İçeriğe atla

MSN’de Engelleyinleri Bul

MSN kullanıcılarının “beni kim engellemiş olabilir” diye çok merak ettiği konuyu bilen uyanıklar www.engellemebul.info diye bir site ve bunun altında mscconfig.exe diye bir program yerleştirmişler. Bu programı kesinlikle indirip çalıştırmayın. Bu program büyük bir ihtimal trojan şeklinde çalışıyor ve yüklendiği sistemde tutulan şifreleri programı yazan kişilere iletiyor.

Bu programın yanında Google’da “engelleyenleri bul” diye arattığınız zaman engelleyenleri bulmanızı sağlayacağını iddia eden bir çok program ve websitesi çıkıyor. İnternet kullanıcılarının bilgisizliğinden faydalanmaya çalışan bu kişilerinin dediğinin aksine bu tür yazılımlar vasıtasıyla “msnde engelleyelleri bulma” diye birşey yok. MSN türkçe arayüzünde, Araçlar -> Seçenekler -> Gizlilik menüsünde blokladığınız ve listenizde bulunan kişilerin görüntülendiği kısımda, kişilerin üstüne sağ tıkladığınız zaman bir kısmının ‘Sil’ seçeneğiyle, bir kısmında da böyle birşey görünmemesini “bu kişiler sizi listenizden silmiş” gibi yorumlayanlar var ama yine böyle birşey olduğu MSN tarafından açıklanmış değil. Bunu öneren kullanıcılarında hiç sağlamasını yapıp, başka bir hesaptan gerçekten bloklayıp yada engelleyip test ettiğini duymadım.

Bunun yanında blockstatus.com sitesini önerenler var. Ben bu ve benzeri hiçbir siteye güvenmeyenlerdenim. Sitenin alt kısmına, “Bu site Microsoft, AOL, Yahoo! veya ICQ ile bağlantılı” (alt tarafa kopyaladım) değildir diyor. Firma bile olup olmadığı belli olmayan bir websitesinin, “şifrelerinizi tutmayacağız” demesine güvenmiyorum. Türkçe site ve forumlarda bunu kullanıp memnun kaldığını belirtenler olmuş, dolayısıyla tercih sizlere ait.

This site is not affiliated in any way with Microsoft Corporation, America Online, Yahoo! or ICQ

Opera ile Reklamları Engellemek

Gazete sitelerinde reklamlardan benim gibi bıktıysanız, reklamlardan nasıl kurtulabileceğinizi birkaç yazı şeklinde burada sizinle paylaşacağım. Bundan önce bu konuyla ilgili yazdığım Milliyet – Hürriyet ve diğer Gazete Sitelerinde Çıkan Reklamlardan Kurtulun yazısını da okuyabilirsiniz.

Öncelikle Opera ile başlıyorum. Opera internet tarayıcısının bundan önce kullanmadıysanız, bir an evvel indirip kurmanızı tavsiye ederim. Hele hele Internet Explorer 7’yi kullanıyorsanız, hiç durmayın Opera’ya geçin derim. Başka bir yazıda Opera ile neler yapabilirsiniz onları da izah ederim.

Opera’nın türkçe sürümü olmadığı için burada ingilizce arayüz ile anlatıyorum ama aynı fonksiyonlar türkçe versiyonununda bulunmaktadır. Operada 9’da reklamları bloklamak gerçekten çok kolaylaştırılmış. Altta adım adım anlattığım kısmın büyütülmüş halini görmek için resimlere tıklayabilirsiniz.

  1. Herhangi bir websitesini gezerken görmek istemediğiniz veya reklam olarak nitelendirdiğiniz bişeyler çıktı karşınıza. Sayfanın herhangi bir yerinde sağ tıklayın ve alttaki resimde görüldüğü gibi Block Content tıklayın.

    Opera ile reklam bloklamak-1

  2. Block Content seçtikten sonra sayfanın üst kısmında alt kısımdaki gibi bir alan ekleniyor.

    Opera ile reklam bloklamak-1

  3. Artık sayfa içerisinde neyi görmek istemiyorsanız üstüne tıklayıp onun görüntülenmesini engelleyebilirsiniz.

    Opera ile reklam bloklamak-3

2-3 tık ile reklamlar bloklandı.

Eğer daha ileri gidip örneğin belli bir dizin altından yüklenecek bütün dosyaların bloklanmasını istiyorsanız o da çok basit. Bununla ne demek istediğimi de kısaca izah ediyim. Büyük çoğunlukla reklam dosyaları (resimler, animasyonlar) kendi bilgisayarlarımızda olduğu gibi bir dizinin altına yerleştirilir ve oradan sitelerin üstünde görüntülenmesi sağlanır. Örneğin;

http://www.hurriyet.com.tr/_banners/

Hürriyet gazetesi sitesinde gösterilen bütün reklamlar bu dizinin altında muhafaza edilir ve buradan ziyaretçilere gönderilir. Eğer siz bu dizinin altındaki dosyaları teker teker engellemekle uğraşmak istemiyorsanız, 2. adımda gösterilen ekranda Details‘e tıklayabilirsiniz.

Ondan sonra, Add‘e tıklayıp karşınıza çıkan boşluğa:

http://www.hurriyet.com.tr/_banners/*

* işareti bilgisayar dilinde wildmark olarak ifade edilen joker işaretleridir.

* ne olursa olsun demektir. Yani bu dizin altında gösterilecek dosya ne olursa olsun hepsini blokla demek istiyorsanız:

http://www.hurriyet.com.tr/_banners/*

demeniz yeterli.

Aynı durum, Milliyet gazetesinin reklam sitesi:

http://reklam.milliyet.com.tr/*

Bu sitelerde reklam yayınlayan:

http://ad.e-kolay.net/*
http://adsrv.adgroupm.com/*

adresler için de geçerlidir. Bu adresleri blokladığınız zaman sayfaların ne kadar hızlı açıldığını ve bant genişliğinizden ne kadar tasarruf ettiğinizi çok rahat görebilirsiniz.

Hürriyet Gazetesi ve Çarptırma HABER!

Bilenler biliyor zaten ama bilmeyenlerin gözüne sokarcasına birşeyleri buradan dile getirmek istedim. Hürriyet gazetesinin avrupa ayağında yayın yapan hurriyet.de websitesinin manşetindeki haber:

Hollanda’dan başörtüsüne yasak! Altta da koydukları manşet bulunuyor. Hollanda başörtüsünü yasaklasa tamam bunu anlarız. Ama haberin detaylarına bir bakın:

Hollanda Hükümeti, burka, nikap gibi yüzü kapatan giysili kişilerin, devlet daireleriyle eğitim kurumlarına kesin olarak alınmamasını kararlaştırdı.

Yani Hollanda hükümetinin başörtüsünü yasakladığı filan yok! Bizim halk arasında daha çok kullandığımız PEÇE’yi yasaklayan Hollanda hükümetinin haberini, Hürriyet gazetesi “Hollanda’dan başörtüsüne yasak” diye duyuruyor. Bu adamların gericiliğine mi kafasızlığına mı yoksa aptallığına mı yanalım ben bir türlü karar veremiyorum.

Amerika’da dil eğitimi

uta.jpgSonunda bir hayalim daha gerçekleşti ve ben Amerikadayım 🙂 Yazın buraya gelme planlarıyla bazen seviniyor bazende hiç bilmediğim bir ülkede nasıl bir hayat bekliyor beni diye düşünerek geriliyordum. Hemde bu benim ilk yurtdışı seyahatim olacaktı. Amerikadan Mehmet’i tanımak benim için çok büyük şanstı. Onunda desteği ve yardımlarıyla nihayet Ocak’ın ilk haftası geldim. Tekrardan Mehmet’e bana hiçbir zaman unutmayacağım desteği için sanal alemden teşekkürler 🙂 Oturduğum sitede ve okulda Türk arkadaşların olması buraya kolay alışmam ve yalnız kalmamam için büyük destekti. Amerikaya gelmek istememin nedeni yabancı dil öğrenmek ve inşallah üniversiteye devam etmek. Şuanda Teksas’ta bir üniversitenin (University Teksas of Arlington) dil okuluna gidiyorum. Eğer üniversite okumak yada master,doktora yapmaya gelmekse niyet üniversitenin dil okullarına gitmek uygun olur. Çünkü herşey çok detaylı anlatılıyor. Eğer sadece pratik konuşma yada sokak ingilizcesi ögrenmek istiyorsanız dil kursları daha uygun olur hemde fiyat olarakta daha ucuz. Okulun ilk haftası ögretmenlerle tanışma, kampüsü gezmek ve seviye tesbit sınavlarıyla sınıfların belirlenmesiyle geçiyor. Benim okulumda dersler şu şekilde üçe ayrılıyor: Grammar/Writing & Reading & Listening/Speaking. Her derse farklı öğretmen giriyor ve hepside bence halimizden iyi anlıyorlar. Derslerde bazen kaset dinliyoruz, projektör ile perdeye yansıtılan resimler yada videolar izliyoruz, oyunlar oynuyoruz yada bilgisayar labaratuarına gidip paket programlarla çalışıyor kelimelerin nasıl söylendiğini dinliyor sonrada biz kulaklık ile aynı kelimeleri okuyup dinliyor ve nerelerde hata yaptığımızı duyuyoruz. Özellikle oyunlar kelime ezberlemizde çok faydalı oluyor. Burada ev ödevlerine çok önem veriliyor. Bütün ögretmenler akşamlarımızı ödevle dolduruyorlar ve mutlaka ertesi gün kontrol ediyorlar, ödevlerdende not alıyoruz. Daha ikinci hafta reading ögretmeni elimize ingilizce kitap verdi ve bu dönem en az 80 tane kitap okumamızın mecburi olduğunu söyledi. Tabii kitaplar ince 30 sayfa civarında ama sonrada okuduğumuzdan emin olmak için ögretmenin yanında özetini yazıyoruz. Devamsızlık hakkınız çok az ve eğer aşarsanız okuldan atıyorlar. Uluslararası ögrencilerin tanışmaları için parti düzenlendi ve nerdeyse her hafta 2 kere spor yada eğlence etkinlikleri oluyor. Dil okulunda bu dönem Vietnamlılar çoğunlukta, onları Güney Koreliler ve Taiwanlılar takip ediyor. Sadece 5 tane Türk öğrenci var. Okula başvuru yaptığınızda size kabul belgenizi gönderirlerken Amerikada ihtiyacınız olacak paranın yaklaşık miktarını ve okulun evlerinin fiyatlarını, evin planını gönderiyorlar. Eğer Amerikada tanıdığınız, size önceden ev ayarlayacak birileri yoksa okulun evlerine başvurulmalı. Teksas’ta toplu taşıma olmaması nedeniyle ev okul mesafesini yürüme mesafesi olarak ayarlamak gerekiyor.
Burada bir bayan olarak hayretle baktığım şeylerden biri kıyafet konusu. Herkes ayrı telden çalıyor. Kimi 2 kat giyinmiş yanındaki şort terlikle geziyor. Okulda çalışan memurlar ve öğretmenler genelde terlik kullanıyorlar yani süsden önce rahatlıkları geliyor. Ben Türkiyede topuklu giyen öğretmenlerle okuduğum için kalın çorapla açık terlik giyen ögretmenlere hayret ettim. Türkiyede olsa hemen kıro deriz ama burada kıyafetler geri planda. Okula bir karış eteklede gelebilirsin, başını kapatıp pardesüylede. Müslüman ülkesi Türkiyede başörtü problemleri, kıyafetlerle millet kafayı yerken Amerikada başörtülü öğrencilere dönüp bakan yok. Hatta ders arasında çık bahçeye seccadeni yay namaz kıl. Geçen gün bahçede oturuken okulun binalarından birinin balkonunda bir müslümanın namaz kıldığını gördüm ve Amerikada bile bu kadar rahat dinimizi yaşayabiliyorken Türkiyede bunu yapan birinin ertesi gün haberlerde gazetelerde manşet olabileceğini düşündüm. Umarım Türkiyedeki eğitimcilerimizde başörtüsü konusuna takılmaktan kurtulup eğitim sistemine takılıp işlerini yaparlar.
Bir aylık süre içinde okulda yaşadığım deneyimlerim ve gözlemlerim şimdilik bu kadar. Amerikaya gelmeyi düşünen arkadaşlar varsa merak ettiğiniz, öğrenmek istediğiniz (vize,okul başvurusu v.s) konularda yazışabiliriz.

Meslek Yüksek Okulları

Robin Hood kıvamında yazılarıma devam ediyorum 🙂 Üniversitedeyken Meslek Yüksek Okuluna giden çok başarılı arkadaşlarım vardı. ÖSS’de benden daha iyi netler yaptıkları halde, Meslek Yüksek Okulunda tornacılık, elektrik teknisyenliği v.s. gibi gerçekten teorik zekalalarının çok altında mesleklere ayrılmak zorunda bırakılan bu arkadaşların ne kadar sorunlar çektiğini, gelecekleriyle ilgili endişelerini gözlerimle şahit oldum. En az amerikadaki hackerlar kadar bilgisayar kurdu olan, en son yazılımlar donanımlar herşeyi takip eden bu zehir gibi arkadaşlar, dönüp dolaşıp bir yerlerde bilgisayar öğretmeni olarak, MS-DOS, Excel, Word öğretecek noktalara getiriliyorlar. Meslek Yüksek Okuluna gitmek isteyen arkadaşlara kesinlikle bir sözüm yok, olamaz ama bu okullara ite kaka başka alternatifleri olmadığı için zorla gitmek durumunda kalan arkadaşların buradan sesi olmak ve onların bu konuda hazırladıkları vidyoyu sizlerle paylaşmak istedim.

Meslek Yüksek Okulu mezunların sorunları:

  1. Üniversite mezunu olmamıza rağmen, askerde neden ilk okul mezunu yada hiç okumamış adam muamelesi görüyoruz?
  2. Meslek Yüksek Okulu bittikten sonra lisans tamamlamada neden bu kadar engelle karşılaşıyoruz? (Dikey geçişler)
  3. İş yerlerinde neden mevki zorunu yaşıyoruz?
  4. Neden imza yetkimiz yok?

Talepler:

  1. Biz de üniversite mezunu olarak, askerde 4 yıllıklar gibi, üniversite mezununa yakışır, askerlik yapmak istiyoruz.
  2. Lisans tamamlamada sorun yaşamak istemiyoruz
    • Meslek Yüksek okulu bittikten sonra lisans tamamlama işlemini özel üniversitelerede asgari tutarlarda ödeyip lisans diploması almak istiyoruz.
    • Açık öğretim kurumlarında, teknik bölümleri için lisans tamamlama hakkı verilsin istiyoruz.
    • DGS sınavında, devlet üniversitesine girmek için, 2 milyon insanla yarışıyoruz ve yarışı kazanan maksimum 100 kişi, lisans tamamlamaya hak kazanıyor. Çünkü her üniversite maksimum 2 veya 3 kontenjan bırakmış DGS öğrencilerine.
    • Bizler lisansımızı tamamlayıp devlete ve millete daha yararlı olmak istiyoruz.
    • Önümüzdeki tüm engellerin kaldırılmasını istiyoruz.
    • Okumak istiyoruz, bundan daha güzel birşey var mı ülkemiz için?
  3. İş yerlerinde mevki sahibi olmak istiyoruz. İlk okul mezunu ile aynı kefeye konulmak istemiyoruz.
  4. Neden imza yetkimiz yok? Bizler neden işyeri açıp imzamızı kullanamıyoruz? Neden işyerlerinde yetkili tekniker imzamız olmuyor? İmza yetkisi istiyoruz.

Meslek Yüksek Okulu öğrencilerinin sıkıntıları

Ben bunlardan DEÄžİLİM!

Artık türk basınını, türk tv’lerini takip etmeyi bıraktım. Ahlaksızlık ve terbiyesizlik boyutlarında sınır tanımayan bu kişilerin, konuştukları bu konuları, bu konuların konuşulduğu bir ülkeyi ben sahiplenmek de, tanıtmak da istemiyorum. Neden mi? Alın bir örnek. Show TV ana haber bültenin terbiyesiz muhabiri, Haseki hastanesine gidiyor, gizli kamerayla orada hayat kurtarmak için çabalayan başörtülü doktor, hemşire, laboratuar teknisyenlerini gizli kameralarla çekip ‘İŞTE BU HASTANEDE TÜRBANLA ÇALIŞIYORLAR’ diye çekim yapıyorlar. Bir yanda o bayanlar oraya gelmiş hasta kişilere tedavi yetiştirmeye çalışıyorlar, bir yandan da bu muhabirin ‘Siz burada nasıl çalışabiliyorsunuz, türbanla çalışmanız yasak değil mi’ soruları ve kameraman kamerasını ağzına kadar sokmasıyla taciz ediliyorlar. 6 yıl doktorluk eğitimi almış, binlerce doktor açığı olan bir ülkede çalışıp insan hayatını kurtarmak isteyen kişileri sırf BAŞÖRTÜLÜ diye mesleğinden men etmenin ahlaksızlığı, cahilliği ve daha kelimelerle ifade edemediğim bu hallerine ne denebilir? Ben böyle insanlarla nasıl aynı ülkedenim, nasıl aynı toplumdanım diyebilirim? Tabiki demiyorum, BEN BUNLARDAN DEÄžİLİM!

Başörtüsü giymek istedikleri için liseye alınmayıp bari eğitimime devam edip dışarıdan bitirmeye çalışan kızların önünü kesmek için açık lise sınavına girdikleri zaman yine başlarına çöreklenip çıkart o başörtüsünü diyorlar. Başörtüsünün altından bomba mı var, silah mı var, nedir bu rezalet? İşte ben böyle gericilerin olduğu bir toplumdan çıktığımı kimseye söylemek istemiyorum. Çünkü BEN BUNLARDAN DEÄžİLİM!

Rektörler toplanmış, başörtüsü yasağı kaldırılamaz, yok efendim yeni düzenlemelerle rektörler başörtüsünü mü denetleyecekler diye açıklama yapıyorlar. Ulan başörtüsü başörtüsü diye kendiniz peydahladınız bu mevzuyu. Herkes özgür bir şekilde girip çıkarken, sizin sınırlamalar getirmelerinizle kapıdan giren çıkan herkesi denetler oldunuz. Üniversitelerin kapılarına polisleri yerleştirip sanki suçlu yakalamışlar gibi başörtülü öğrencileri dışarı attırdınız. Kendi vatanlarında, kendi dillerinin konuşulduğu okullarda lise, üniversite eğitimi almalarına mani oldunuz, bundan daha büyük bir ahlaksızlık daha büyük bir terbiyesizlik ne olabilir?

Amerikadaki eğitim sistemi görmüş, araştırma asistanı olarak çalışma yapmış birisi olarak iddia ediyorum, Rektör diye geçinen kişilerin akademik yaşamları boyunca yaptıkları çalışmaların uluslarası standartlarla hiçbir ilgisi ve alakası yok. Bu kişilerin aydın ve modern hayattan nasip aldıklarını düşünmek, dağ başında laptop bulmak gibi bişey olurdu. Boğaziçi üniversitesinin başında bulunan görevliler, Amerika ve Avrupada eğitim sistemlerini gördükleri için, YÖK tepelerine çöküp başörtüsü yasağını uygulayacaksınız dedikleri zaman “biz öğrencilerimizin özgürlüklerini gem vurup, nasıl yasaklar getirebiliriz” diye açıklama yaptılar. İşte Aydın insanlık düzeyi bunu gerektirir.

Show TV Ana haber bülteninde sanki düşman avlıyorlarmış gibi ‘Bakın öğrenciler nasıl kabul edildi’ diye lise yaşındaki öğrencileri takdim ediyorlar
Gericiler serisi 1:

Gerici Rektörler ne demişler
Gericiler serisi 2:

Vay efendim başörtüsü üniversitelerde müsade edilirse, aynı sebepler kullanılarak liselerin de önü açılır, bunun önünün er evvel kesilmesi lazım diye açıklama yapıyor
Gericiler serisi 3:

Rektörler toplanmış vay efendim üniversitelerde türbanın yasaklanması ülkeye şeriati getirir diye GERİCİ bir açıklama yapmışlar, buyurun vidyosu. Bunlar bu ülkenin KARANLIK YÜZÜ, GERİCİLER ORDUSUDUR
Gericiler serisi 4:

İçteki nefret

Malum, konu başörtüsü, döndürüp dolaştırılıp türban olarak dendiği gibi değil. Hürriyet, Milliyet su anda gazı sonuna kadar basmış durumda, balonu şişire şişire en son sınırlara kadar zorluyorlar. Ertugrul Özkök kösesinden gürlüyor, Hürriyet gazetesinin köşe yazarları hergün bunu yazıyorlar. Ben de bunların içlerindeki nefretlerini akıttıkları bu yazıları ve Milliyet gazetesine sanki düşman ülkenin insanları gibi yorum yazanların yazdıklarını yayınlıyorum. Yorumsuz, buyrun başlıkları da yorumları bi okuyun.

Oktay EKSI oeksi@hurriyet.com.tr

Bu yol çikar mi?

BASBAKAN Tayyip Erdogan’in aradigi “sihirli cümle”, gazete haberlerine bakarsaniz bulundu:

Üniversitelerde türbani serbest birakabilmek için Anayasa’nin 10’uncu maddesi ve 42’inci maddesi degistirilecekmis. Bir de 2547 sayili YÖK yasasinin ek 17’nci maddesi yeniden düzenlenecekmis.

Bekir COSKUN bcoskun@hurriyet.com.tr

Çene alti laikligi…

BU formül iyi:

“Çene alti…”

Tufan TÜRENÇ tturenc@hurriyet.com.tr

Bakalim Prof. Özbudun verdigi sözü tutacak mi

ÖNCEKI aksam son günlerin en flas isimlerinden biri olan Prof. Ergun Özbudun’un Marmara Grubu’nda yaptigi genis açiklamalari dinledim.

Ertugrul ÖZKÖK

Haber kolay manset zor

DÜN yazi isleri toplantisina basladigimizda mansetin ne olacagi belliydi.

Tabii türbanin üniversitede serbest birakilmasini isleyecektik.

Mehmet Y. YILMAZ mehmetyilmaz@hurriyet.com.tr

Bakan esleri üniversiteye giremeyecek

HÜRRIYET yazi islerine dün ulasan haberler türban konusunda MHP ile AKP’nin nihai bir anlasmaya vardiklarini gösteriyordu.

Yalçin DOGAN

O kaleler bu sefer düsmedi

“BU odalar alinacak”. Emir net ve öz ve büyük yerden, AKP Genel Merkezinden. Hangi odalar?

Istanbul Mimarlar Odasi, Istanbul Insaat Mühendisleri Odasi, Istanbul Çevre Mühendisleri Odasi.

Özdemir INCE

Türbaniye dini

TURAN Dursun’un Türkçe’ye çevirdigi, Ibni Haldun’un Mukaddime’sinin 23. Bölüm’ünün basligi söyledir: “Yenik olan, yenene uyma egilimindedir. Im, kilik, inanç-düsünce yönünden ve daha baska yönlerden gösterir uyma egilimlerini.” (Onur Yayinlari, 1977, s. 344-345) Ve bu egilimlerin nedenini açiklar: “Insan her zaman kendini yenende bir üstünlük bulunduguna, ona boyun egmesi gerektigine inanir.”

Ahmet HAKAN ahmethakan@hurriyet.com.tr

Çok meshur türban sorularina yanitlarim

SORU Üniversitede türbanla okuyacaklar… Peki ya üniversite bitince? “Hizmet alan/Hizmet veren” ayrimi sürecekse, bu kizlar üniversiteyi bitirince ne is yapacaklar?

Yilmaz ÖZDIL yozdil@hurriyet.com.tr

Sari öküz

SÖMESTR basladi.

Karne hediyesi olarak ne versem acaba diye düsünüyordum, karinca kararinca, su meshur hikáyeyi vermek geldi aklima.

Yalçin BAYER ybayer@hurriyet.com.tr

Boynumuzdaki tasmadan kurtulmak istiyoruz

BIR süreden beri, Maliye Bakanligi’nin hazirladigi kamu alacaklarinin tahsiline iliskin bir tasari taslagindan söz ediliyor. Taslak henüz Bakanlar Kurulu’ndaymis… Vergi borcu olan sirketlerin vergi borçlarini ödemede uzlasma yolunun açilacak olmasi mükellefler için sevindirici olarak kabul ediliyor. Nitekim, bunu yillardir ‘basi dertte’ olan bir isadaminin gönderdigi mektuptan anliyoruz:

Cüneyt ÜLSEVER culsever@hurriyet.com.tr

Türk Egitim Dernegi:Sivil sûra!

TÜRK Egitim Dernegi (TED) 80 yildir var. Atatürk, 1 Kasim 1925’te TBMM’nin açilisinda egitimde hedeflenen seviyeye ulasmak için özel girisimin çalismalarina ihtiyaç duyuldugunu ifade eden bir konusma yapiyor ve topluma çagrida bulunuyor. TED de bu temel vizyon dogrultusunda Atatürk’ün ve arkadaslarinin öncülügünde 31 Ocak 1928 tarihinde kuruluyor. Ilk baskani Ismet Inönü!

Sükrü KIZILOT skizilot@yaklasim.com

Es, çocuk ve sevgilinin otomobil sefasi

ÖZELLIKLE büyük kentlerde dikkatinizi çekiyordur.

Üniversite ögrencisi bir genç, altinda son model bir otomobil ya da cip, yaninda da arkadasi… Keyfine diyecek yok. Genç ya da orta yasli bir hanim, yine altinda son model otomobil veya cipi, o da son derece mutlu…

Bülent DÜZGIT bduzgit@hurriyet.com.tr

Bülent çiziyor

Mehmet Ali BIRAND mabirand@e-kolay.net

Türkiye yol ayriminda…

AKP-MHP ‘nin türban anlasmasi bu ülkeyi yillardan beri bölen bir soruna çözüm mü getirecek, yoksa Türkiye’nin laik çizgiden çikmasina mi yol açacak? Kötümser olanlar için, bu is artik bitmistir ve Türkiye rayindan çikmistir. Iyimserler için, önemli bir sorun çözülmüs ve sosyal mutabakat saglanmistir. Hangisinin dogru oldugunu su anda bilemeyiz. Önümüzdeki dönem ülkemizin yönünü tespit edecek. Bu da, ilerde iktidara geleceklerin tutumlarina ve toplumun isteklerine baglidir.

Rauf TAMER rauftamer@posta.com.tr

Yagsa veya yagmasa

Kar yagacak demisler, Istanbul tedbirini almis, Belediye Baskani sabaha kadar beklemis ama kar yagmamis… yahut yagmis da az yagmis.

Mehmet Barlas

Insanlar ve toplumlar metallerden daha fazla yorulur

Metaller bile yorulurken insanlar ve toplumlar yorulmaz mi?

Cengiz ÇANDAR cengizcandar@referansgazetesi.com

ABD’deki siyasi yarismayi izlerken…

Amerika’da kimin baskan seçilecegi, sadece Amerika için degil tüm dünya için her zaman önemli olmustur. Amerika’nin bir “süperdevlet” olmasi ve “Baskanlik sistemi” ile yönetilmesi, Baskan’in kimliginin dünyanin her kösesindeki neredeyse her bireyin kaderini etkileyecek öneminden ötürü önemli olagelmistir.

Ege CANSEN ecansen@hurriyet.com.tr

Hacivatlarin Davos sefasi

INSAN, iç içe insa edilmis iki benlikten kuruludur. Yunus’un “bir ben var, benden içeri” deyisi veya Freud’un ben kavramini “ego” ve “süper ego” diye iki kademeye bölmesi bundandir.

Yonca TOKBAS 4yaprakliyonca@gmail.com

Ben hastayim

Hem de fena.

Hastaligimin çaresi de yok.

[17:14sku] Sizi gidi sizi..
isinize gelen sözlerini nasilda ezbere biliyosunuz atatürkün. . ama isinize yaramayan sözlerini haykirsak bile kulaklariniz bir anda sagir oluyo. .
yazarin tüm yorumlari Evet / Çekimser / Hayır – %77 %0 %22

 

[17:14kemal öztürk eskici41050] Atatürk ne demis?
Atatürk “fikri hür, vicdani hür, irfani hür” demis, “Fikri tarikata bagli, vicdani tarikata bagli, irfani tarikata bagli” veya, “fikri yok, vicdani yok, irfani yok” dememis.
yazarin tüm yorumlari Evet / Çekimser / Hayır – %80 %2 %17
[17:11vatandasch] Atatürk
Bu kanun taslagini ortaya atan ve destekleyen sahislarin, ATATÜRK’ ün “HÜR” ifadesini ne kadar dogru anladiklari , Cumhurbaskanin esini elini resmi kabullerde sikmamalarindan çok açik sekilde anlasiliyor. Bu sahislar kesin olarak KUR’AN ‘i da ters olarak anliyor ve yorumluyorlar. . . . ancak kadinlarimiz, kizlarimiz neden bu oyuna geliyorlar !!!
yazarin tüm yorumlari Evet / Çekimser / Hayır – %86 %0 %13
[17:08kibrisvatan] Kafasini
BU SEKILDE BAGLAYAN VATANDASIN BEYNINE YETERI KADAR KAN GITMEZ. KAFADA ÇALISMAZ.
yazarin tüm yorumlari Evet / Çekimser / Hayır – %73 %0 %26

 

[17:08kibrisvatan] Atatürk
BUNLARI ÇARPACAK. SAKIN BIR DAHA MUSTAFA KEMAL ADINI AGZINIZA ALMAYIN!
yazarin tüm yorumlari Evet / Çekimser / Hayır – %76 %3 %20

[17:06cubrika] Olsa olsa
ONLAR OLSA OLSA FIKRI KARA, VIJDANI KARA, IRFANI KARA, KIYAFETI KARA DIR.
yazarin tüm yorumlari Evet / Çekimser / Hayır – %81 %0 %18

 

[17:06çiftay] Yazik
Siz kim, Atatürk’den bahsetmek kim? DTP de sizi destekliyor. MHP bundan sonra demokratik açinimlara destek vererek kürt sorununu da çözer. Sonra da kimse tutamaz. Zaten bir tutarlarsa!
yazarin tüm yorumlari Evet / Çekimser / Hayır – %79 %0 %20

[17:05asi_24] Atam
atam ayakta olsaydi siz böle yapabilrmiydiniz yilarca sizin gibi yobazlara karsi mücadele edip dünya da hiç bir liderin yapamacagi yenilikleri yapmis siz kim oluyosunuz da onun bu kurallarini kaldiriyosunuz
yazarin tüm yorumlari Evet / Çekimser / Hayır – %79 %0 %20

Kurtlar Vadisi Pusu 24

Kurtlar Vadisi Pusu 24. Bölüm Özet

Kurtlar Vadisi Pusu’da geçtiğimiz hafta, Vural’ın operasyonu sonrasında tüm adamlarını tek tek kaybeden Polat Alemdar; Abdulhey, Hüsnü ve Adem tarafından hastaneden son anda kaçırılmıştı. Tam kurtulduklarını düşündükleri anda ise sığındıkları polikliniğin Muro’nun mekanı olduğu anlaşılmıştı.

Muro, Polat’ın kendi ayağıyla polikliniğine geldiğini öğrenince onları yok etmek için hemen bir ekip gönderiyor. Ancak hesaba katmadıkları sürpriz bir isim, Polat ve yanındakileri çatışmanın arasından kurtarıyor.

Polat Alemdar, Muro’nun elinden son anda kurtulup hayatta kalma mücadelesine devam ederlerken; Vural, gözaltına aldığı ekibin diğer üyelerini Polat’ın can düşmanı Hakan’a teslim ediyor… Herkes için zor saatler başlıyor…

Kurtlar Vadisi Pusu 24. Bölüm Download

Kurtlar Vadisi Pusu 24. Bölüm-1
Kurtlar Vadisi Pusu 24. Bölüm-2
Kurtlar Vadisi Pusu 24. Bölüm-3
Kurtlar Vadisi Pusu 24. Bölüm-4
Kurtlar Vadisi Pusu 24. Bölüm-5
Kurtlar Vadisi Pusu 24. Bölüm-6

http://rapidshare.com/files/88769126/Kurtlar.Vadisi.Pusu.24.part1.rar
http://rapidshare.com/files/88769375/Kurtlar.Vadisi.Pusu.24.part2.rar
http://rapidshare.com/files/88770185/Kurtlar.Vadisi.Pusu.24.part3.rar
http://rapidshare.com/files/88882516/Kurtlar.Vadisi.Pusu.24.part4.rar
http://rapidshare.com/files/88882188/Kurtlar.Vadisi.Pusu.24.part5.rar
http://rapidshare.com/files/88876989/Kurtlar.Vadisi.Pusu.24.part6.rar

İnternette Türkçe karakter kullanmak

Bir toplumu hayalimde canlandırdığımda onları birbirine bağlayan en önemli şeyin aynı değerleri paylaşmak kadar aynı dili konuşmanın da olduğunu görüyorum. Bu durumu yurtdışına çıkmadan yaşamak biraz zor geliyor aslında, Türkiye’de herkes birbirini kategorize etmek de çok iyi olduğu için aynı dili konuşuyor olmamızın, kendimizi çok büyük bir ortak paydada buluşturan birşeyi paylaştığımızı farkedemiyoruz.

Tabi dilimiz çok güzel, esneklikleriyle espriler yapıyoruz, O üçüncü tekil şahsına atıflar yaparak bahsetmek istediğimiz kişileri gayet usturuklu bir şekilde saklayabiliyoruz. Bu durum ingilizcede (He,She,It) almancada (Er,Sie,Es) ve diğer dillerde olmadığı için neye sahip olduğumuzun da çok farkında değiliz bence.

Bir de farkında olmadığımız ve beni artık çileden çıkartan bir durumdan bahsetmek istiyorum. sonofnights.com sitesine sizler tarafından ortalama günlük 30’a yakın yorum bırakılıyor. Yorum bırakılması, paylaşım yapılması bir blog yazarının arayıp da bulamayacağı en güzel şeylerden bir tanesi fakat olayı biraz da geniş perspektiften değerlendirmek isteyen ben için durum içler acısı. 30 yorumdan taş çatlasın 1 yada 2 si doğru düzgün bir türkçe ile yazılıyor. Bugün Protez Saç konusunda patladığım gibi, yorumlarda:

-insan yazmak yerine ınsan
-bir yazmak yerine bi
-saç – sac, bölüm – bolum

benim anlayamadığım, önümdeki klavyenin üstünde türkçe karakterler işaretlenmiş değil. Bundan önce uzun yıllar türkçe Q klavye kullandığım için türkçe karakterleri görmeden bulabiliyorum, peki yorum bırakıp da önünde bütün bu harfler bulunan arkadaşların Türkçe yazamama durumu ne olacak?

Olayın bir diğer boyutu basit değerlendirilip gözden kaçırılabilir ama interneti ayağımıza getiren arama motorları, tamamen yapay zeka üzerine kurulu. Bu yapay zekalar machine learning denilen algoritmalar sayesinde; yeni kelimeleri, tümlecikleri ve karakterlerden oluşabilecek her türlü harf bütününü öğrenebilecek yeteneğe sahip. Şu anda google türkiye diye bilinen google.com.tr adresinden girip ayrı ayrı ‘sac ekimi’ ve ‘ diye arattığınız zaman çıkan sonuçlar birbirinden farklı. Bu örnek aklıma gelen örnek olduğu için bahsettim, bunun gibi binlerce örnek mümkün. Sırf birileri doğru harfleri kullanma özürlüsü olduğu için arama motorları türkçeyi ve dolayısıyla sizin bizim aklımıza gelecek ilk anahtar kelimeleri yanlış yorumlamaya başlıyorlar.

Herkesin aklından ortak kelimelerin bir araya gelip aramaya dönüşmesi, arama motorları ve internet siteleriyle uğraşmaya başladığımdan beri çok ilgimi çekiyor. ‘Msn şifremi unuttum’ diye bir gün içinde 300 kişinin yazması sizce de enteresan değil mi? Evet bu güzel ama harf basma özürlüsü arkadaşlar yüzünden, ‘msn şifremi unuttum’ yerine ‘msn sifremi unuttum’ yazıp elde edeceğiniz sonuçlar sizin için belki çok gerekli olabilir, o şekilde arattırmadığınız için derdinize deva olacak bir yazıyı gözden kaçıracaksınız.

Son söz, LÜTFEN ve LÜTFEN, artistlik, farklılık ve her ne sebepten olursa olsun türkçemizdeki harfleri olduğundan farklı şekilde yazmayalım. Bu şekilde yazdığınız kelimeler emin olun önümüzdeki birkaç yıl içinde arama motorlarının bile kafasını karıştaracak hale gelecektir.

Little Mosque on the Prairie New Season

Little Mosque on The Prairie started new season in October so I guess I was a bit late to publish downloads but it is better then nothing. I’ll release rapidshare downloads for Little Mosque on the Prairie for the new season too. Little Mosque on The Prairie is the first non-turkish episode I released on my blog. If you don’t like rapidshare links, you can also watch it from Youtube or from Muxlim Tv (http://beta.muxlim.tv/search?q=mosque) Little Mosque on The Prairie – Grave Concern October 3, 2007 – Episode 9 Baber and Yasir decide to set up a Muslim cemetery but this does not go over well with some in the local community.

Little Mosque on The Prairie – Public Access October 10, 2007 – Episode 10 Amaar and Rayyan become co-hosts of their own Islam-themed television program, only to find themselves competing over who has the best TV persona.

Little Mosque on The Prairie – Ban The Burka October 17, 2007 – Episode 11 There’s trouble in Mercy when a mystery woman shows up at the mosque wearing a face veil. Sarah finds it oppressive. Fred finds it creepy. Baber falls in love. But he doesn’t have a way with women so he enlists Yasir to turn him into a ladies’ man.

Little Mosque on The Prairie – Lucky Day October 24, 2007 – Episode 12 Sarah’s habit of buying lottery tickets runs her afoul of both Islam and her daughter. Meanwhile Amaar struggles to hip-ify Muslim youth day by re-branding it “Islamapalooza.”

Little Mosque on The Prairie – Mercy Beet November 7, 2007 – Episode 13 Hockey star Darcy Tucker endorses a beet drink made in the town of Mercy, and the whole town, including the Muslim community, invests in the company.

Little Mosque on The Prairie – Rival Imam November 14, 2007 – Episode 14 Amaar feels threatened when a former law colleague (Sam Kalilieh) comes to visit and reveals that he has also become an imam.

Little Mosque on The Prairie – Spy Something or Get Out November 20, 2007 – Episode 15 The people at the mosque become suspicious when an agent from the Canadian Security Intelligence Service comes to town. Guest-starring Samantha Bee (The Daily Show).

Little Mosque on The Prairie – Best Intentions November 28, 2007 – Episode – Episode 16 Baber starts to rethink his outlook on life when Amaar inadvertently gives him the “evil eye”.

Little Mosque on The Prairie – No Fly List December 5, 2007 – Episode 17 Baber can’t give a keynote speech at a conference in Chicago because he’s on the American no fly list. Amaar and Rayyan persuade him to fight the power by taking a day-long road trip to the American consulate. Back in Mercy, the mayor wants to put a private bathroom in her office — and Yasir will stop at nothing to get the job. Guest-starring Dave Foley (Kids in the Hall, NewsRadio).

Little Mosque on The Prairie – Eid’s a Wonderful Life December 12, 2007 – Episode 18 Christmas is around the corner and Sarah’s blue. She misses the fun and pageantry of her pre-conversion Christmasses. Rayyan vows to make this year’s Muslim festival, Eid alhada, a little more Christmassy to cheer up her mom. And: the Christmas rush leads to trouble at the mosque, where Amaar and Magee come into conflict over limited parking.

Little Mosque on The Prairie – The Five Year Plan December 12, 2007 – Episode 19 It’s New Year’s Eve and Yasir is depressed. Another year’s gone by and he hasn’t reached the goals he’s set for his business. Rayyan throws a dinner to cheer him up, and over dinner Rayyan, Baber, and Amaar share stories of what they were doing exactly five years ago.

Little Mosque on The Prairie – Jihad on Ice January 9, 2008 – Episode 20 When Fred Tupper mocks Amaar’s attempts to curl, Amaar sets up Mercy’s — and perhaps the world’s — first Muslim curling team. Rayyan’s got natural talent, but is she so good that the team will lose her? Meanwhile Sarah uses Islamic tradition to get Yasir to pay for a shopping spree.

Little Mosque on The Prairie – The Crush January 16, 2008 – Episode 21 There’s trouble at Amaar’s Koranic studies class when he intercepts a note from Layla indicating she’s got a crush on him. He does what any good teacher would do: he runs to Rayyan for help. Meanwhile, when Yasir and Sarah help Fatima study for her citizenship test, they come close to driving her out of the country.

Little Mosque on The Prairie – Welcome To Mercy January 23, 2008 – Episode 22 Mayor Popowicz goes on vacation, leaving Sarah as acting mayor. Her administration is thrown into crisis when the “Welcome to Mercy” sign at town limits is destroyed in a tractor accident. With Sarah running the town, Yasir finds himself relegated to “first lady” status. And Reverend Magee takes up hobby painting, putting Amaar in the awkward position of pretending to like his paintings.

Little Mosque on The Prairie – Wheat Week January 30, 2008 – Episode 23
The Mayor wants to scrap “Wheat Week,” Mercy’s beloved summer festival. It’s Sarah’s job to find a way to put a positive spin on the cancellation. And Yasir struggles to enjoy a football match on his new big-screen TV, while Rayyan and Fatima suffer from bad hair days — which can happen, even under a headscarf.

Little Mosque on The Prairie Emule Download Links:

Little Mosque On The Prairie.S02E01.Grave.Concern.HDTV.XviD-2HD.avi
Little Mosque On The Prairie.2×02.Public.Access.SDTV.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E03.Ban.The.Burka.XviD.AKiRA.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E04.Lucky.Day.HDTV.XviD-2HD.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E05.Mercy.Beet.HDTV.XviD-2HD.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E06.Rival.Imam.HDTV.XviD-2HD.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E07.Spy.Something.Or.Get.Out.HDTV.XviD-NODLABS.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E08.Best.Intentions.HDTV.XviD-NODLABS.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E09.No.Fly.List.HDTV.XviD-2HD.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E10.Eid’s.A.Wonderful.Life.HDTV.XviD-2HD.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E11.The.Five.Year.Plan.HDTV.XviD.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E12.Jihad.On.Ice.HDTV.XviD-2HD.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E13.Crush.HDTV.XviD-2HD.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E14.Welcome.To.Mercy.HDTV.XviD-2HD.avi
Little Mosque On The Prairie.S02E15.Wheat.Week.HDTV.XviD-2HD.avi

Little Mosque on The Prairie Rapidshare Links:

Kurtlar Vadisi Pusu 23. Bölüm

Kurtlar Vadisi Pusu 23. Bölüm Özet

Kurtlar Vadisi Pusu, nefes kesen bir final bölümünün ardından kısa bir sezon arası vermişti. Bu hafta 23. bölümüyle ekrana yeniden dönen dizi, yine izleyicileri soluksuz bırakacak.

Kurtlar Vadisi Pusu, Hakan’ın adamı Adem’in, Polat’ın güvenini kazanıp onu sırtından bıçakladığı sahneyle sona ermişti. Bu yeni bölümde Polat, sırtındaki bıçak yarasıyla Elif’in mezarı başına gidip ölümü beklemeye başlayacak. Polat son nefesini vermeyi beklerken, ekibi de kendilerine hazırlanan pusudan kurtulmaya çalışacak. Ancak mezarlıkta karşılaştığı bir sürpriz, Polat’ı yeniden yaşama döndürmek için harekete geçecek. Hakan ve Vural’ın pususundan kıl payı kurtulan Polat, bir başka düşmanın eline nasıl düşecek?

Kurtlar Vadisi Pusu 23. Bölüm Download (by Kanuni)

Kurtlar Vadisi Pusu 23. Bölüm-1
Kurtlar Vadisi Pusu 23. Bölüm-2
Kurtlar Vadisi Pusu 23. Bölüm-3
Kurtlar Vadisi Pusu 23. Bölüm-4

Gardırop Atatürkçülerine

Bülent Ecevit’in 1980lerdeki arşivinden yayınlanan yazıyı çok manidar buldum. Deli saçması şeyleri sadece düşmanlık için kullanan arkadaşların okumasını tavsiye ederim.

Başörtüsüyle uğraşmayın
Ecevit’in 27 Aralık 1981 tarihli mektubu “Başörtüsü konusu” başlığını taşıyor:
“Arayış (dergisi) hâlâ elime geçmediği için son sayıda bu konuya değinildi mi, bilmiyorum. Değinilmediyse bence hiç değinilmesin.
Başörtüsü ile uğraşmanın gereksiz olduğuna inanıyorum. Gardırop Atatürkçülüğünün tipik bir örneği… Zaten ondan da dönüş yapacaklardır.
Olsa olsa Atatürkçülüğün başörtü yasaklanarak kanıtlanamayacağı belirtilebilir.
Atatürk’ün irticaa karşın da büyük güvence olan- partisi kapatılmış, vasiyeti çiğnenmiş, yeni bir ulusal kültür oluşuma katkı için kurduğu kurumlar ortadan kaldırılıyor. Atatürk’ün her türlü dogmacılıktan uzak bilimci yaklaşımı bırakılıyor; tüm bunların günahı, başörtü yasaklamakla örtülemez.

Kaldı ki bazılarının farkında olmadığı bir gerçek var: Atatürk kadınların kılığına kıyafetine hiç karışmamıştır. O konuda hiç yasa çıkarmamış, herhangi bir zorlamaya da gitmemiştir. Özendirme yoluyla ve zamana, gelişmeye bırakarak bu sorunun çözümünü daha uygun bulmuştur. Bu da sanırım Atatürk’ün kadınlara karışmayı Türk gelenekleri açısından uygun görmemiş olmasındandır.

Kadınlara her hakkı ve özgürlüğü tanımıştır, her olanağı sağlamıştır, ama ne giyeceklerine müdahale etmemiştir.
Kaldı ki, başörtüsü ile ilgili bir sorun varsa, bu sorunu başörtüsünde değil din sistemindeki bazı yanlışlarda, özellikle Kuran kurslarında aramak gerekir. Bu konularda devlet dine saygı ile çağdaş bilimsel yaklaşımı daha çok bağdaştırıcı bir yol izlese, böyle bir sorun ya kendiliğinden sona erer ya da sakıncasız boyutlara iner.”

Stage6 ve Online Vidyoda Ulaşılan Zirve

Youtube internet hayatımızı değiştirdi. İzlediğimiz dizilerden, futbol maçlarında hoşumuza giden gol sahnelerin tekrarı, aklımıza gelebilecek her türlü amatör vidyonun aktarıldığı ortak bir mekan oldu. Google, Youtube’un ileriye dönük bu yönünü ön gördüğü için satın almak ve bu devi daha da büyümeden bünyesine katmak istedi.

Youtube’un başlattığı yolda büyük bir adım daha katediliyor. Hepimizin yollarda, arkadaş sohbetlerinde duyduğumuz Divx’i internete taşıyan Stage6.com dan bahsediyorum. Youtube’dan dizi yada birşeyler izlemek güzel, ses kalitesi genelde tatmin edici iken görüntü kalitesi gözlerimize o kadar da şahane gözükmüyor. İşte bu motivasyonla yola çıkan stage6, görüntünün de çok güzelleştiği bir site hayata geçirdi. Youtube dizayn olarak Flash player’a dayanıyordu. Flash eklentisi artık neredeyse bütün bilgisayarlarda standart olduğu için ek bir gereksinim olarak görülmüyordu. Stage6.com da ise bu durum biraz farklı. Çünkü stage6.com dan vidyo izleyebilmek için Divx Codec’ini sisteminize yüklemeniz ve Internet explorer’a divx pluginini eklemeniz gerekiyor. Bundan sonrası ise gerçekten vidyoları divx kalitesinde internetten izleyebilmeniz demek oluyor.

Türkiye’de sanırım en popüler yabancı dizilerden bir tanesi Lost. Yeni sezonu dört gözle bekleyen arkadaşlarımın nasıl sabırsızlandıklarını bildiğim için Lost’un yayınlandığı ABC Televizyonunun websitesinden de bahsetmek istiyorum. ABC (abc.go.com) Amerikadaki izleyicilerine TV’de yayınladıkları bütün dizileri internetten izleme imkanı sunuyor. Buraya kadar herşey normal gibi gözüküyor ama websitelerinden yayınladıkları dizilerin HD (high definition – yüksek kalite) olması ve en az 3 MBitlik internet hattı gerektirmesi, internetten yayın için yeni birşey. Web sayfalarında kullandıkları plugini Move Networks’ten aldıklarını ve yazılımın adının Move Media Player olduğunu Sık Sorulanlar sayfalarında belirtiyorlar. Move Media Player plugininin sıkıştırma kabiliyeti ve verdiği görüntü kalitesi gerçekten inanılmaz. Ayrıca ekranınızda kapladığı alana göre download yapması internetten yayın yapan diğer pluginlere göre yeni bir teknoloji. Örneğin Youtube’dan vidyo izlerken, tam ekran yapsanız bile indirme süratinde bir değişiklik olmuyor. Eğer 15 Kbyte / saniye ile çekiyorsa aynı şekilde aheste aheste devam ediyor. Bu yazılımda ise ekran çözünürlüğünü tam ekran yaptığınız zaman saniyedeki download miktarı 400 Kbyte’lara kadar yükseliyor. Böylelikle izlenilen her boyutta aynı kaliteyi muhafaza ediyor.

İnternetten vidyo yayını konusunu biraz da farklı bir yönden değerlendirmek istiyorum. Bilhassa Amerikada televizyonlar son yıllarda çok büyük seyirci kaybına uğradı. Eskiden akşam evine gelen ortalama bir amerikalının tek eğlencesi TV iken, yeni nesillerin internetle büyümesiyle birlikte artık facebook, myspace ve diğer sitelerle birlikte insanlar daha fazla internette vakit harcar oldu. Tabi bu TV yayıncıları için kötü haber. Reklam veren firmalar bütçelerinin % lerine internet pastasını da eklemeye başladılar. TV şirketlerinin buna karşılık cevabı, ABC Networks’ün yaptığı gibi TV’de yayınladıkları diziyi son kalite ile internetten yayınlamak ve bu şekilde tekrar izleyicelerini TV başına çekmeye çalışmak oldu. Buna benzer çalışmaları diğer networklerde yapmaya devam ediyor. Dolayısıyla Stage6.com’un internetin tamamına açık olarak hizmete sunduğu yüksek kalitede vidyo yayınlama hizmeti, başka firmalarında bu işe yatırım yapmalarıyla önümüzdeki yıllarda değerlenecek. İnternetten izlediğimiz vidyoların kalites önce DIVX, MPEG ve sonra da MPEG4 kalitelerine doğru bir yol izleyecek.

Tabi teknolojinin bu noktalara ulaşmasından bahsediyor olmamız çok güzel. Ama birde yurdum gerçekleri olmasa… Youtube’un yasaklı olması, Türkiye’de bant genişliğinin ancak kısıtlı miktarlarda hizmete sunulabiliyor olması gibi şeyler bize devamlı “üçüncü dünya ülkesisiniz siz” diye bağırıyor ve gerçekten rahatsız ediyor. İnternetin bant genişliğinin artırılması pek tabiki Türk Telekomun elinde. Alt yapısında yapılabilecek küçük ama efektif yatırımları en azından plan aşamasına getirmek ne kadar zor olabilirki? Şu anda Amerika’da 7 Mbit internet sınırsız kablo internetin fiyatı aylık 30$. Sayıyla, yazıyla “OTUZ DOLAR” şu anki dolar kuruyla 36 YTL. Orası Amerika, burası Türkiye meselesi değil. Avrupa DSL’de çığır atladı, Türkiye’de halen “a”DSL ile uğraşıyoruz ki ADSL, DSL teknolojisinin ilk basamaklarından sadece bir tanesi. Bir de ADSL teknolojisini yönetmekle yükümle Türk Telekom çalışanları ve yetkilileri varki, daha ADSL modemle ilgili ne problemler olabilir, internet bağlantınız kesildiği zaman neler yapılabilir bundan habersizler. Neyse youtube ile başladık stage6 diyerek bitirelim de ağzımızı bozmayalım 🙂

Doğrular & Yanlışlar

Fazıl Say’ın ülkeyi terkederim sözleriyle ilgili yazdığım düşüncelerime iyi, kötü fikir belirten ve yorum yazan arkadaşlar oldu. Herkesin fikri kendini bağlar, benimkilerde beni tabi. Yalnız Fazıl Say’a bu kadar sert çıkarken birkaç noktayı burada belirtmeden geçemeyeceğim.

Tarafgirlik, hemşehrilik, aynı ideolojiden, aynı partiden olmak gibi mevzular… Adam kayırma, aynı milletin evlatlarından bir kısmını yüceltip bir kısmını küçük düşürmek… Fazıl Say’a kızmamın nedeni, ülkeyi kutuplara ayırır gibi açıklamalar yapmasından ötürüydü. Fazıl Say bunu medyaya popülist açıklamalar yaparak dile getirdi. AKP ve hükümet taraftarları arasında da sözle olmasa da fiilen aynı işi yapanlar bulunuyor. Nasıl mı? Örneğin devlete memur alımı oluyor, “liyakat”a bakılmaksızın “bu benim hemşehrim”, deneyime bakılmaksızın “ya seçim kampanyanlarında çok yardımı oldu” gibi şeylerle işe alım gerçekleştiriliyor. Bu çok büyük bir hatadır. Kendinize yapılmasını istemediğiniz şeyleri başka insanlara yapmanız demektir.

Bundan önceki partilerin ve bilhassa sol görüşlü SHP ve CHP’nin bunu yaptığını, Ankara’da inanılmaz atamalara ve memur alımlarına imza attıklarını biliyoruz ve buna çok yakından şahit olanlarımız var. Bilhassa SHP hükümet olduğu zaman bünyesinde bulunan alevi bakanlar, bulundukları bakanlıklara sırf alevi olma şartına bağlı olarak bir sürü memur alımı yaptılar.

Marmara üniversitesi Hukuk bölümünde, dekanın ramazanda *sürpriz* ikindi çay toplantıları yaptığını, çalışanların psikolojik olarak oruç tutmamaya zorlandıklarını birinci şahıs olmasa da ikinci şahıs olarak şahitim. Okula başörtülü gelemenin acısını hissederken bi yandan da gün içinde yapılan çaylı toplantılardan dolayı oruç tutamayan kişilerin duyduğu vicdani rahatsızlığı dekan bey anlamayabilir ama bunu yaşatmaya hakkı yoktur.

28 Şubattan sonra milli eğitim müfettişi olarak görev yaparken ve görevini yerine getirirken, sırf namaz kılıyor diye hakkında kötü raporlar hazırlanan ve görevinden uzaklaştırılmaya çalışılan memurları da biliyorum ve buna da şahitim.

Ama kem söz sahibine, kötü işler yapanına aittir. Geçmişte bunlar yapıldı diye, güç eline geçince karşındaki kişileri ezmek AKP gibi her kesimden oy almış bir partiye yakışmıyor. İşçi veya memur alımı varsa, o işe uygun kişileri liyakatine, yeteneğine ve deneyimlerine göre değerlendirilmeli,kişiler iş şartlarına uygunluklarına göre değerlendirildikten sonra finalistlerin bir listesi çıkartılmalı. Bu liste çıkartıldıktan sonra aranılan şartlara hazi iki kişi varsa ve bu iki kişinin de yetenekleri ve yeterlilikleri aynıysa ancak o zaman “hangisiyle daha iyi anlaşabiliriz, daha iyi iş yapabiliriz” sorusu sorulmalı.

İnternetten tanıştığım ve birçok konuda aynı fikri paylaştığım bir öğretmen arkadaşım; binlerce öğretmen açığı olduğu halde, asli atama yapılmadığı için vekaleten öğretmen olmayan kişilere öğretmenlik yaptırıldığı halde, öğretmenlik başvuruları kabul edilmiyor. KPSS sınavından iyi not aldığı halde ve tekrar tekrar başvurduğu halde vekil öğretmenlik bile alamıyor. Dolayısıyla hafta sonu Amasya’dan çıkıp İstanbul’a bir fabrikada işçi olarak çalışmaya gidiyor. Kendisinin sol düşünceli olması yada başka bir düşünceye sahip olması öğretmenlik yapmasına mani değil ama maalesef atama yapmakla sorumlu kimseler bunu böyle değerlendirmiyorlar…

Hükümette ve AKP yönetimiden bulunan kişilere sanırım denebilecek tek şey:

Devlet makamı tüyü bitmemiş yetimin hakkının olduğu yerlerdir, eğer bu hakkı haklıya teslim ederken kılı kırk yararcasına hassas olunmazsa öbür tarafta bunların hepsinin hesabı birer birer sorulur.
olabilir…

Fazıl Say’a Uçak Bileti

Sanatçı kılıklı bu kişinin ve şu anda onun şakşakçılığını yapan gazetelerin yaptıkları, AYRIMCILIK’tan, toplumu kesimlere ayırmaktan başka hiçbirşey değildir. Amerikada din, dil, ırk ve geldiği ülkeyi bir kişiye sorduğunuz zaman o kişi size bunları söylememekle kalmayıp hakkınızda dava bile açabiliyor. Bu adam çıkıp, biz %30, onlar %70 oldu bu ülkede yaşanmaz diyor. Senin %30’un kim, diğer %70 kim? Yeter artık arkadaş, ahlaksızlıkta çizgi tanımıyorsunuz, ayırımcılığınızdan kayırmacılığınızdan vallahi gına geldi.

Mahalle baskısı dediğiniz zıkkımın en alasını “modern”, “çağdaş” diye nitelendirdiğiniz şirketlerde çalışan dinini yaşamaya çalışan ortalama insanlara, üniversitelerde sınıftaki arkadaşlarınıza, her türlü ortam ve durumda “aynı dili konuşan aynı milletin çocuklarıyız” duygusuyla size yaklaşan kimselere uygularsınız. Aaa sen içki içmiyo musun? Al bi kadeh ne olcak. Aaaa senin manitan yok mu? Ya bi sürü kız var yapalım bitanesini sana!! Aaa sen şunu yapmıyo musun, hallederiz kardeşim canını sıkma sen.

Ulan mahalle baskısı diye diye insanların hak ve özgürlüklerine çullanıyorsunuz, ilkokuldan itibaren herkese öğretilen içki kötüdür, zina toplumun direği olan aileyi kökünden kazır sözlerinin hepsini çiğneye çiğneye bütün haltlarını yediniz bi de üstüne üstük yapmayanları ve sizi bu yönlerden dolayı eleştirip dışlamıyan insanları hor görüp, gazetelerde biz artık azınlığa düştük, ülkeyi alın başınıza çalın diyorsunuz. Defol arkadaş, al piyanonu, al notalarını, DEFOL! Sen kimsin de, ne yaptın da senin ve senin gibilerinin haricinde kalan insanları hor görüyorsun! Savaşsa savaş, kayıpsa kayıp. Benim dedem iki cephede Atatürkle savaşmış evde madalyaları duruyor. Sen kimi kimin ülkesinde dışlıyorsun ARKADAŞ! Ben seninle yaşamak adına girdiğin ortamlara gelirim, yanında arkadaşlığını dert ortaklığını yaparım ama kuyruğuna bir dokunulunca, İslamcılar ülkeyi ele geçirdi, Şeriat ülkeyi bastı, üniversitelerde başörtüsü serbest olursa İran oluruz! Benim dedem sen git devletin bütün malını mülkünü balolarda ye iç diye mi savaştı ARKADAŞ?! Neymiş Tayyip Erdoğan devlet erkanında uygulanan kadehli içkili seramonileri kaldırıp devlet kültürünü değiştiriyormuş. Adam içki içmiyor diye zorla içki mi içireceksiniz?! Neymiş yeni YÖK başkanına, ters düz konuşma insanların hassasiyetlerini kurcalama demişler. Sen ve senin gibiler, benim öz vatanımda kardeşimin, kızımın, yiğenimin başörtülü eğitim almasını engelliyorsunuz, onun başörtüsünden nefret ediyorsunuz; ondan sonra bu adamlar her yeri ele geçirdi ben gidiyorum diyorsunuz. GİT ARKADAŞ, uçak biletin benden. Arkandan gidecekler varsa onlarda haber versin onlara da yaparız bir güzellik.

Kurtlar Vadisi Pusu 21. Bölüm

Kurtlar Vadisi Pusu 21. Bölüm Özet

Kurtlar Vadisi Pusu’nun bu akşam yayınlanacak 21. bölümünde yine nefesler tutulacak.

Muro’nun sağ kolu Servet’i ele geçiren Polat, onu konuşturup Muro’nun uyuşturucu işine taş koymaya çalışacak.

Diğer taraftan gazeteci cinayetinin yankıları sürerken, Tataroğlu ailesi de cinayetten istifade edip, Vural’ı başkan yapmak için gereken medya kampanyasını başlatacak.

Hikmet, Gönül’e olan sevdasını resmiyete dökmek için gittiği evde, ardı ardına birçok sürprizle karşılaşacak. Çareyi Polat’tan yardım istemekte bulacak.

Polat’ın ekibinde ise işler karışacak. Abdülhey işkence sonrası gördüğü intikam rüyalarından bunalırken Memati de sonunda büyük aşkı ile tanışacak. Ancak tabi yine kendi üslubuyla…

Kurtlar Vadisi Pusu 21. Bölüm Download

Kurtlar Vadisi Pusu 21. Bölüm-1
Kurtlar Vadisi Pusu 21. Bölüm-2
Kurtlar Vadisi Pusu 21. Bölüm-3
Kurtlar Vadisi Pusu 21. Bölüm-4
Kurtlar Vadisi Pusu 21. Bölüm-5

http://rapidshare.com/files/76443487/Kurtlar.Vadisi.Pusu.BL.21.part1.rar
http://rapidshare.com/files/76443548/Kurtlar.Vadisi.Pusu.BL.21.part2.rar
http://rapidshare.com/files/76443366/Kurtlar.Vadisi.Pusu.BL.21.part3.rar
http://rapidshare.com/files/76443440/Kurtlar.Vadisi.Pusu.BL.21.part4.rar
http://rapidshare.com/files/76443342/Kurtlar.Vadisi.Pusu.BL.21.part5.rar

Kosova Isınıyor

Pazar yerinde sivillerin otomatik silahlarla tarandığı sahneleri sanırım birçoğumuz hatırlıyoruz. Bosnadan bahsediyorum. Osmanlıdan kalma köprülerin yıkıldığı, Srebrenika ve kadın, yaşlı, bebek demeden katledildiği toplu ölümler. İki dünya savaşının çıkmasına neden olan Sırplar, %90’ı Arnavut olan Kosovanın kendilerinden ayrılıp egemenliğini ilan etmesine çok yüksek sesle karşı çıkıyorlar. Tekrar savaşa gireriz, askeri gücümüzü kullanırız diye açık açık tehdit ediyorlar. Ama bu sefer işler 90’lardan biraz daha karışık. İşin içinde devlerin menfaati de var. Olayı biraz gerip sarıp devlere geliyim. Amerika Irak’a girdiğinden beri İran’ın nükleer silah çalışması yaptığını iddia ediyor. Devamlı bununla ilgili açıklamalarda bulunup, diğer devletleri bu konuda bişeyler yapmaya çağırıyor. İyi güzel bu zamana kadar biz de buna inandık ve İran’ın nükleer silah geliştirdiğini sandık hatta sevindik… Ama geçen hafta sahtekarların efendisi Bush yüzü kızarmadan, utanmadan basın mensuplarının karşısına çıktı ve CIA’in kendisine yeni verdiği bir rapora göre İran’ın nükleer silah yapım çalışmalarını 2003 yılında terk ettiğini söyledi. Irak’a girmek için Saddam’ın nükleer silah yaptığını bahane etmesi ve yalan çıkması gibi İran’ın nükleer silah balonu da yalan çıktı. Tabi Bush sahtekarı İran’a devamlı bişeyler atfederken boş durmuyordu. Bundan birkaç ay evvel İran’ın muhtemel bir Avrupa saldırısına karşın Polonya’ya üst kurma çalışmasına başladı. Polonya çoğunluk itibariyle fakir bir ülke olduğu için karşılığında alacakları menfaate binaen bu teklifi kabul etti ve şu anda çalışmalar olanca hızıyla devam ediyor. Bu üste füze imha edici merkezler kurmayı hedefliyorlar. Polonya’ya kuracakları üstü desteklemek için Çek Cumhuriyeti’ne de ayrı bir üst kurup oraya da radar sistemlerini yerleştiriyorlar. Geçen ay İran’ın Cumhuriyet savaşçıları ismini verdiği özel tim ordusunu Amerika Birleşik Devletleri ‘terörist organizasyon’ olarak ilan etti. Politik sayılabilecek bu manevraların yanı sırası aylardır Amerikan şirketlerini İranla ticaret yapmamaya ikna etmeye çalışıp, İran’ın finansal gücünün önüne de geçmeye çalışıyorlardı. Akdenize gelen savaş gemileri de askeri alanda yapmaya çalıştıkları manevralardan bitanesi.

Amerika’nın Polonya’ya yani burnunun dibine kadar girmesine Rusya olanca gücüyla karşı çıktı ve çıkmaya devam ediyor. Amerika’nın asıl hedefinin İran değil kendileri olduğunu ifade ediyor. Amerika ve Rusya geçtiğimiz cuma günü bu konuyu görüşmek için Maceristanda tekrar bir araya geldiler ve bu durumu değerlendiriyorlar. Tabi politik oyunlarda tam hızıyla devam ediyor. Amerika Rusya’nın burnunun dibine kadar girerken Ruslarda buna karşılık verir gibi dün menzili kıtalar arasına ulaşan füzeleri başarıyla test ettiklerini basına açıkladı. Bu bir manada, sen benim burnuma kadar girip beni tehdit ediyorsun, ben de buradan ta Amerika’ya atacağım füzelerle seni tehdit ediyorum demek istiyor. Bunun yanında Rusya, Avrupa Askeri Birliği (Conventional Armed Forces in Europe (CFE)) olarak adlandırılan CFE’den askeri birliğini çekmeye karar verdiğini açıkladı.
Kendi aralarında deve güreşi yapan bu ülkelerden Kosovaya geri gelelim. Kosova’nın şu anki durumu ve Sırplarla görüşmelerle ilgili Amerika’nın birebir bağlantısı yok ama Avrupa Birliğini kukla gibi ellerinde oynatıyorlar. Aralık 19’a kadar bir karar vermezseniz bir tarafı açıkca desteklemek durumunda kalacağız diye mesajlarını Sırp tarafına iletiyorlar. Tabi Sırplarında arkasında Ruslar var. Babaları tarafından kavgaya itilmiş çocuklar gibi Kosova ve Sırp gruplar bir araya geliyorlar. Amerika şu anda Kosova’nın tarafında, bunda Rusya’nın Sırpları tutması da olabilir, Amerika’nın Avrupada daha etkin bir güç olmaya çalışması da olabilir. Ama ortada dönen oyunlardan ve entrikalardan sonuç olarak zarar gören yine Balkanlar, Kosova, istikrar ve barış gibi gözüküyor.

Kurtlar Vadisi Pusu 20. Bölüm

Kurtlar Vadisi Pusu 20. Bölüm Özet

Kurtlar Vadisi Pusu geçen hafta, Polat ve ekibinin bulunduğu hastaneye üzerinde dinamitlerle gelen canlı bomba ile final yapmıştı. Bu akşamki bölümde Polat Alemdar’ın canlı bomba ile mücadelesi ekranlara taşınacak.

Polat Alemdar, canlı bombayı etkisiz hale getirebilecek mi? Vural ve Hakan’ın azınlık mensubu gazeteciyi öldürme planı gerçekleşecek mi? Gürhan misyoner suikastini üstlenecek mi? Hakan’ın silahından çıkan kurşun, kimi hedef alacak? Bulut’un liman işinde karşısına çıkan Memati’ye hazırladığı sürpriz ne? Kan kaybeden Muro, yeniden güç toplamak ve para bulmak için bu kez hangi işe girecek? Muro’yla mücadelesinde Polat’a hangi sürpriz isim destek verecek? Ve Polat Alemdar, Muro’ya nasıl bir darbe vuracak?

Bütün bu soruların cevapları ve daha fazlası, bu hafta nefes kesecek bir bölümle ekrana gelecek Kurtlar Vadisi Pusu’da olacak?

Kurtlar Vadisi Pusu 20. Bölüm Download
Bu hafta bir değişiklik yapıp 2 sunum yayınlayacağım. Birincisi pusat36 tarafındanTV’den riplenen VCD versiyonunun divx’e çevirilmiş hali (280 Mbyte) , ikincisi koks@ln’ın dvdrip kalitesindeki sunumu (400 Mbyte). Pusat36 her hafta kurtlar vadisi biter bitmez, esekci.de sitesinden yeni bölümleri VCD formatında (yaklaşık 700-800 Mb.) downloada sunuyor. Eğer hızlı internet bağlantınız varsa, buradan indirmeniz yarım saatten kısa sürebilir.

Kurtlar Vadisi Pusu 20. Bölüm-1 (DVDRIP koks@ln)
Kurtlar Vadisi Pusu 20. Bölüm-2 (DVDRIP koks@ln)
Kurtlar Vadisi Pusu 20. Bölüm-3 (DVDRIP koks@ln)
Kurtlar Vadisi Pusu 20. Bölüm-4 (DVDRIP koks@ln)

http://rapidshare.com/files/74854972/Kurtlar.Vadisi.Pusu.Blm.20.part1.rar
http://rapidshare.com/files/74858101/Kurtlar.Vadisi.Pusu.Blm.20.part2.rar
http://rapidshare.com/files/74861302/Kurtlar.Vadisi.Pusu.Blm.20.part3.rar
http://rapidshare.com/files/74864513/Kurtlar.Vadisi.Pusu.Blm.20.part4.rar

Kurtlar Vadisi Pusu 20. Bölüm-1 (VCD Pusat36)
Kurtlar Vadisi Pusu 20. Bölüm-2 (VCD Pusat36)
Kurtlar Vadisi Pusu 20. Bölüm-3 (VCD Pusat36)

http://rapidshare.com/files/74857199/Kurtlar.Vadisi.Pusu.Blm.20.VCD.part1.rar
http://rapidshare.com/files/74857217/Kurtlar.Vadisi.Pusu.Blm.20.VCD.part2.rar
http://rapidshare.com/files/74856607/Kurtlar.Vadisi.Pusu.Blm.20.VCD.part3.rar

Bu hafta ayrıca bi değişiklik daha yapıp, Memati ve Bulut’un birbirlerine gülüm diye hitap ettiklerini vidyosunu youtube’a aktardım. Aralarındaki muhabbet çok güldürüyor. İyi seyirler.

Bir öğrencimin bana öğrettikleri

Aşağıdaki Doğan Cüceloğlu’nun yazısı bugün e-mailime geldi. Sonofnights okuyucularıyla paylaşmak istedim.

Kaliforniya’da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömestrde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı. Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, “Armudun iyisini ayılar yer” düşüncesi oldu.
Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmi yedi-yirmi sekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi.
Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp profesör olmak istiyor.
Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:
“Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
“Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini ”
“Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?
Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sally’nin mahremiyetine ‘burnumu sokuyordum.’
Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, “O şahane bir insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim” dedi.
O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının erkeğine, “Sen benim kahramanımsın” duygusu içinde bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.
“Nasıl yani?” dedim.
“Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor.”
Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Kendime kızdım. Ben güya en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış görünüşe göre yargılıyor ve onu “ayı” olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım. Bir süre sonra Sally’nin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım.
Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, ‘Armudun iyisini ayılar yer’ diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sally’nin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı.

Birkaç hafta sonra Sally’e, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los Angeles’in üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını sordum. “Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir,” dedi ve iki gün sonra, “Ailemle konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler,” dedi. Dört-beş hafta sonra San Francisco’ya gidecektim, Sally’nin ailesinin yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim.
Bu planımı Sally’e söylediğimde Sally, “O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz,” dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beach’ten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sally’nin ağabeyi Brian’ın evine vardık. Sally’nin babası George orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brian’ın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı.

Ziyaret ettiğim bu güleryüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sally’nin babası George’un torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sally’ye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum. “Evet” yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. “Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz”, dedi. Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından
yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz çökerek konuşan dede George’a “Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz!” dedim. Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, “Tabii, onlar küçük insanlar!” yanıtını verdi. Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki ‘Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun?’ diyordu.
O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu.
Bu güleryüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sally’nin ağabeyi Brian’ın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu.
Kahvaltıdan sonra saat on bir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles’ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14’te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı: ‘Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat başbaşa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Mary’le randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş.
Brian’ın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği belli oluyordu.
Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi. Brian’ın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, bir ‘keşke’ olmayacak.
Sally’e sordum: “Baban seninle randevulaşır mıydı?”
“Evet”, dedi, “yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla başbaşa zaman geçirirdi. Ve ilave etti, “Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak!”. Gülümseyerek, “Nereden biliyorsun?” diye sordum.
“Biz Frank’le konuştuk” diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu.
Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı.
Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, ‘bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, ‘Ne yapabilirim?’ sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir. Sally’nin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum.
Sally, içinde yetiştiği ailede, varoluşun beş boyutunu da doya doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, ‘Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın’, mesajı alır ve çocuğun CAN’ı beslenir.
Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, ‘Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim’, mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, ‘Ben sevilmeye layık biriyim!’ diye yoğrulur.
Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, varoluşun beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CAN’dır.

css.php