İçeriğe atla

Türkiye ve Amerika toplumlarının kısa bir biyopsisi

Garip bir dönemden geçiyoruz, garipliklerin önü var sonu yok. Bu yazıda uzun uzadıya köşe yazarları gibi esameler yürütmek istemiyorum. Daha faydalı olacağına inandığım, düşüncelerime temel oluşturan birkaç temel bakış açımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu temel açıları hepimizin benimsemesi ve halk olarak bu bilinçte olmamız bence çok faydalı olur.

-İki kişinin bildiği sır değildir. Bir milletin gözünün önünde çevirilen bir tiyatro hiç sır değildir. Olayların sır olmamasını ve aleni bir şekilde yapılmasını isteyenler olmasa, ilgili ve alakalı kişilerin “kafasına sıkılarak” “intihar süsü”, bu kişiler mercedesleriyle giderken “kamyon altına alınarak” “trafik kazası süsü” gibi yabancısı olmadığımız senaryoları şimdiye kadar birçok kez oynamışlardı.
-İstihbari mevzularda “bir doğru elli yalan” ile söylenir. Doğru ve yanlış ayırt edilemez hale gelene kadar buna devam edilir.
-“Dilini, dinini ve tarih bilincini kaybetmiş bir millet yok olmaya mahkumdur.” Mustafa Kemal
-Hazırdan beslenmeye alışan, hazır üzerinden geçinen ve hiçbir çalışma çabası sarfetmeyen toplumlar önce benliklerini sonra egemenliklerini son olarak da vatanlarını kaybetmeye mahkumdurlar.
-Birbirine kenetlenemeyen, birbiriyle iş yapamayan; yolda, sokakta gördüğü kişilere bırakın selamı güleryüz bile göstermeyen, muhatap olduğu herkesle savaşırcasına diyaloglar yürüten bir toplumun iletişim damarları kurumuştur.

Amerika’da yaşadığım 5 yıl sürecinde üsttekilerden ilk ikisi hariç, toplum ahlakını ilgilendiren şeylerin hepsinin Türkiye’dekinden tam tersi şeklinde yapıldığını gördüm.

-Amerikalılar dillerine aşıklar. Ne duyarlarsa onun Amerikancasını üretmeye bayılıyorlar, hobisi sadece kelime bilimi olan kişilerin özel radyo programları var. Adamlar oturup bir fiilin, sıfatın hangi bölgeden çıktığını, nasıl bir durumu tasfir etmek için çıkartıldığını teker teker irdeliyorlar ve bunun tarihini bilmekten, kullanmaktan büyük gurur duyuyorlar. Biz ise kendi dilimizde öğrendiğimiz 250-300 kelimeyle birbirimizle iletişim kurmaya ve kendimizi tam manasını bilmediğimiz yabancı tabirlerle ifade etmenin peşindeyiz.

-Eğitim düzenleri içinde ne kadar ortalama bir amerikalı cahil de kalıyor olsa, din bilgisi olarak hiç azımsanmayacak kadar bilgiye sahip oluyorlar. Bizdeki “sübhaneke ve cuma namazı” kültüründen çok daha öte, şu ana kadar benim konuştuğum Amerikalıların en ortalaması bile “bible’ı” incili birkez okumuş. Bizim en dindarlarımız bile Fatiha suresinin manasını bilmiyor.

-Tarih dedikleri şey 200 yıl diye dalga geçeriz. Ama bundan 10 yıl önce olmuş olayı tekrar tekrar anıp “geleneksel” hale getiriyorlar. Hani bizim “1. geleneksel türk pikniği” var ya, burada bunun sayısız örneği var. Geçen senelerde iki kez yaptıkları birşey varsa bu artık gelenek olarak kabul ediliyor ve aynen devam ediliyor. Bizde ise dağınıklık, düzensizlik ve gelenek / göreneklerine bağımlı olmamak en gavurcasıyla “cool”, en türkçesiyle “matah” birşey sayılıyor.

İmrendiğim ve bizde olmamasından büyük efes duyduğum birşey daha yapıyorlar. Bazı radyolar örneğin her sabah “ölmüş askerlerine 1 dakikalık saygı duruşu” veya onları selamlamayla açıyorlar. Osmanlı ve Türk milleti olarak sanırım bizler kadar ecdadında şehit olan başka bir toplum bu dünyada yoktur. Ama bizim radyolarımız en saçma selamlar ve soytarılıklarla başlar. Bizim şehitlerimiz anılmayı hiç mi hak etmiyorlar? “Vatan sağolsun” diye bağrına taş basan “şehit ailelerimiz” hiç mi saygı ve minnet hak etmiyor?

-Amerikaya geldiğim ilk sıralarda beni en çok şaşırtan yolda gelen, geçen herkesin selam vermesiydi. Burada 1 yıl kaldıktan sonra İstanbul’a ilk tatile gelişimde, Şikago ve Frankfurt hava alanları üzerinden Türkiye’ye geliyordum. Şikago’da insanlar halen başlarıyla ve sözlü olarak selam veriyorlardı. Frankfurtta uçaktan indim, İstanbul uçağının kalkacağı perona doğru yürürken yine sağda solda birkaç baş ile selam aldım verdim. İstanbul uçağının peronuna bir geldim, kimse birbirinin yüzüne bakmıyor bile. Göz göze gelir gibi olunduğu zaman gözler hemen kaçırılıyor, başka yerlere bakılıyor. Bir peron dolusu insan, “hiçbirimiz türk değilimiz”, “hiçbirimiz müslüman değiliz”, “hiçbirimiz İstanbul’a gitmiyoruz” şeklinde yaklaşık 1.5 saat oturduk. Hiç kimseyle selamlaşmadan İstanbul’a uçtuk.

Amerika ve Türkiye toplumlarının bu yazıya konu olan kısımlarının biyopsisini aldığım zaman elime maalesef gelen kısımlar bunlar. Bu yazıya konu olmayan hiç iyi yönümüz yok mu? Sürüyle. Ama bu kadar temel noktalarda kaybettiğimiz şeylerden sonra başarıya ulaşamıyoruz, dünya toplumları muvazenesinde ilk sıralara oynayamıyoruz.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

css.php