Site Sahibi on Ocak 27th, 2010

Malum Doğan Medya Grubu (Türk medyasının %60′ı) tahtını yitiriyor veyahut birileri Tofaş bayisi olarak ticaret yaşamına 1980′lerde atılan Aydın Doğan’ın miadının dolduğuna karar veriyor ve yeni bir dev doğuyor. Habertürk ve yayın yönetmeni eski Doğan günahkarı, yeni tövbekar Fatih Altaylı yükselişe geçiyor. Fatih Altaylı’ının şeceresine veya kimdi, neydi, ne olduya girmiyorum ama ilgimi çeken birkaç nokta ve benzerlik var, bunları ortaya atmak istiyorum. Tabi bunları ortaya atarken, Fatih Altaylı ve Murat Bardakçı herkesle televizyon kanallarında “ya bu millet ne komplocu” diye dalga geçip duruyorlardı eğer bunlar komplo düşünceleri ise kendi düşüncelerini açıklamak için hodri meydan diyorum ve açıklama yapmalarını bekliyorum.

Benim düşüncelerim şudur. Doğan yükselişe geçtiği zaman Almanya desteğini arkasına almanın yanında Amerika’dan ortaklıklar kurmak istedi. Amerika’nın en büyük iki haber kuruluşu, CNN ve MSNBC ile birbirine yakın zamanlarda Doğan ve Doğuş grupları ayrı ayrı anlaştılar. CNN Türkiye’ye getirilen Amerika kaynaklı ilk televizyon oldu ve Doğan Ekim 11 1999′da yayını başlattı. Arkasından radyosu, kablo yayını v.s. başladı. Timewarner’la kurduğu anlaşmaların başka meyveleri de oldu ama onlara girmiyorum.

Şimdilerde Habertürk gözle görülür bir yükselişte. Onlar da bu yükselişi şampanyayla kutlamak için hemen gidip Amerika’nın Bloomberg’i ile anlaştılar. Türk Medyasının İngilizceyi ana dili gibi konuşan ve dünya haberlerini yakinen takip edebilecek gazeteciler yetiştirme ve bu kanallarda onları istihdam etme alışkanlığını edinmesi yerine, hemen gidip bir yurt dışı kaynağıyla ortak olma, onları da reklam gelirlerine ortak etme alışkanlıklarını ben anlıyamıyorum. Ama bunu bir kenara koydum. Benim esas canımı sıkan Bloomberg medya kuruluşunun ortaklar listesi.

Bloomberg Medya imparatorluğunun kurucusu Michael Bloomberg ve şu anda %88 sahipliğine devam eden kişi kendisini “reformist yahudi” olarak tanımlıyor. Reformist Yahudiler diye bir grup olarak anılıyorlar ve Yahudiliği modernize etmek ve günümüz şartlarına uyarlamak istiyorlar. Bu grubunun Amerikada 1.1 milyonluk bir sayısı bulunuyor ve İsrail’deki kuruluşlar ve organizasyonlar tarafında da, dini membağları destekleniyor.

Şimdi benim bu olaya yaklaşımım şu şekilde. El Jezire televizyonuna Amerikada hiçbir yayın kuruluşu ortak olmuyor. Amerikada yayın yapmalarına müsade ediliyor ama en büyük kablo TV sağlayıcıları Al Jazeera ile masaya oturmuyor ve yayınlarını taşımıyor. Bunun en büyük nedeni sahiplerinin öncelikle müslüman olması sonra da arap olması. Türkiye kaynaklı bir televizyon kanalı da Amerika’ya girmeye kalksa aynı kaderi paylaşacaktır. Peki biz neden %88′i bir yahudiye ait olan ve yayınlarında / çalışan kadrosunda ister istemez bunu yansıtacak Bloomberg TV’yi; Habertürk ve Ciner grubu vasıtasıyla Türkiye’ye getiriyoruz? Niye onların düşüncelerini Türkiye’de angaje etme ve bir şekilde ekonomiye onların sesinin önderlik etmesine yol açıyoruz? Biz Ortadoğudaki diğer ülkelere diziler olsun, filmler olsun; medya ihracatı yapan bir ülke haline geliyoruz, onları adeta kendi yaşam tarzımızla besliyoruz ama bir bakıyorsunuz Türkiye’nin ağzına da emzik diye Bloomberg TV, CNN, MSBNC, Fox bir sürü ne idüğü belirsiz, Türk halkının kendi özelinden ve geleneklerinden kopuk kanallar sokuluyor.

Habertürk’ten Yiğit Bulut sözleri ve düşünce yapısıyla benim takdir ettiğim birisi. Köşe yazılarında devamlı İsrail’e ve ABD’ye boyun eğilmemesini, Türkiye’nin bölgesinde en güçlü ülke olabileceğini yazıyor. Peki bizim ağzımıza Amerika’nın taktığı emzikleri hele hele de Bloomberg gibi bir televizyon kanalının Habertürk aracılığıyla Türkiye’ye getirilmesine neden ses çıkarmıyor? Çok eleştirdikleri “patron – yazar” ensest ilişkisi mi kurulmaya başlandı Habertürkde? Yoksa Habertürk ve Ciner grubunun da Doğan gibi dıştan beslenme, içte palazlanma gibi planları mı var?

Bunları bilmiyoruz ama bildiğimiz birşey varsa da, tarihin tekerrürden ibaret olduğunu bilmeyenler ancak tekrar ettiğinde ahmaklıklarına yanarlar. Habertürk ve Ciner grubu da yananlardan olmaz umarım.

Site Sahibi on Ocak 22nd, 2010

Bugün RSS kaynaklarında biriken yazıları okurken birkaç türkçe siteye ard arda rastgeldim. h4ckinger isimli bir sitede, Mp3′lerinizden bıktınız mı? Exaradyoyu deneyin yazısını okudum, oradan da EXARadyo sitesine girdim. Siteyi biraz inceledikten sonra yazılımı indirdim ve bilgisayarıma kurdum. %100 yerli olması (firma net olarak bunu ifade etmiyor ama olsun) nedeniyle burada hemen bahsedip sizlerin de denemenizi teşvik etmek istedim.

EXARadyo görünüm itibariyle winamp ile aynı dizayna sahip. Fonksiyonlar olarak, mp3 çalma seçeneği bulunmuyor sadece radyo için hazırlanmış. Winampda da olan southcast radyo listesi servisi gibi bir servis üzerine kurulu ama işini güzel tarafı bu listenin Türkiye’deki radyolar için güncelleniyor ve kategorize ediliyor olması. Böyle olunca serverları değişen, siteleri değişen radyoların adreslerini takip etmek sizin üstünüze kalmamış oluyor.

Benim gözüme çarpan birkaç aksaklık şu şekilde:
1- Kurulum sözleşmesi türkçe ama kullanılan kurulum kiti ingilizce dolayısıyla kurulum esnasında dam üstünde saksağan gibi bir durum oluyor. Benim bilgisayarım ingilizce onun için farklılık yaşıyor olabilirim tabi.
2- Yazılım içinde karakter kodlamada sıkıntı var. Benim gibi ingilizce windows kullananlar için türkçe karakterler bozuk görüntüleniyor.

Site Sahibi on Ocak 21st, 2010

Bundan önce yayınladığım başka bir yazı: Kürt kardeşime mektup

Kürt olmak, Türk olmak, Arap olmak, Acem olmak, Urfalı olmak, Ankaralı olmak, Diyarbakırlı olmak, Edirneli olmak kimsenin elinde değil. Seçemediğimiz bir ırkın ve milletin bireyi olarak geldiğimiz bu dünyada, ortak değerleri bulmak yerine adeta deliler gibi birbirilerinde olan kusurları kusmaya çalışmak, karşısındakilerin kusurlarıyla adeta gurur duymak kelimenin tam manasıyla “ahmakların” yapacağı birşeydir. Doğuda 30 yıldır olanlar, doğuda yaşayan milletimizin içinden geçtiği süreçler ancak yaşanarak öğrenilebilir. 10 çocuklu bir aileye doğmak, eğitim almamış anne ve babanın kimi zaman umarsız, kimi zaman çok şiddetli tavırlarına maruz kalmak, evden çıkıp okula gittiğinde doğru dürüst eğitim alamamak, bir kızı sevip onunla yoksullaktan dolayı evlenememek, doğru dürüst hizmet alamamak bunlar çok iç acıtıcı şeyler.

Ama bunun bir de öbür tarafı var. Bu şekilde doğan ve büyüyen 80 nesili şu anda 30 yaşında. Kendilerinin ve kendilerinden sonra gelen kardeşlerinin ve çocuklarının yaşam koşullarını değiştirmek, bunun için iki katı – üç katı çalışmak yerine, devletle ve batıda yaşayan toplumla savaşmak, onlara adeta kan söktürmeye çalışmak, kaynak parası esrar, eroin ne olursa olsun eğitime ve sanayiye yapabileceği yatırımı teröre, silaha ve dağda yaşayan hanzolara yatırmak, bu nasıl açıklanabilir? Bundan önce Avrupadaki PKK destekçileri diye bir yazı yazmıştım. Avrupadaki PKK destekçisi kürtler, geride kalan kardeşlerine, eşlerine, dostlarına oradan eğitim, para ve destek sağlamak yerine, “PKK desteği” gönderiyorlar.

Bu kadar acı birşey olabilir mi? Kendilerini Avrupaya SIĞINARAK, oraya “PKK tehtidi var abey, biz zulüm görüyoruz” diye bahanelerle mülteci olarak sığınmış vatandaşlar, geride kalan kardeşlerinin çağ atlamasını sağlamak yerine, onlara bomba, silah ve kurşun gönderiyorlar. “Siyasi kanat” dedikleri kahpe ve hain bir kesim http://www.gundem-online.net/ gibi http://www.abdullah-ocalan.com/ siteler açarak, youtube sitesinde “biji apo” diye her deliğe yorumlar yazarak “mücadelemizi devam ettiriyoruz” diyorlar. Bizleri millet olarak bu hale getiren “CEHALET”, “FAKİRLİK”, “ERDEMSİZLİK”, “SAHTEKARLIK ve NAMUSSUZLUK”, “GÜVENSİZLİK” gibi hastalıklardan temizlemek için mücadele vereceklerine, kendi nefisleriyle mücadele edip “biz nasıl doğru dürüst bir birey oluruz” diyeceklerine, ta Avrupalardan (bu websitelerinin ve yayınlarının çoğu Almanya ve Hollanda kaynaklı) Türkiye’deki insanların huzurunu kaçırıyorlar. Oradan adeta yangın söndürme aracı olup bu yangını söndürüp, güller ekeceklerine, daha çok bomba atıp, ateşin daha da harlanmasını sağlamaya çalışıyorlar. Avrupadaki türk işçiler memleketlerinden ev alırken, memleketlerinde yatırım yapıp, cami yaptırırken; yine aynı yerdeki kürt arkadaşlar memleketlerine silah ve bomba gönderiyorlar. İsyan ediyorum, lanet ediyorum ve bu cehalete için için en derinlerimden küfrediyorum. Böyle bir cahillik, böyle bir kokuşmuşluk olabilir mi?

Daha 10 yaşındaki, okul ve top oynama çoğundaki çocuğun eline taş verip, “oğlum şu polislere taş fırlat, fırlatmazsan seni döverim” diyen bir babayı düşünebiliyor musunuz? Oğlunun ve kızının polis araçları önünde koşturulmasına, onlara su sıkılmasına “evet” diyen bir anne-baba dünyanın neresinde olabilir? Biz buna benzer görüntüleri Afrikadan başka bir yerde görmemiştik, şimdi ülkemizin doğusunda oluyor.

Çözüm nedir? Çözüm kürt halkının kendi bilinçlenmesi ve bu topluma entegre olmaya çalışmasındadır. Şirketlerimiz varken çalışanlarının yarısı kürt idi ve hiçbirisiyle birgünden birgüne ne bir problem, ne bir kavga yaşamadık. Neden? Onlar birlikte yaşamak için çaba sarfediyorlardı, biz de birlikte yaşamak ve iş yapmak, başarılı olmak istiyorduk. İşte olay bu kadar basit. Birlikte çalışmak, elele vermek, daha kuvvetli ve güçlü olmayı istemek. Yoksa “haklarımız için savaşıyoruz”, “milletimiz için savaşıyoruz” safsataları ne kürtleri, ne türkleri, ne türkiyeyi ne de kalan hiçbir orta doğu ülkesini (israil hariç) mutlu etmez.

Site Sahibi on Ocak 21st, 2010

Benden duymuş olmayın, ünlü Bill Gates dün itibariyle twitter’da kendine hesap açmış ve yayın yapmaya başlamış.
http://twitter.com/billgates

Hesap açmış olması belki kendi çapında doğal olabilir ama bir günde 260 bin takip eden kişi bulması da ilginç geldi.

Okuduğum yabancı kaynaklar Bill Gates’in dolayısıyla Microsoft’un twitter’ı satın almak ve arama motoru alanında yaşadıkları gerilemeyi kapatmayı hedeflediğini yazıyor. Google’ın milyar dolar verip youtube’u almasından sonra Microsoft’un birkaç milyar dolar verip Twitter’ı satın almasına şaşırmam doğrusu.

Site Sahibi on Ocak 21st, 2010

Bugün oturmuş Firefox eklentilerini araştırırken, Firefox 3.0 ve sonrası için eklenen “awesome bar” (müthiş çubuk) olarak ifade edilen ve Internet Explorer’da Adres kısmı diye bildiğimiz kısımla ilgili çok ilginç bilgiler buldum, paylaşmak istedim. Bundan önce ziyaret ettiğiniz veya bildiğiniz bir adresi yazdığınız bu kesimde aramayı kolaylaştırmak için arkada bir çeşit database kullanılmaya başlanmış. Bu veritabanın adı sqlite ve bilgisayarınızda siz farkında olmadan Firefox tarafından oluşturulan .sqlite dosyaları sayesinde, adres çubuğunda daha kapsamlı ve verimli aramalar yapmanız sağlanıyor. Bunun doğal denebilecek bir yan etkisi de bu veritabanın aralıklarla temizlenmesi gerekiyor. Çünkü temizlenmediği takdirde diskinizde büyük miktarlarda dosyalar oluşturarak bilgisayarınızın performansını azaltabiliyor.

Bunu önlemek ve ara da sırada temizleme yapmak için Firefox sitesinde vakum denilen bir temizleme metodu öneriliyor. Bu işlemi gerçekleştirmek için “PlacesCleaner” eklentisini yükleyebilirsiniz.

Benim gibi elle yapmak isterseniz, Lifehacker sitesinde yayınlanan bu yazıda verilen şu adımları yapabilirsiniz:

1- Araçlar (Tools) -> Hata Konsolu (Error Console) -> Mesajlar (Messages) kısmına gelip
2- Altta yayınlanan kodu Kod kısmına kopyalayıp,

Components.classes["@mozilla.org/browser/nav-history-service;1"]. getService(Components.interfaces.nsPIPlacesDatabase). DBConnection.executeSimpleSQL(“VACUUM”);

Değerlendir (Evaluate) bastığınız zaman, bilgisayarınızın adres çubuğu veritabanı temizlenmiş oluyor.

Site Sahibi on Ocak 9th, 2010

Kimsenin düzenine tüy dikmek istemem ama Habertürk saat başı haberlerini beklerken iki dakikada bir “Amerika’nın en iyisi Türkiye’nin en iyisi olmak için geldi” reklamını yapan Hyundai Genesis arabasını gördükçe sabrım taştı. Amerika’da 5 yıl yaşayan birisi olarak şunu açık ve net söyleyebilirim ki, Hyundai Genesis’in Amerika’da bir numara olmayı bırakın, Amerikalılar arasında “adı bile duyulmuş” değil.

Amerika araba piyasasını anlatmak için şunları söyleyebilirim. Amerika yapımı arabalar (Ford, Chrysler v.b.) gibi arabalar burada orta direk diyebileceğimiz halk arasında hem “Made in USA” olması hem de ödeme kolaylıklarından dolayı rağbet görüyor ama bunun yanında en çok saygı gören ve rağbet gören arabalar Japon arabaları. Honda, Nissan, Toyota ve bu markaların lüks klası sayılan Acura, Infiniti ve Lexus çok rağbet gören ve bir nevi altın gibi değer kaybetmeyen markalar. Örneğin 15-20 bin dolara alıp, üstüne 50 bin km. koyup 3-4 yıl sonra 2-3 bin dolar değer kaybedip tekrar satabileceğiniz tarzda arabalar. Onun için yabancılar da dahil birçok kişi Japon arabalarını hem değerini kaybetmemesinden hem de yedek parça kolaylığından dolayı tercih ediyorlar.

Bunun yanında Kore markaları sayılan ve piyasaya girdiklerinden beri dikiş tutturamayan Kia ve Hyundai markaları var. Bu markalar nedense hüsn-ü kabul görmemiş, kaliteli arabalar olmasına rağmen 15-20 bin dolara aldığınız yeni bir Hyundai yada Kia arabası, satmaya geldiği zaman yarı fiyatına geriliyor. 10 binli dolarlara (20 bin dolara aldığınız arabadan bahsediyorum) hatta daha altına da düşüyor. Çünkü Amerikalılar Hyundai, Kia gibi arabalara rağbet etmiyor. 2008′den beri Hyundai ve Kia hem modellerinde hem de ödeme kolaylıklarında çok büyük atılımlar yaptılar ama trafiğe çıktığınız zaman bu değişikliği halen hissedemiyorsunuz.

Amerikadaki ayağı böyleyken, Türkiye’de Hyundai Genesis için “Amerika’nın en iyisi Türkiye’nin en iyisi olmak için geldi” demek ne kadar ahlakidir ve dürüsttür sizlere bırakıyorum.

Nette bulduğum bir Hyundai Genesi açıklamasını da alta örnek olarak ekliyorum.

Kuzey amerika’da önde gelen otomobil markalarını geride bırakarak yılın otomobili seçilen Genesis lüks otomobil dünyasına yeni bir boyut katıyor.Her yönüyle konfor, performans ve güvenlik açısından en üst noktada tetnolojilleri sunan genesis ‘in yaratacagı pires tije seyirci kalmayın…