamplaşmış durumda.

Bu olayın “haklı” iç dinamikleri olmasına rağmen benim dikkatimi çeken en önemli dış boyutu Suriye. Suriyede süren, Bosnadan bile çok daha kanlı bir savaşın birebir müdahilleri, Suriye-İran-Rusya-Irak-Lübnan alenen Türkiye’yi yönettiğini düşünen kadrolara bence çok ciddi bir mesaj vermiştir. Bu mesaj şudur: “sen bizim Moskovamızda, Tahranımızda, Beyrutumuzda, Bağdatımızda toplumsal hiçbir faaliyet gösteremezsin ama biz bütün olarak çalışarak sizin İstanbulunuzda hem de Taksiminde çok ciddi bir isyan ve galeyana sebep olabiliriz”.

20.YY yeni düzeninde kurgulanan her toplumsal olayın arkasında finansal kaygılar zinciri dönüyor. Bunun ne olduğunu toplumumuzun büyük çoğunluğunu oluşturan beyaz ve mavi yakalı nüfusun anlaması çok güç çünkü ticari menfaat, bir işten nemalanmak, bir diğerinin zayıflığından faydalanmak ve oradan güç elde etmek ne demek aylık mutad maaşlı yaşayan bir kesime izah etmek çok zor. Serbest piyasanın vahşiliğinden, para adına yapılan dostluklardan ve menfaat ilişkilerinden bahsedemezler. Birbirini tasviye etmeye çalışan güç gruplarının kendi içindeki mücadeleleri ve köşe kapmak için yaptıkları piyasa savaşlarını, evini geçindirmeye, çocuklarını yetiştirmeye çalışan bir nüfusa izah etmek çok zor.

Manidar olan; Suriye savaşının tarafları olan Doğu Cephesinin Türkiye’de yapmak istedikleri bu operasyonun tam bir iz düşümünün eş zamanlı olarak Batı Cephesi dediğimiz Avrupa ve ABD’deki Siyonist-Hristiyan koalisyonu tarafından da istenmiş olması. Düşmanımın düşmanı dostur şeklinde bir senaryonun içinde miyiz yoksa çok taraflı-çok menfaatli-çok güdümlü bir oyunun aslında hedef tahtasına konmuş devlet biz miyiz?

Koç Grubu, Boynerler, Doğan Medya (provakatörlüğü çok ustaca yaptı bu sefer!), Bilgi Üniversitesi, Koç Üniversitesi, yurt dışında yatırımcı kisvesi altında Newyork Times-Washington Times’a ilan verenler, Faiz lobisi, Fenerbahçe-Beşiktaş spor klüpleri, sanatçı diye önümüze konulan kişiler ve diğer menfaat gruplarının olaya Batı cephesini teşkil etmesi.
Rusya odaklı Komunist parti grupları, Cem Evleri – Caferi Şiileri ve Aleviler (el altından ama kesinlikle organize), Ulusal Kanal, Halk TV, Ulusalcı-Kemalist yapı Doğu cephesini teşkil ediyor.

Peki biz bu noktaya nasıl geldik veya getirildik? Bütün düşmanlarımız neden bir anda bir araya geldi? Şöyle bir hatırlayalım.

  • Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Filistin’e Haziran ayında resmi bir seyahat düzenleyecek ve oradan bütün ortadoğuya bir mesaj verecekti.
  • Suriye’deki savaşta önce Reyhanlıda bomba patlatılarak Türkiye’de alevi kısım galeyana getirildi. Ulusal Kanal, Halk TV yüzlerce insan öldü diye lanse etti.
  • Hizbullah ve İran resmi olarak savaşa katıldı. Kuseyr ele geçirildi, Haleb’i işgal etmeye yukarıya geliyorlar.
  • Şii Caferi Selahaddin Özgündüz, Alevi CHP’li Hüseyin Aygün, yazar adında geçinen İran mollalarının dizinden kalkmayan Kenan Çamurcu, anti kapitalist İhsan Eliaçık, BOP’un ve Fethullah Gülen camiasının en büyük düşmanı Haydar Baş şiilerin itikadlarını överek taarruza geçti.
  • Irak Devlet Başkanı Şii Maliki ve Kürt bölgesi başkanı Barzani ilk defa bir araya geldi.
  • İranda uzun süreden sonra seçimler oldu, ılımlı denilen yeni lider ve mahkemeye hesap veren bir Ahmedinejad görüntüsü çıktı
  • Avrupa Birliği ile ilgili gelişmelere gebe olan ilişkilerin bilhassa Alman Yeşiller partisinden gelen grubun Almanyada canlı yayınlara çıkarak, Türkiye devleti faşist-terörist bir devlet olarak lanse etmesiyle Almanyada çok ciddi bir Türkiye aleyhtarı reaksiyon gelişti

İçerde:

  • 28 Şubat davasındaki 75 sanıktan 37′si tahliye edildi. Tankları yürüttüğü ifade edilen komutan Erdal Ceylanoğlu ve Engin Alan tahliye edildi.
  • Türkiye tarihinde en düşük faiz seviyelerine düştü. Ev satışları ve iç piyasada faizden etkilenen bütün sektörler inanılmaz bir hareketlenme yaşıyordu.
  • Dolar bugün itibariyle yeni rekorlar deniyor, dolarla borçlanan birçok kurum da çok büyük zararlar var.
  • Borsada yapılan operasyonlarla 2 milyar doların üzerinde likit gitti.
  • Devletin zararı 200 milyon TL’nin üzerinde diye ifade ediliyor.

Bunların arasından en büyük zarar ülke içindeki psikolojik parçalanma. “Dost sandığımız kişiler bizden nefret ediyormuş algısı” bütün ilişkileri bitirme noktasına getirdi. Halbuki bu kadar kin duyacak ne vardı? Kemalist ideolojinin bir kesime verdiği “sen üstünsün çünkü sen türksün, senin asaletin kanından, Atatürkünden gelir, rakı içmeden, başını ONLAR gibi değil de köylü ninelerin gibi bağlamandan gelir” şeklinde giydirdiği karakter tam manasıyla bu olayda bir mütedeyyin kesim düşmanlığıyla neticelendi. Tencere tavaları parçalarcasına dövenler, Kabataşta başörtülü bir anneyi darp edip tecevüze yeltenenler, TEM’de arabalar geçerken teker teker içlerini kontrol edenler bunların tezahürü idi.

1908 Meşrutiyet isyanıyla 2013 Gezi Parkı isyanı arasında ilginç bir benzerlik söz konusu. 1908 yılında Türkiye’ye telgraf ve iletişimin kısalma durumu daha yeni gelmişti. Bu imkanları kullanarak çok hızlı hareket eden bir güruh sistemi egale etti. 7 yıllık Facebook, 4-5 yıllık Twitter Türkiye’de bir kesim tarafından o kadar domine edilmiş ve adeta savaş aracına dönüştürülmüşki, 1908′de telgrafı ve hızlı iletişim araçlarını kullanarak, azınlık oldukları halde sistemi ele geçirme darbesine kalkışanlarla 2013′te bu operasyonları yapanların aynı kesim olması çok düşündürücü. Ergenkonun bittiği, Balyozun kenara konduğu sanılırken sanırım herkesin hafızası iyice tazelenmiştir.

Site Sahibi on Mayıs 12th, 2013

Reyhanlıya yapılan saldırı içimizi dağladı. Ama içimizi daha derinlemesine dağlaması gereken bir konu daha var. Son 2 haftadır günlük neredeyse 100′ün üzerinde müslüman Suriye’de şehit ediliyor. Son haftalarda bilhassa İran, Lübnan ve Türkiye’den ciddi bir Şia militanlarının Suriye’ye girdikleri ve Esed’in ordusunun önünde Şebiha denilen terör örgütünü oluşturduklarını söylüyorlar. İlk sırada Şebiha, arkada da Esed’in ordusu, dolayısıyla karşı tarafı oluşturan Özgür Suriye ordusundaki kişiler Şebiha güruhunu halletse arkadan ordu top ve havan mermileriyle savaşırken öldürülüyor veya bulundukları binalar ağır hasar alıyor.

Son haftalarda bir düzine soykırım yapılan şehir bilgisi geliyor. Bunlardan en acısı Banyas’ta Mihraç Ural denilen şerefsiz bir Hataylı nusayri köpeğinin eseri. Şehire girmeden önce vidyoya kaydettikleri emir konuşmasında, şehirde yaşayan hiçbir canlının kalmamasını söyleyen Mihraç Ural, yanında İranlı Şialıların ve bunların katliamına şahit olanların ifadesiyle Lübnan’dan gelen Hizbullah mensuplarının bulunduğu geniş bir orduyla, büyük bir katliam yaptılar.

http://baniasmassacre.blogspot.com/ sitede güncel haberlerin yayınlanıyor.
Fotoğrafları da http://www.flickr.com/photos/baniasmassacre/ sayfasına aktarılıyor.

Twitterda: https://twitter.com/search?q=%23baniasmassacre&src=hash

css.php