Mortgage Kredisini Neden Almamanız Gerektiğini 9 Adımda Açıklıyorum

“Kira öder gibi ödüyorsunuz ama kendi evinizin sahibi oluyorsunuz” yalanıyla mortgage kredi sistemini pazarlayan bankacıların, pazarlamacıların ve televizyoncuların kabirde kemikleri sızlayacak. Bu öyle büyük bir yalan ve öyle bir büyük bir zulümkü ancak Amerikada morgıç krizlerini 2-3 defa yaşamış ve dibin dibini görmüş insanlar size neler çektiklerini gerçekten anlatabilir. Bu balonlardan sadece 2008 yılında yaşananını Amerika’da birebir görmüş birisi olarak bu yazıyı okuyan sizlere avazı çıktığınca, “mortgage almayın ve tanıdığınız kimseye aldırmayın” diyorum.

Mortgage öyle bir zulüm sistemidirki, sizin alacağınız morgıçlardan sadece siz değil, çocuklarınız hatta torunlarınız zarar görecek. Nasıl mı? Adım adım yazıyorum, lütfen sevdiklerinizle paylaşın.

  1. Cebinde peşin parası olmayan kişilere çok az bir garanti ile (%10-20 gibi bir peşinat ile) 5 yıllık morgıç verecekler. 100 bin TL’lik evi alan orta direk vatandaş, morgıç faizi ile birlikte 150 bin TL olarak bankaya geriye ödeyecek. Türkiye için bu tarih 2005 yılı idi.
  2. Bankanın gücüyle ev alan kişiler sınırlı arza karşı cepleri güçlü bir şekilde geldikleri için müteahhitler evlere biraz daha albeni ekleyerek fiyatları yükseltmeye başlayacak. Bu da 2007 sonrasında oldu.
  3. Ev almak isteyen ve cebinde parası olmayan yeni gelenler bu 150 bin TL’ye ev almakta zorlanacak. Onlar daha uzun süreli ve dolayısıyla alacakları eve göre daha düşük aylık ödemeli faiz ile ev almak isteyecek. Bankalar bu talebi karşılamak için 8-10 yıllık morgıç verecekler.
  4. 8-10 yıllık morgıç ile yeni piyasa raici olan 150 bin TL’ye alınan evin geri ödemesi faiziyle birlikte yaklaşık olarak 250 bin TL olacak. Burada önemli olan husus, süre uzadıkça aylık ödeme düşüyor ama bundan önce 100 bin TL’den ev alıp 5 yıllık ödeme yapan ile, 150 bin TL’ye alıp 10 yılda ödeyecek kişinin aylık ödemeleri aynı paraya gelecek. Tabi 150 bin TL’lik evin faizi belki iki katı olacak.
  5. Evlerini peynir ekmek gibi 150 bin TL’ye satan müteahhit fiyatları 250 bin TL’ye yükseltecek.
  6. 100-150 bin TL’ye ev almışlar fiyatların yükseldiğini görünce gaza gelecek, evlerini satacaklar ve daha yüksek akçeli evlere girecekler. Bu da 2010 yılında olan mevzu. 250 bin TL’lik evlerin albenisi ve yaşam komforu daha yüksek olacak ama müteahhite maliyeti belki 30 belki 40 bin TL daha fazla mal olacak ama müteahhit 150 bin TL daha fazla kar ile satacaklar.
  7. Üniversiteden mezun olmuş, yeni aile kurmuş gençler ev almak istediklerinde yeni evlerin fiyatları artık 250 bin TL’den başlayacak. Bu kişiler de ev almak isteyecek ama 8-10 yıllık morgıçlar ile alamayacaklar. Bankalar bu kişilerin yeni doğan ihtiyaçlarını karşılamak için “yeni morgıç ürünleri” sunacak. Yaşasın 15 yıllık morgıç!!!
  8. 250 bin TL’ye alanlar, 15 yıllık morgıç faizleri için takriben 400 bin TL ödeyecek! Tabi bu fiyata topraktan giren kişi proje bittiğinde evini 300-350 bin TL’den satmak isteyecek.
  9. Morgıç faizlerini sattıkça semiren ve kârlılıklarını artıran Bankalar, milletten elde ettikleri kârlarla artık rahatlıkla 30 yıllık morgıç verebilecek para hacmine ulaşmış olacaklar. Dolayısıyla bir sonraki adımda 30 yıllık morgıç kredileri piyasaya salınacak.

Yani, normal şartlar altında sabredip peşin parayla veya kooperatifle eski düzende ev almak dururken, insanlar kendi elleriyle inanılmaz bir faiz batağı ve müthiş bir faiz yaratığı ortaya çıkaracak. Obezliğe giden bir kişinin yiyip yiyip doymaması ama devamlı şişmesi gibi bir faiz canavarı hortladıktan sonra artık hayat hiçbir zaman eskisi gibi olmayacak.

1- Ev fiyatları nakit parayla 100-150 bin TL’ye alınabilecekken artık 300-400 bin TL’den aşağıya fiyata ev bulunamayacak. Bu kadar parayı insanlar denkleştiremeyecekleri için herkes bu faiz çamuruna saplanacak.
2- Kira fiyatları ev fiyatlarını karşılayabilmek için astronomik rakamlara çıkacak.
3- Birkaç ay morgıç ödeyemeyenler evlerini kaybedince, haraç mezaç evlerinin satıldığına şahit olacak, yani evinin morgıç balonuyla şişirilmiş değil gerçek değerinden :)
4- Bu işten tek kârlı çıkanlar bankalar, müteahhitler ve arazi sahipleri.
5- Sonunda masonların, illüminatinin veya siyonistlerin hayallerindeki piramit faiz sistemi kurulacak.
6- İşinizi sevmeseniz de işinizden ayrılamayacaksınız, 1 ay dahi ödemeyi kaçırmamak için çok afedersiniz “köpek” gibi çalışacaksınız, bol bol “Mandıra Filozofu” izleyip, keşke uzakta çok uzakta banliyöde kirada otursaydım da bu mortgage işine girmeseydim diyeceksiniz.

Peki bu filmin sonunda ne olacak?
1- İlk ekonomik krizde, topluca işten çıkartılma durumu yaşandığı takdirde, mortgage taksitlerini 3-4 ay ödeyemeyen kişilerin evlerine bankalar el koyacak.
2- İcra edilen evlerden dolayı emsal dairelerin fiyatları düşecek. Aynı binada 500 bin TL’ye ev almış kişiler, diğer evlerin 300 bin TL’ye yedieminde satıldığını görmeye başlayınca, kendi dairelerinin raiçlerinin düştüğünü de görecek.
3- 500 bin TL’ye 30 yıllık mortgage kredisi ile aldığı evin mortgage faiziyle birlikte karşılığı aslında 1 milyon TL olduğu için, ödediğini kiraya sayıp “ben battım” diyecek ve evi bankaya iade edecek.
4- Normalde sadece işten çıkartılmış kişilerin etkileneceği bir ekonomi krizi, totalde bütün toplumun etkileneceği bir faiz ve ekonomi krizi haline dönüşecek.

Üstte yazdığım 4 madde aynen 2008 yılında Amerika’da yaşanan mortgage krizinin temelini oluşturmaktadır.

Fazlasını Oku

Konferans – Seminer ve Diğer Sosyal Faaliyetleri Takip Edebileceğiniz Siteler

Türkiye’de hep negatif şeyler oluyor gibi göze çarpıyor ama hayat herşeye ve her türlü probleme rağmen devam ediyor ve güzel şeyler oluyor. Gözüme çarpan ve en çok hoşuma giden iki tane siteyi sizlerle paylaşmak istedim.

1. www.girisimhaber.com : Girişim Haber sitesi İdris Cin beyin önderliğinde güzel bir kadroyla, Türkiye’de nerede aktivite ve girişimcilik ile ilgili haber varsa paylaşıyorlar. Bilhassa yeni alanlara yönelmek isteyenler ve her türlü sektörden haberdar olmak isteyenler için sık kullanılanlara eklenmesini ve gün aşırı bakılmasını tavsiye ederim.

2. www.etkinlik.com.tr: Tam olarak nasıl bir ekip tarafından yönetildiğini bilmememekle birlikte, kendisine has bir tasarımla ve güncel içeriğiyle bilhassa İstanbulda düzenlenen konferans, seminer gibi programları takip edebileceğiniz güzel bir site. İstanbul sayfası faaliyetleri organize bir şekilde görmenizi sağlıyor. Bunun yanında siteye üye olursanız, isteklerinize göre size yeni faaliyetlerle ilgili bildirim emaili gönderiyorlar.

Meetup.com, eventbrite.com gibi yabancı menşeili siteler mevcut ama yerli olmaları açısından bu iki siteyi paylaşmak istedim.

Fazlasını Oku

IŞİD – Ortadoğu ve Fitne Üzerine

2015 yılına gireli 3 ay oldu. Bilhassa Suriye’deki iç savaşın başladığı 2011 yılından beri aklımda devamlı bir fikir dolaşıyor.

Dünyada yanan ateş neden hep müslüman topraklarında? Filistin, Mısır, Suriye, Irak, Lübnan, Tunus, Libya, Bangladeş, Myanmar, Doğu Türkistan …

Efendim, islam zaten gerici, müslümanlar cahil vesaire vesaire, GEÇİNİZ lütfen. Eğer bu argüman doğruysa, sadece müslümanlar mı cahil? Güney amerikadakiler, Çin’in büyük bir bölümü çok mu ileri?

Ben ise durumu çok farklı değerlendiriyorum. Şu an yaşadıklarımızla 100 yıl önce dedelerimizin jenerasyonunun yaşadıkları arasında çok büyük benzerlik görüyorum. Ne tarihçiyim ne de sosyolog dolayısıyla bu konuyu metodlarına uygun bir şekilde tahlil edemiyorum.

Ama bir müslüman olarak basiret ve feraset gözlüğüyle olaylara bakmaya çalışıyorum, Amerika’lıların “10,000 foot view” (10 bin adım yukardan bir olaya bakmak) ve bilhassa 2 kitabı göz önünde bulundurarak düşüncelerimi toparlıyorum. Öncelikle bu kitaplardan bahsetmek istiyorum:

Başımıza gelenler” 93 harbinde yaşananlar, adeta bir cam parçasının kalbe batması kadar yaralayıcı ve hüzün verici, dişlerinizi sıkarak ve hüzünle izleyeceğiniz, çok büyük zorluk içinde kıvranan bir milletin yaşadıklarını anlatıyor.
Pazarlık” Vahdettin Engin tarafından yazılmış, II. Abdülhamit döneminde yaşanan İsrail’in kurulmasının temellerinin nasıl hazırlandığını anlatan bir şaheser.

İttihat ve terakkiyi, II. Abdülhamit dönemini anlatan, 2010 sonrasında yaşanan olayları değerlendiren yabancı islam düşünürlerinden (Imran Hussein) aldığım bilgileri bir kenara koyuyorum.

Vadedilmiş topraklar ve topraklara kavuşmak için gözleri dönmüş bir siyonist topluluğu ve bunlarla menfaat ilişkisi olarak veya onlarla müttefik olmaktan dolayı bir şekilde haz duyan hristiyanların varlığı ile ilgili, komplo teorisi kitapları bu zümreye genelde Neocon’lar diyor. Müslüman coğrafyasını yakmak için 2001 yılında adeta sura üflendi. Rahmetli Mahir Kaynak’ın 11 Eylül saldırısından sonra yazdığı kitabını okuduğum zaman bir türlü anlam veremiyordum. Yepyeni bir dönemin başladığını, artık “rus tehditi yerini müslümanların aldığını ve müslümanlar için cehennem yıllarının başladığını” anlatıyordu kitabında Mahir Kaynak.

Biraz geriye çekilerek Amerika’ya “vadededilmiş toprak” mikrobunun ne zaman bulaştığına bakalım. Yahudilerin ABD’ye gelişleri 1940’ları buluyor. ABD’de yaklaşık 60 yıldır yaşayan (80 yaşlarında ve kendisi halen hayatta) bir büyüğümüze bu konuyu sorduğum zaman yahudilerin Almanya’daki nazi olaylarından sonra ABD’ye gelişlerini şu şekilde anlattı:

“Yahudiler Amerikaya ilk geldikleri dönemde çok nefret edilirlerdi, zencilerle yahudiler neredeyse aynı şekilde algılanırdı, nerede terör örgütü, nerede baş belası adam varsa yahudi çıkardı ve amerikan toplumu onlardan hiç hoşlanmazdı ama yılmadılar, bıkmadılar, çok çalıştılar ve topluma kendilerinin mazlum olduklarına inandırdılar.”

Evet gerçekten de 1940’tan itibaren inanılmaz bir örgütlenmeyle ve çalışmayla Hollywood, Medya, Gıda Endüstri, Petro Kimya endüstrisi gibi sektörleri birer birer ele geçirmişler. 1990’lara kadar ABD ekonomisini adeta her tarafından kuşatan bu hırslı zümre, CIA Direktörü Baba Bush döneminde devlette görev almaya hazır hale gelmişti. Hollywood’daki kardeşleri Seinfeld, Friends gibi dizilerle halkı bambaşka bir psikolojiye evriltirken Washington’daki kardeşleri devletin önce ekonomiyle ilgili bölümlerine, akabinde de güvenlik bürokrasisini sızdılar. Baba Bush döneminde Amerika birden yönünü Irak’a çevirir. İran savaşından çıkan Saddam ile menfaatleri çatışır, Kuveyt-Irak krizi derken ilk saldırı gelir. Devletin kromozomlarına karışmış vadedilmiş topraklar virüsü faaliyet göstermeye başlar.

Yapısı bozulmuş yeni Amerikan devletinin kendi sonunu da getirecek virüslü halinin nihai hedefi, ortadoğuda vadedilmiş topraklar üzerinde yaşayan bütün müslümanların mukavemet gösteremeyecek kadar zayıflatılmasını sağlamak. Bu esnada aynı 2. dünya savaşında olduğu gibi bütün dünyada yahudilerin çok büyük tehdit altında olduğunu öne süren olayların zuhur etmesi ve bütün dünya yahudilerinin vadedilmiş topraklara, yani Suriye’ye, Irak’a, Türkiye’ye, Lübnan’a gelerek Kudüs’te Hz. Süleyman’ın mabedinin kurulması ve 3. kez Yahudilerin bütün dünyaya hükmedecek imparatorluklarını kurmalarını sağlamak.

Bilim kurgu filmi gibi. Ama ahir zamandaki fitne ateşi her yerden yanmakta ve 2 sene önce dost bildiğimiz insanlarla bile paralel-seri durumuna düştüğümüzü düşününce, durum ne kadar vahim ve ne kadar şiddetli daha iyi anlayabilmekteyiz.

ABD Başkan yardımcısı Kerry’nin ajanslara düşen ifadesi dikkat çekici.

“IŞİD ile savaş 10’larca yıl sürecek.”

Operasyon başladı, her yerde müslüman toplumları canlı canlı ameliyata alıyorlar. İşin en acı olanı ise 1994’den beri ABD saldırılarıyla Frankeştaynlaştırılan Irak’ın hapishanesinde ne kadar it kopuk varsa, sağda solda kalmış piskopat varsa, toplanıp IŞİD’i kuruyor ve müslüman ülkeler onların eliyle parçalanıyor. Hesaplaşmanın en son geleceği ülkeler, Lübnan, Mısır, Ürdün, Filistin yani vaadedilmiş toprakların can damarı, işin içinde Yemen, Sudi Arabistan da var ama onlarla ilgili pek malümatım yok.

IŞİD’i ve İran’ı bahane edecek bir İsrail ve onun arkasındakilerin neler yapacağını düşünmek bile istemiyorum. Ortadoğu’da milyonlarca insanın öleceği bir senaryoyu tesis edecekleri yada bu bölgede yaşayan insanların bir şekilde topluca göçlere maruz bırakılması ne kadar acı verici.

Nihai hedefleri olan vaadedilmiş toprakları ele geçirmek ve bu bölgeye dünya çapındaki bütün yahudilerin yerleşmesini temin edebilmek için yapmayacakları hiçbir zulüm yok.

Ğaybı bir tek Allah bilir ve O bilenlerin en hayırlısıdır. Bize düşen ise gerçekleri görmeye çalışmak, görebildiklerimizi paylaşarak bizden sonra gelen nesilleri uyandırmaya çalışmalı ve elimizden geldiğince müslüman arasında çıkan fitne ateşlerini söndürecek hal ve tavırlar içine dönmeliyiz.

Fazlasını Oku

Gemalto – İstihbaratcılar İzin Almadan İstediklerini Dinleyebilecek

ABD istihbarat örgütü NSA ve ingiliz gizli istihbaratının (GCHQ) ortaklaşa yaptığı operasyonda, Dünyanın en büyük sim kart üreticisi Gemalto hacklendi. Gemalto senede 2 milyar sim kartı üreten ve dünya çapında 450 tane GSM sağlayıcına sim kartı satan firma. Bunların içinde Turkcell, Avea ve Vodafone’un olup olmadığına iddiaya girelim mi? :) Peki Turkcell, Avea ve Vodafone’un bu konuda hemen güvenlik tedbirlerini almalarını sağlayacak toplumsal baskının olmayacağına iddiaya girelim mi? :) Peki girmeyelim.

Gemalto’nun sim kartlarına yerleştirdiği özel kodlar sayesinde şifreleme mümkün olurken artık bu özel kodları ele geçiren istihbarat örgütleri, hiçbir hukuki izin almadan ve yapacakları operasyonlarla ilgili de hiçbir mesuliyete girmeden, istedikleri bütün görüşmeleri dinleyebilecekler. Operasyonu İngiliz istihbarat örgütü GCHQ gerçekleştiriyor ve Gemalto firmasının networküne trojanlar sokmak suretiyle bütün networkü ele geçirdiler.

Bizler AVEA, Turkcell ve Vodafone’u bu konuda uyarmalı onların bu firmayla olan derhal bütün ilişkilerini durdurmalarını talep etmeliyiz.

Türkçe Kaynaklar:
http://www.yenisafak.com.tr/diger/sim-kartlarinin-hacklenmesinin-gemalto-ile-ilgisi-2088384
http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/28258075.asp
http://ekonomi.haberturk.com.tr/teknoloji/haber/1045336-sim-kartlar-hacklendi-dunya-sok-oldu
http://www.yeniasya.com.tr/bilim-teknoloji/milyonlarca-sim-kart-kodu-calindi-mi_323158

Haberin İngilizcesi:

https://firstlook.org/theintercept/2015/02/19/great-sim-heist/

According to one secret GCHQ slide, the British intelligence agency penetrated Gemalto’s internal networks, planting malware on several computers, giving GCHQ secret access. We “believe we have their entire network,” the slide’s author boasted about the operation against Gemalto.

Additionally, the spy agency targeted unnamed cellular companies’ core networks, giving it access to “sales staff machines for customer information and network engineers machines for network maps.” GCHQ also claimed the ability to manipulate the billing servers of cell companies to “suppress” charges in an effort to conceal the spy agency’s secret actions against an individual’s phone. Most significantly, GCHQ also penetrated “authentication servers,” allowing it to decrypt data and voice communications between a targeted individual’s phone and his or her telecom provider’s network. A note accompanying the slide asserted that the spy agency was “very happy with the data so far and [was] working through the vast quantity of product.”

The Mobile Handset Exploitation Team (MHET), whose existence has never before been disclosed, was formed in April 2010 to target vulnerabilities in cellphones. One of its main missions was to covertly penetrate computer networks of corporations that manufacture SIM cards, as well as those of wireless network providers. The team included operatives from both GCHQ and the NSA.

Fazlasını Oku

SPF Kaydı ve all ibaresi

Emailleriniz SPAM’e düşmesin – DKIM – SPF ve DMARC Ayarları başlıklı yazımda gönderdiğiniz epostaların spam’e düşmemesi için yapılabilecek ayarlardan bahsettim. SPF kaydında bir konudan daha bahsedilmesi gerektiğini farkettim.

SPF kaydındaki “all” ibaresi, eğer bizim verdiğimiz listedeki sunuculardan başka bir yerden email gelirse ne yapılması gerektiğini belirttiğimiz kısım. Bu ifade önüne eklenecek işarete göre birkaç manaya geliyor.

-all Fail Email sahte, bize ait değil.
~all SoftFail Emailin sahte olma ihtimali yüksek ama domain kısmı halen geçerli.
?all Neutral Email sahte mi değil mi emin değiliz.
+all Pass Email kesinlikle sahte değil. Bu ifade kullanılmamalı

Eğer DMARC ayarlarını yazıda belirtildiği şekilde ayarladıysanız, 2-3 hafta gibi bir süre neticesinde, SPF kaydınıza girmesi gereken bütün email sunucu IP adreslerini belirlemiş olmanız ve SPF kaydını da ona göre güncellemiş olmalısınız. Bütün bilgilerin tam olduğundan emin olduğunuz zaman, “~all” ifadesini, “-all” olarak değiştirmeniz tavsiye ediliyor. Deneme süresi boyunca “~all” şeklinde tutarak, bu emaillerin sunucular tarafından reddedilmemesini sağlayıp raporların size ulaştırılmasını istiyorsunuz, yeterli bilgiyi elde ettikten sonra da “-all” koyarak sizin izin verdiklerinizden başka kimsenin email göndermesine müsaade etmiyorsunuz.

SPF kayıtlarını güncelledikten sonra http://mxtoolbox.com/spf.aspx adresinden test etmeyi unutmayın.

Fazlasını Oku