İçeriğe atla

Mehmet Büyüközer tarafından yazılmış tüm yazılar - 11. sayfa

Youtube erişimin engellenmesi ve sansür

Milliyet’e konuşan üst düzey bir Emniyet yetkilisi, Youtube adlı internet sitesinin Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı bilişim suçları müdürlüklerinde ciddi bir sıkıntı yaşattığını açıkladı. Yetkili, en büyük sorunun Youtube’un Türkiye’de temsilciliği olmadığından, şikâyetlerin iletilememesi olduğunu söyledi. İşte, Emniyet yetkilisinin ağzından Youtube sıkıntısı:

Sansür deniyor ama…
“Youtube’un Türkiye temsilciliği yok, Türkiye’de muhatap alabileceğimiz kimse yok. Bu işten para kazanan bir site, ancak Türkiye’de bir temsilcilik bile kurmamış.
Youtube’da görüntülerinin kullanıldığını, hakaret edildiğini gören kişi önce siteye e-posta gönderiyor. Yanıt alamayınca bizden yardım istiyor. Ancak sonrasında dönüş almıyoruz. O nedenle, hâkim mecburen engelleme kararı almak zorunda kalıyor. Bu karar alındıktan sonra görüntüyü kaldırmalarını sağlıyoruz. Bu da toplumda sansür eleştirilerine neden oluyor. Ancak başka çare kalmıyor. Ulaşacağımız, görüntülerin sakıncalarını anlatabileceğimiz kimse yok.
Adli süreç ayları buluyor. Kimse bu işe girmek istemiyor, artık bıkkınlık oldu.”
Yetkili şöyle devam etti: “Youtube ile ilgili o kadar çok evrak birikti ki. Atatürk’le, dinle ilgili… Herkes ihbarda bulunuyor. Belli bir noktadan sonra, biz de nasıl baş edeceğimizi şaşırıyoruz. Çünkü, İsmail Türüt olayında sadece bir görüntü vardı, basına yansıdıktan sonra bu konuyla ilgili görüntü ve klip sayısı 100’ü aştı. Sadece bu siteyle ilgili önlem almak istesek, 200-300 kişilik bir ‘Youtube ekibi’ kurmamız gerekli.”

Emniyet yetkilisi, sitede basına yansıyanlardan daha vahim görüntüler de olduğunu belirterek şunları söyledi: “Kişilerin özel hayatlarıyla ilgili görüntüler de yayımlanabiliyor. Öğrenciler okul müdürlerini karalayıcı, ağza alınmayacak küfürlerle bir görüntü yapmış, bunu yayımlamış mesela. Ermenilerle ilgili bir görüntü var, bunu mutlaka şikâyet etmeye gerek yok. Şikâyet ettikçe daha çok dikkat çekiyor. En fazla video, PKK sempatizanı, Atatürk ve Türklüğü aşağılayan konularda… Youtube yetkilileri, Türkçe biliyor mu ki bunları denetleyebiliyor, merak ediyorum.”

ŞÜKRAN PAKKAN İstanbul

Google Pagerank ne olacak?

SEO ve websiteleriyle uğraşan neredeyse herkes nerede benim yeni pagerank’im diye sorup duruyor. Google normalde her 3 ayda bir yeni pagerankleri google toolbar ve başka araçlar vasıtasıyla açıklar, herkes de iyi yaptım kötü yaptım yada daha iyi noktaya geldim diye düşünmeye başlardı. Bu öyle birşey ki kendi içinde bir pazar bile oluşturdu. Pagerank 5 olan bir siteden satın alınan link şu kadar, Pagerank 6 şu kadar şeklinde giden kendi içinde bir piyasa oluşturdu. Geçtiğimiz ay Google’ın yeni pageranklari açıklamak için 3 ayının son ayıydı. Dolayısıyla birçok webmaster ve SEO forumunda, google pagerank ne zaman güncellicek? Kimlerinki güncellendi? gibi konular açıldı.

İşte bomba haber burda. Yeni çıkan haberlere göre Google Pagerank algoritmasını bırakıyor. Avustralyada UNSW üniversitesinde doktora yapan İsrail asıllı 26 yaşındaki Ori Allon’ın doktora tezi olarak geliştirdiği Orion algoritmasını Google satın aldı. Google bunu resmi olarak duyurmuyor ama habercilerin üniversite kaynaklarından aldığı bilgilere göre Ori Allon Şubat 2006’da California’ya Google’da çalışmak üzere kalıcı olarak taşındı.

Orion Algoritması

Kullanıcının yaptığı aramada kullandığı anahtar kelimelerin sonucunun en ilgili siteler arasından seçilmesinin yanında, kullandığı anahtar kelimeler de ayrıştırılarak, bunlarla ilişkilendirebilek sonuçlar sunuluyor. Bu ifade ve gazetelerde şu anda Orion algoritmasını açıklamak için kullanılan tabirler çok sığ ve komplike. Birkaç cümleyle ifade edilmeye çalışıldığı için detaylardan mahrum kalıyoruz. Algoritmayı ifade etmek için kullanılan bir örnek var, bu örneğe göre, eğer bir kişi American Revolution (amerikan devrimi) diye aratırsa, bu aramanın sonucu, American History (amerika tarihi- tarihi birşey olduğuyla ilişkilendiriyor), George Washington (devrimi yapan kişi), American Revolutionary War (amerikan devrim savaşı) , Declaration of Independence (özgürlük deklarasyonu) gibi sonuçlar çıkacak. Yani artık sadece kelimeleri aratmak yerine bu kelimelerin ifade ettiği manaya göre bir kategorizasyon ve onun sonuçları sunulacak. Türkiye’den örnekler vermek gerekirse. Avrupa yakası diye aratıldığı zaman; Gülse Birsel, Ata Demirer, Burhan Altıntop gibi avrupa yakası deyince insanların aklına gelen isimlerle birlikte sonuçlar çıkıcak. Bu algoritmanın altında yatan fikir, insanların birşeyi ararken birçok şeyi sorgulamak zorunda kalmasını önlemek ve anahtar kelimelerin ifade edeceği manaları ve bu manaların birbiriyle olan ilişkisini arama motoru seviyesinde kurup, ona göre sonuçlar üretmek.

Ori Allon’ın Orion algoritmasıyla ilgili çıkan haberler doğruysa önümüzdeki aylarda bu konu gündemi daha çok işgal edecek çünkü Google Ori Allon ile görüşmelerinde Ori Allon algoritmasını 18 ayda hayata geçirebileceğini söylemiş ve Ekim ayında 18 ay doluyor. Google Pagerank güncellemesinin yapılmaması da bu beklentileri kuvvetlendiriyor.

İnternetten Haber İzleme

İnternetin yaygınlaşmasıyla haberler sadece TV’ye ve gazeteye hapis olmaktan kurtuldu. Sanal ortamda artık hem televizyon kanalları hem de gazeteler neredeyse canlı yayın gibi haber yayını yapıyorlar. Milliyet ve Hürriyetin sitesinde yayınladıkları haber bültenlerinden alınan haberlerin yanında türkçe ve ingilizce birçok kanal canlı yayın olmasa da sonradan izleyecebileceğiniz görüntülü haberleri websitelerine koyuyorlar. Haberleri takip ettiğim siteleri burada liste halinde sizlerle paylaşıyorum.

Yabancı haberler:

Outlook Mailleriniz çok mu yer kaplıyor?

Outlook dosyalarının (pst) diskinizde büyük bir alan kaplamasından şikayetçiyseniz microeye firmasının ZipOut yazılımını şiddetle tavsiye ederim. ZipOut Outlook için hayalinizde canlandırabileceğiniz en kapsamlı sıkıştırma programı diyebilirim. Program Outlook’a eklenti (add-on) olarak kuruluyor ve kurulur kurulmaz e-postalarınızın harddiskinizde kaplayacağı yeri en minimuma indiriyor. Sıkıştırma seçenekleri:

-Sizden giden e-postaları otomatik olarak sıkıştırabiliyor. Eğer word, excel gibi yada ağırlıklı yazı içeren emailler gönderiyorsanız 1 Mbytelık emaillerin 100Kbyte lara düştüğünü gördüğünüzde şaşırmayın.

-Bir e-posta ile gelen 4-5 tane eklentiyi bir dosyada sıkıştırıyor. Böylelikle o neydi bu neydi diyene kadar hepsini bir zip dosyası halinde görüntülüyebiliyorsunuz.

-Periyodik olarak ayarlarsanız bilgisayarınızı kullanmadığınız sıralarda program devreye girip mailbox’ınızdaki bütün gereksiz eklentileri sıkıştırıyor.

-İndeksleme yeteneği sayesinde ataç dosyalar üzerinde dosya ismi, boyutu, gönderen, tarih v.s. birçok özellikle arama yapabiliyorsunuz. Zipli dosyaların içeriklerini indekslediği için şöyle bir mail vardı acaba nerde diye aranıp durmanıza gerek kalmıyor. Bunun bir güzel yanı daha, örneğin “xls” yada “doc” diye aratıp, mailboxınızdaki bütün word veya excel dosyalarını listeleyip, boyutlarına göre sıraladığınızda, aynı dosya birden fazla sefer de gönderilmişse onu tespit edebiliyorsunuz. Tespit ettiğiniz bu dosyalar için bütün bir emaili silmek yerine direk ataç edilen dosyayı silmenize imkan sağlıyor.

Bu kadar övdün ortak mısın diyeceksiniz 🙂 keşke ortak olsaydım ama değilim yaklaşık 5 yıldır kullanıyorum onun için buradan paylaşmak istedim. Sorularınız olursa her türlü yardımcı olmaya çalışırım.

ATM’de Soyguna Uğrarsanız

Eğer bir gün ATM ‘de, bir soyguncu tarafından para cekmeye zorlanırsanız,şifrenizi ters girmeniz halinde (örneğin. 1234 yerine 4321.. gibi). Makine parayı ödüyor; ancak bu arada polisi de çağırıyor. Bu konuyu çok az kişi bildiği için, mümkün olduğunca çok kişiye bildirelim.

Kaynak: bana gelen emailler 🙂 bi ihtimal doğrudur diye paylaşıyım istedim.

Kimler Ermiş?

Ramazandan 2 gün önce umreye giden annemi yolcu etmek için havalimanındaydım. Bir taraftan umreye gideceklerin kalabalığı diğer taraftan Japonlar 🙂 (çoğunluktaydılar), yabancılar Türkler çok kalabalıktı.
Bu uğultulu kalabalıkta bizim hocamızı sonunda bulduk, grubumuzla herkezin toplanmasını ve işlemlerin yapılmasını bekliyorduk. Bazı amcalar ihram yerine beyaz havlulara sarınmış hamamdan çıkmış gibi ortalıkta dolaşıyorlardı. Başka bir umre acentası grubunu tanımak için başlarına kırmızı kurdale taktırmıştı:) Neyseki bizim acenta bu konuda gayet iyiydi, grupları için hazırladıkları resimli kimlikleri takıldı boyunlarına, birde acentanın adı yazan çanta vermişlerdi hepsine.
Bu arada yiğenim kaybolmasın diye elinden sıkı sıkı tutuyorum.. Hala bu kadınlar napıyo burada bişeyler oluyor diye çekiştirdi beni. Bir bayan gözlerini kapamış aradabir titreyip çığlık atıyor, sonra kendine gelip niye bağırdım der gibi etrafına bakıyor. Alla alla noluyor burada diye bende onları izlemeye başladım. Mesele şu: Hocaları umreye gidiyor, yaklaşık 25 bayanda hocalarını yolcu etmek için havalimanına gelmiş, hocalarının yüzündeki nuru görünce böyle titriyorlarmış.
Hoca hanım koltukta oturuyordu, diğer bayanlar ayakta etrafına dizilmişler, sonra yoruldularmı adettenmidir bilmiyorum hepsi hoca hanımın önüne dizilip çömeldiler.
Bende bundan sonraki kısımda ne olacak diye gözümü bile kırpmadan bakıyorum 🙂
Bazıları hocaaaam diye ağlıyorlar, arada çığlık filan 🙂 film gibi yani, her an bişey oluyor.
İçlerinden biri yanıma geldi “hocamızın duasını almak istermisiniz dedi”, isterim tabii ama hocanız kim dedim. “kendisi Allah dostudur dedi”, nerden biliyorsunuz dedim “ermiştir kerametleri var dedi” , nerden anladınız bende anlayabilirmiyim banada göstersin dedim “elini tutun yüzüne bakın nurundan anlarsınız dedi”, tarikatmısınız dedim “hayır dedi”, neden öyle bağırıyorsunuz dedim” yüzündeki nuru görünce içimizden geliyor dedi” olur bi elini tutup nurunu bende göreyim dedim.. Tuttum hoca dua etti ben amin dedim ama yüzüne bakıyorum bişey yok, benmi göremedim dedim kuzeni çağırdım onada yaptırdım o da göremedi.
Havalimanında bikaç kişi kolumdan çekip kimlermiş, bişey gördünüzmü gerçekten diye sordu..
Bu gibi hocalar ve müridleri için birkaç sorum ve yorumum olacak;
*Gerçekten Allah katında mertebesi yüksek, ermiş, veli kimseler kendini böyle deşifre etmez ve kibirlenmezler.
*Allah dostu kimse önünde insanların çömelerek kendisi için ağlamalarına müsade etmez, sana kurban olurum dedirtmez.
*Allah katında kimin mertebesinin yüksek olduğunu nasıl bileceksiniz?
*Sizin gibi Allahın kulu olan bir insana saygı duymak dışında tapar gibi davranmak islamda varmıdır?
*Bu kadar kalabalık bir insan topluluğunun içinde bir kadının çığlık atıp dikkat çekmesi dinimizce uygunmudur?
Ne denirki.. Allah akıl fikir versin..
ramazan.jpgHayırlı Ramazanlar..
Seda

Diyet ve Türkler…

Şişli de bir dürümcünün reklam brosüründen harfi harfine aktarilmistir. Ne yalan söyliyeyim, büyük bir kısmına katılıyorum…

Diyet, perhiz, rejim gibi faaliyetler hedefte Türk delikanlılarının ve genelde de Türk milletinin devamını engellemek için dış mihraklar tarafından gündeme getirilmiş şuurlu bir düzmecedir. Gaye, eskiden bir koyunu, bir oturuşta götüren dev gibi babayiğit atalarımızı ve tarlada doğum yaptıktan sonra bebeğini kundaklayıp, elde orak tarlada çalışmaya devam eden Türk kadınlarını; kalori hesaplayan, hapşırınca yatağa giren, fitness ve aerobik yapan çıtkırıldım tiplere dönüştürmek ve büyük Türk ırkını Çinliler, Japonlar gibi sıska, zayıf ve sağlıksız bir ırk haline getirmektir.

İcabı halinde 240 kiloluk top mermisini tek başına namluya süren bir babayiğidin, kalori hesaplayan, yoğurtlu kebabı reddeden bir züppe haline getirilmesinden daha büyük bir soykırım olabilir mi?

İç yağının, kuyruk yağlarının, anamızın Vita yağının kolestrol yaptığı palavradir.

Kolestrol, kebapları yedikten sonra iki şişe soda içerek ayarlanabilecek bir gaz durumudur.

Sakın bu oyuna düşmeyin.

Feminizm, kadın hakları, çevre şuuru ve eşitlik adı altında Türk kızlarının akılları çelinerek, yemek yapmayı bilmeyen, bizim istikbalimiz olan yavrularını, abuk subuk yiyeceklerle yetiştirecek, damak zevki gelişmemiş, sunta kılıklı diyet bisküvilerini yiyecek sanan bir hale getirmişlerdir.

Ayrıca kör olası dış mihraklar, bu kızlarımıza kebap, soğan, çiğ köfte vb. Lezzetleri yiyen, bardak bardak şalgam suyu içen yigitlerimize hanzo-kıro gibi sıfatlar takmayı öğretmişlerdir.

Ayrıca son yıllarda moda gibi gösterilmeye çalışılan Çin mutfağı diye birşey yoktur. Bu sözde mutfak, acaip zerzevat ile acaip mahlukatın, wog adı verilen bir tencerede yarı pişmiş yarı çiğ olarak hazırlanıp insanlara eziyet olsun diye sopalarla yenmesinden ibaret bir hokkabazlıktır. Sakın kanmayın, sakın yemeyin. Helal değildir!

Unutmayın su uyur, düşman uyumaz!

Hasret Girdabı

Bir ışık, bir iz…
Nefesin ensemde
Korku oldun artık içimde
Her an arkamdan gelen bir gölge
Kafamın akvaryumuna hapsolmuş bir düşünce
Kalbimin kilidine sinmiş bir hayal

Korkuyorum hatırlamaktan
Deliriyorum unutamamaktan
Gölgeler, karanlıklar, boşluklar
ve sen düşersin ortaya alev gibi
Bedeninin kokusu sarar şehri
Yüzündeki gülümsemenin gölgesi düşer
Kokunu bilirim, tanırım uzaklardan
Gülüşün zaten burdaydı biraz evvel
Omzumdaki başın hafifler önce
Sonra hafifçe kalkar, baska yöne bakmaya başlar
Baktığın noktaya doğru gülümser
Ve başka omuzlara dogru hafifçe gidersin

Olmuyor, olmuyor olmuyor!
Buruşturup atmalıyım bu kağıdı da
Şiirsellikler kurtarmıyor düşünceleri
Tıpanın tıkadığı küvet gibi
Gelip tıkanıyorum süzgeçlerinde hafızanın
Sarıyor kaset yeni baştan
Al geriye; yaz, yönet oyna
Neydi, nasıl oldu, neden oldu
Neden olmadı, nasıl olmadı, olamaz…
Ve zaman…
Bol olduğunda sıkan, olmadığında çıldırtan
Hapisde asır, eğlencede saniye
Hafızanın kırbaçlarında bitmeyen bir işkence

Ahmet Türk akıllı OL!

Ahmet Türk meclise girdi. Dakika bir gol bir, bakalım ne demiş:

Ahmet Türk

Birileri istiyor diye PKK’ya terörist diyemezmiş. Kimdir o birileri? Kara Kuvvetleri Komutanımız yani asker. Ahmet Türk; onu sadece asker söylemiyor. Ben de söylüyorum, Türkiye’de yaşayan milyonlarca vatandaş da söylüyor. Geçtiğimiz hafta Kan Uykusu belgeselini baştan sona izledim, ondan sonra sitede yayınladım. Sadece o belgesele konu olan kısımda 10’larca şehidimiz var. Bunların anneleri babaları için çıkacaksın TV’lerin karşısına ERKEK gibi, ADAM gibi; PKK TERÖRİST ÖRGÜTÜDÜR diyeceksin. Laf salatası yapmadan, biz kan dökülmesin istiyoruz safsatasına girmeden. PKK terörist örgütüdür, İmralıdaki kansız bebek katilidir, dağlardaki kansız terörist bozuntularının başıdır diyeceksin. Bunu Genelkurmay söylüyor diye değil, ben söylüyorum diye de değil, Türkiye’de yaşayan 70 milyon insan diyor diye söyleyeceksin.

Ahmet Türk efendi bunu demekle de yetinmemiş. Siirtte öldürülen leşlerin, kimyasal silahla öldürüldüğünü iddia etmiş. Ee? Yani? Bu Ahmet Türk efendiyi niye geriyorki? Öldürülemezmiş. Dünya barış gününde terörist köpekler öldürülemezmiş. Neden? Çünkü Ahmet Türk ve grubundaki DTP insanları daha fazla kan dökülmesini istemiyorlarmış. Bak sana bişey söylüyim Ahmet Türk. Genelkurmay DTP partisini düzenlediği geceye davet etmedi diye haberleri okuduğum zaman, doğrusu içerledim. Çünkü demokratik bir ortamda, sen de oy almışsın ve oy aldığın kişilere vekaleten o geceye çağırılman gerekir. Ama daha gün geçmeden, Siirtte öldürülen teröristlerin avukatlığını yaptığını duyunca, ne güzel de etmişler davet etmemekle demekten kendimi alamadım. Sen çıkacaksın askerimize silah sıkan, ateş eden, öldürenlere yandaşlık yapacaksın, ondan sonra da çıkıp “Genelkurmay ayrımcılık yapıyor” diyeceksin. Yok yaw! Karşında keriz mi var senin hacı?

Son söz. Aklınızı başınıza toplayın. PKK’ya terörist örgütüdür demeniz bize ne kazandırır? Hiçbişey. Size ne kazandırır? İşte o bak güzel bir soru. Tarafınızı belli edersiniz. Dağdaki 10 yüz baloncuk şerefsizin partisi olmaktan çıkıp, 70 milyona gerçek barışı getirmeye çalışanların partisi olursunuz. Yoksa Genelkurmayın verdiği resepsiyon sağdaki sıfır olur, hiçbir deliğe giremezsiniz. Karar sizin.

Marmaris ve Çınar

Bu yazıyı Marmaris – Aksaz’da yazıyorum, Aksaz askeriye ye ait bölge olduğundan pek bilinmiyor ama çok güzel biryer. Benim kuzenimin eşi asker olduğundan sorunsuz girebiliyorum.
30 Ağustos Bayramında savaş gemilerinden 2 tane hücumbot ve fırkateyn Marmaris merkeze demir attı ve ziyarete açıldı.
Fırkateyn çok büyük bir gemi olduğundan limana yaklaşamadı, teknelerle ulaşım sağlandı. Dış güvertelerin gezilmesine izin verildi, o kadar büyükki helikopter alanı bile var. Hele ki ön kısmında o yükseklikten denize bakmanın keyfini anlatmamam. Suyun altında kalan kamaralarıda görmek istedim ama izin verilmedi, içimde uhde kaldı.
Marmaris tatil ve özellikle yüzmeyi sevenler için harika, denizi çok temiz. Gezilecek birsürü koyu var, merkezden teknelerle geziler düzenleniyor ve fiyatlarıda uygun. Gezilecek yerlerden birkaçı Turunç, Çiftlik, Kumlubük, Akyaka, Sediradası, Kleopatra plajı, İncekum, Kızkumu, Turgut Şelalesi gibi.. Buralara teknelerle veya karadan dolmuşlarla ulaşabilirsiniz.
Marmaris tamam da başlıktaki Çınar nedir diyorsanız Çınar kuzenimin bebeği.
31072007209.jpg Şuanda 10 aylık ve bu yazıyı yazarken sürekli etrafımda dolaşıyor, yaramazlıklar yapıyor bir türlü konsantre olamıyorum. Burada hem tatil hemde çocuk büyütmenin zorlukları ve güzelliklerini görmüş oldum:) Çınar sabah 8 de bende, oyun oynuyoruz, kantine gidiyoruz, plaja gidiyoruz, pisi pisi kovalıyoruz.. Çoğu çocuk gibi o da denize bayılıyor, zaten mineral ve iyot açısındanda faydalı. Oyun oynarken yanında oturulduğunda oynuyor ama Çınar oynarken şu işide yapayım dersen mümkün değil izin vermiyor. Vardiyalı çalışıyoruz yani 🙂
270820073341.jpgBazen ona bakıp hevesleniyorum..ne güzel kendi halinde dertsiz tasasız sorumluluk yok bende çocuk olsam diyorum. Bazende onun elinden alınan oyuncak için, yada kucağa gelmek için ağlamalarına amannn bunlar için ağlanırmı büyüyünce neler için ağlamışım diyeceksin diyorum.
Bütün zorluklarına rağmen birkere gülüp sarıldığında dünyalar sizin oluyor, bütün bu uykusuz geceler, ağlamaları yaramazlıkları unutturuyor.
Birkaçgün sonra Çınardan ayrılacak olmanın üzüntüsünü yaşamaya başladım, ona çok alıştım.. ( şimdi yanımda mışıl mışıl uyuyor..)
Herkese sevgiler..

Kıraç – Arabesk Günler

Kıraç – Arabesk Günler, arabesklerdeyiz efkarlardayız…

Kıraç – Arabesk Günler:
Ağladım günlerce
Sordum gecelere
Sandım bir bilmece
Bittim gidince

Ne arabesk günler geceler yaşadım
Resmine bakıp bakıp ağladım

Sen hainsin sen
Sen kalpsizsin sen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Yanacaksın bilsen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Ah ettim bilsen
Ahhhh ah seeeeen

Ne arabesk günler geceler yaşadım
Resmine bakıp bakıp ağladım

Sen hainsin sen
Sen kalpsizsin sen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Yanacaksın bilsen
Bütün dünyamı yıktın reva mı
Ah ettim bilsen
Ahhhh ah seeeeen

Hani Demokratiktiniz?

Yüce Türk milleti, muhteşem millet, şöyle mükemmel millet. Bu sözler üst düzey askerlerimizin, laiklik ve demokrasiyle ilgili hükümete yapacakları bombalamalardan önce kullandıkları klişe girişler. Sözlere böyle giriş yapılır ondan sonra Türkiye’nin en büyük düşmanı şerrrrrriiiiiiiaaaaatın kafasına balyoz indirilir. Buraya kadar herşey güzel diyelim. Şimdi halk %40 bilmem kaçlık iradesini gösterip bu hükümeti ve bu CUMHURBAŞKANINI seçti. Peki Türk milletinin yüceliğini bu kadar sayan ve devamlı dile getiren askerimizin tavırı nasıl oldu? Haber başlıklarından izleyelim:

Soğuk karşılama

askerler törene katılmadı

Askerden iki davetiye iki tavır!
Genelkurmay, 30 ağustos nedeniyle düzenlenecek etkinlikler için Gül’e eşsiz davetiye gönderdi…
Milliyet Gazetesi

Bu tavır kimedir? Türkiye’de devamlı demokrasi naraları attıkları halde bütün kilit noktalara sadece kendi istediklerini atayan bir güruh var. Demokrasi, böyle bir grubun bir milleti dikte etmesi midir, yoksa demokrasinin gerekliliklerine uyup seçilenlerle çalışma yollarını araması mıdır? Türkiye asker denildiği zaman yıllardır takip edilen adetleri ve gelenekleri olan bir ordumuz olduğunu düşünürüz. Halkın seçip gönderdiği bir milletvekilinin sonrasında Cumhurbaşkanı seçilmesine karşılık ne hikmetse bu gelenekler teker teker terk ediliyor. Demek ki bu gelenekler, kendi gruplarında veya düşüncelerinden birisi seçildiği zaman uygulanan geleneklermiş. Sizin köylü bizim köylü meselesi.

Şimdi gazeteler bundan 2-3 ay sonra düşünülecek YÖK başkanı seçilmesi mevzusunu gündeme getiriyor. Acaba Gül’ün kararı ne olacakmış? Kamuoyunu bunu merakla bekliyormuş. Dünyanın gözü Türkiye’nin üzerindeymiş. Amerikalıların bir lafı var ‘cut the crap’ diye. Saçmalamayı bırak manasında. Gerçekten saçmalamayı bırakın artık. Bütün dünya Türkiye’yi izliyor diye yazanların doğruyu söyleyip söylemediklerini öğrenmek istiyor musunuz?

Google News (1000 lerce online gazeteden harmanalanıp hazırlanıyor)
CNN News
BBC
Washington Post

Daha vereceğim uzun bir liste bulunuyor ama hepsi üç aşağı beş yukarı aynı şekilde. Dünyanın gözü kulağı Türkiye’de, herkes saatlerini tutup Türkiye’yi izliyor diye Hürriyet ve Milliyet gazeteleri başlık attıkları zaman bu sitelere girin bir bakın Allah aşkına. Bir tanesinin ana sayfasında Türkiye ile ilgili haber bulamayacağınızı garanti ederim.

Sonuç: Demokrasi, çoğunluğun seçimlerine saygı gösterilmesinden geçer. Senin şu anda kalkıp selam vermediğin, davetlerine çağırmadığın kişi benim, esnafın, mühendisin, doktorun %47 ile oy verip gönderdiği bir insan. Giydiğin rütbedeki apoletler beni hiç ilgilendirmiyor. O makamda, VATANDAŞ olarak benim seçtiğim insanlarla çalışmak için bulunuyorsun, devlet içinde ikilik, üçlük oluşturmak için değil! Devletin bekası için, milletin menfaati için yaptık, yapıyoruz diyen Susurluk gazisi kılıklı heriflerden bıktık usandık artık. Bizim her yaptığımız devletin bekası, milletin menfaati için diyeceksen yapmayıver. Kafanıza göre gelenekler uydurup, kendi ideolojinizden birisi olmayınca o geleneklere bırakıp yeni gelenekler çıkaracaksanız bırakın gidin o makamları. Bize geleneklerle 100 yıl öncesinde yaşayan askerler değil, günün modern şartlarına uygun, gelişimi ve değişimi yakalamış askerler lazım.

Hacklenen MSN’i geri almak

Sitemize hotmail şifrelerini unutanlar, çalınanlar gibi birçok kişiden mesajlar geliyor. “Şifremi unuttum lütfen yardım edin” , “Hotmail şifrem çalındı lütfen yardım edin” gibisinden. Arkadaşlar, hotmail hesaplarına şifre girişi haricindeki tüm girişler yasa dışıdır ve suçtur. Şifrenizi unuttuysanız ilk yapmanız gereken ” Parolamı unuttum ” linkine tıklamaktır. Orada size sunulan iki yol ile de şifrenizi alamadıysanız yapabileceğiniz tek şey ” Yardım ” bölümüne girmek ve oradaki yönergeleri izlemek.Tabi ki siz de hackerlık yöntemleri biliyorsanız kendini hackleyip şifrenizi alabilirsiniz bu yol da var 🙂

Çok fazla mesajlar geldiği için seyirci kalmak istemedim. Sizin için biraz araştırma yaptım. Ama gördüğüm kadarıyla oldukça yoracağa benziyor bu yol sizi. Evet bir yol var yok değil. Ama çok meşakatli. Araştırırken bir sitede bununla ilgili bir yazı buldum. Yazıyı yazan kişinin de mail şifresi çalınmış ve nasıl geri aldığını bizlerle paylaşmış. Teşekküerlerimi ileterek yazısını sizlere iletiyorum. Yalnız şöyle bir durum var malesef. Hotmail’in ne yazık ki yardım bölümünde Türkçe destek yok. Biraz ingilizcenizi konuşturmanız gerekecek. Yazıda sizlere yardımcı olacak birkaç açıklama mevcut. Gerisi size kalmış. Yorucu olacak sizin için ama başa gelen çekilir 😉

“Şifremi unuttum yardım edin” gibisinden mesaj yazan arkadaşlara, ne yazık ki elimizden birşey gelmeyeceğini bir kere daha vurgulamak istiyorum. İşte o yazı.. Dikkatli okuyunuz.

  • Öncelikle www.hotmail.com adresine girin.
  • E-posta adresinizi soran kısmın sağ üst köşesindeki “yardım” linkine tıklayın.
  • Sağda açılan yardım penceresinin en altındaki madde olan “bize başvurun” linkini tıklayın.
  • An itibariyle Türkçe servis çalışmadığından, karşınıza gelecek olan dil seçeneklerinden “İngilizce Birleşik Devletler” linkini seçin.
  • Sol taraftaki seçeneklerden ” Microsoft Passport Network (now Windows Live ID” yazan linki tıklayın. (Direkt linki burada)
  • Bu sayfada karşınıza çıkacak olan formu doldurun. Şu şekilde,
  1. Hotmail adresinizi alırken girdiğiniz adınız ve soyadınız.
  2. Yardım için beklediğiniz yanıtın gönderilmesini istediğiniz email adresiniz.
  3. Hacklenen email adresiniz.
  4. “Select the option that most closely matches your problem.” yazan yerdeki “Please select an option” yazan bölümden “I need to know how to do something.” seçeneğini seçin. Daha sonra “Report a security issue” ve “my email address has been taken over” seçeneklerini işaretleyin.
  5. Altındaki kutucuğa derdinizi ingilizce olarak yazın. Örnek: (ben böyle yazmıştım, siz nasıl uygun görürseniz öyle yazın.) To whom it may concern; My email xxxx@hotmail.com has been taken over by someone. Obviously, it is hacked. I need my password reset ASAP in order for me to get my email address back. This is quite urgent for I have very important contacts and information stored in my account. Awaiting your prompt response, Selin Çağlayan.
  6. “Frequency of the issue” yazan bölümden “first time” seçeneğini seçin.
  7. “How do you access your account” sorusuna “computer” olarak yanıt verin.
  8. “Who is your ISP” sorusuna “MSN” yanıtını verin.
  9. “Type of internet connection” bölümünde kullandığınız İnternet servis sağlayıcınızı belirtin. Örnek “DSL”
  10. “Have you recently installed any new software (if you enter yes please add more comments in the text box above)?” sorusuna “No” yazın. Bilgisayarınıza yeni program yükediyseniz de boşverin, no yazın siz.
  11. “Submit” butonuna tıklayın.
  • Şimdi MSN adresinizin hacklendiğini rapor etmiş oldunuz. Gelecek yanıtı bekleyin. (yanıt cevap gönderilmesini istediğiniz emaile gelecek. Bazen junk ya da spam klasörüne gidiyor, onları da kontrol edin. Bu yanıt bazen yarım saatte, bazen de bir gün içinde geliyor. Bekleme aşaması sinir bozucu evet, düşünüyorsunuz “şimdi acaba bu benim ağzımdan kimlerle muhabbet ediyor” diye ve sinir katsayınız tavan yapıyor. Olsun, beklemekten başka çare yok bu aşamada. Ben cuma gecesi rapor ettim, yanıt cumartesi sabah geldi.
  • Evet, 945703495. kez emailinize kontrol ettiğinizde sonunda beklenen yanıtın geldiğini görüyorsunuz. Bana gelen yanıtı aynen yazıyorum buraya: (ama öncesinde başka bir email geliyor, size diyor ki eğer hesabınıza kayıt olurken alternatif bir email adresi verdiyseniz, o adrese şifre yenileme emaili gönderebilirsiniz falan filan. Ben vermiştim alternatif email ama hangi emaili verdiğimi ve şifresini hatırlamıyordum. Eğer böyle bir adres belirtmediyseniz cevap yazın diyordu emailde. Ben şöyle yazdım: I dont remember which address i provided you with, so we’d better reset the password by your assistance.) Neyse bana gelen ikinci emaili yazıyorum: Dear Selin,Thank you for writing to Windows Live ID Technical Support.My name is Eileen Jill and I understand how disturbing it is to know
    that someone compromised the security of your account. I recognize how
    inconvenient this situation can be for you so I am here to help you get
    this issue straightened out.For us to investigate your concern, we will need your cooperation by
    verifying your account ownership. To do this, please provide the
    following information completely and accurately:1. The first and last name (adınız soyadınız)
    2. The sign in name you are having difficulties with (hacklenen adresiniz.)
    3. Your date of birth in the form “month/date/year” (doğum tarihiniz ay, gün ve yıl olarak.)
    4. Your country or region (ülke ve şehir bilgileriniz.)
    5. Your state (ilçe)
    6. Your ZIP or Postal Code (posta kodunuz.)
    7. The approximate date of the last time you successfully signed in (hacklenen emailinizi kullanabildiğiniz en son tarih)
    8. The exact Microsoft Passport Network site you last visited on your
    last successful sign in (Example: MSN Hotmail, MSN Messenger, MSN Chat,
    MSN Games) (MSN servislerinden en son hngisini kullandınız? Muhetmelen Hotmail ya da messengerdır.)
    9. The approximate date you registered the account (Hacklenen adrese kayıt olduğunuz yaklaşık tarih-kesin bir tarih belirtmeniz gerekmiyor, ben 3 ya da 4 yıl önce yazmıştım.)
    10. A list of as many personal folders you have created in the account (email hesabınızda oluşturduğunuz klasör isimleri)
    11. The name of your current Internet Service Provider (ISP) and any
    past ISPs you have used (bu adrese bağlanırken kullandığınız en son internet servis sağlayıcınız ve daha önce kullandıklarınız.)* An ISP is a company that provides an end user with a connection to
    the Internet and other similar services, such as e-mail. Examples
    include MSNIA, EarthLink, and Comcast

12. The name of the organization that you access the Internet from, if
you access the Internet from outside your home (bir şirketten bağlanıyorsanız şirketin adı. Evden bağlanıyorsanız ev yazın.)
13. The IP address for each computer that you use for the account (bu adrese bağlandığınız bilgisayarların IP numaraları. IP numarasını öğrenmek için aşağıdaki linke tıklayın, orada yazar.) * An IP address is a code made up of numbers separated by three dots
that identifies a particular computer on the Internet (Example:
222.222.22.0). You can determine your IP address for each computer by
visiting http://www.whatismyip.com/ . Upon visiting the site, your IP
address should be displayed at the topmost center of the page.When we receive and verify this information, we can give you the
information that you need to reset your password. We look forward to your response soon.Sincerely,Eileen Jill
Windows Live ID Technical Support

    • Yukarıda benim parantez içinde yazdıklarımı belirtecek şekilde sorulan soruların yanıtlarını içeren bir maili onlara cevap olarak gönderin. Ben şu şekilde yazdım: Dear Eileen,To begin with, I appreciate your prompt response. I really need this to be
      straightened out. Below you may find the answers to your questions. I hope
      I can get a reply soon. 1. The first and last name
      Selin Çağlayan (as i registered)
      2. The sign in name you are having difficulties with
      xxxxxxx@hotmail.com (SeliŞ was my nickname)
      3. Your date of birth in the form “month/date/year”
      September/26/1979
      4. Your country or region
      Turkey/İstanbul (I am not sure if i registered it this way though, as it
      sometimes gave errors in the past and made us register as someone from
      another country. But you may confirm by my IP address i think)
      5. Your state
      İstanbul
      6. Your ZIP or Postal Code
      34830
      7. The approximate date of the last time you successfully signed in
      August 17, 2006 (in the evening it was working. It was not working on the
      18th of August in the evening when i returned from work.)
      8. The exact Microsoft Passport Network site you last visited on your
      last successful sign in (Example: MSN Hotmail, MSN Messenger, MSN Chat,
      MSN Games)
      MSN Messenger. I used to sign in to messenger everyday with this account.
      9. The approximate date you registered the account
      I am not exactly sure, but I had been using this account for over 3 or 4
      years.
      10. A list of as many personal folders you have created in the account
      I dont think i have created that many folders in my inbox, but i can
      provide you with some of the contacts on my messenger list. Also i used to
      get many emails from sites that i subscribed for, such as Javascript.com
      and other web design based sites.
      xxxxx,
      xxx, xxxx, xxxx, xxxx. (listemdeki insanların isimlerini yazdım) These people were on my contact list.11. The name of your current Internet Service Provider (ISP) and any
      past ISPs you have used
      ADSL
      12. The name of the organization that you access the Internet from, if
      you access the Internet from outside your home
      I always used to access my msn address from home. My phone number is
      xxxxxx. You may call for further details, if there are any i can
      provide you with.
      13. The IP address for each computer that you use for the account
      xxxxxxxxxx (IP adresimi yazdım) (it says this is my IP address when i visit the site mentioned below.)I hope you reply soon with my details to help me reset my password. And
      what do i do in order to prevent my address from being hacked once more?
      This is urgent as my contacts include important people, and if this person who hacked me sends them inapproppriate
      messages they will think its me and this is like DISASTER! (The other msn
      addresses i sign in from this address are xxxxx@hotmail.com and
      xxxxx@hotmail.com.Also, can we find out who this person is? That hacked me i mean. I am not going to do anything, just wanna know and be cautious. THANK YOU VERY MUCH. Please contact me ASAP!
  • Sonrasında biraz önce şifremi sıfırlamama yardımcı olacak bir email geldi. Aynen şöyle: Hello selin@selincaglayan.com:You recently asked to reset your Microsoft Passport Network password by e-mail.
    Follow the instructions below to reset your password, or to cancel your password
    reset request.TO RESET YOUR PASSWORD:1. Select and copy the following Internet address. (aşağıda belirtilen linki browserınıza kopyalayıp yapıştırın. Yani bu adrese gidin kısacası.)Burada linki vermişlerdi.

    2. Open a browser, paste the link in the address bar, then press Enter or Return on
    your keyboard. T
    hank you, Microsoft Passport Network Customer Support
  • Şimdi bu mailde Eileen arkadaşımızın söylediği gibi, verilen linki kopyalayıp browserınıza yapıştırın ve entera basarak siteyi ziyaret edin. Tabii öncelikle bütün temporary internet files denen cookieleri, geçmiş ziyaretlerinizin kayıtlarını filan silin ki, bilgisayarınızdaki bilgiler sıfırlansın.
  • Karşınıza hacklenen email adresinizi doğrulamanızı isteyen bir sayfa çıkacak. Buraya çalınan adresinizi yazın.
  • Daha sonra yeni şifre oluşturmanızı isteyecek olan bir sayfaya yönlendirileceksiniz.
  • Şifrenizi oluşturun ve ikinci kez girerek doğrulayın.
  • Bitmiştir. Geçmiş olsun.
  • Tabii hemen sonrasında gizli soru ve yanıtınızı da değiştirin. Email adresinizdeki ve MSN listenizdeki detayları kontrol edin. Değiştirilmişse eski haline getirin.Hacker arkadaşımız bayağı uğraştırdı beni ama sonuçta bu akşam adresime girmeye çalıştığında hayal kırıklığı yaşayacak. Hehehehe.

Yazı Selin Çağlayan’a aittir.

ETOX Türkiye’nin İlk Yerli Otomobili

Kulağa çok hoş geliyor, Türkiye’nin ilk yerli otomobili ETOX. Bu haberi gazetelerde ilk okuduğum zaman çok hoşuma gitti, sadece İstanbul trafiğinde yüzbinlerce otomobil olan Türkiye’nin %100 yerli bir türk otomobil üreticisi bulunmaması gerçekten bizim için utanç verici. Otomobil konusu aklıma geldiği zaman aklıma gelen diğer birşey ‘cep telefonu’. Benim tahminlerime göre en az 50 milyon cep telefonu olan (ikinci el – birinci el dahil) Türkiye’nin bir tane cep telefonu üreticisi bulunmuyor. Türkiye’ye GSM teknolojisi ilk gelmeye başladığı 1995-96 yıllarında Netaşın da ürettiği cep telefonları vardı. Sonrasında Avrupa menşeili bir firmanın Netaş’ı alması ile önce cep telefonu teknolojisi avrupaya alındı sonra da Türkiye’deki AR&GE merkezi eleman sayısı azaltılarak tasfiye yoluna gidildi. Şu anda Nokia olsun, Samsung, Siemens olsun cep telefonu alanında çalışa çalışa artık kendi teknolojilerini üretir hale geldiler. Maalesef biz yerimizde sayıp o cep telefonlarına yazılım yetiştirmeye çalışıyoruz…

ETOX’a geri dönelim. ETOX’un genel müdürünün açıklamaları şu şekilde:

Ertex Oto Dekorasyon Genel Müdürü Ercan Malkoç, Türkiye’nin ilk yerli spor otomobili ETOX’u üreterek hayalini gerçekleştirdiğini belirterek, buna herkesin sahip çıkması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin ilk otomobilini (Devrim) 1965 yılında yaptığını hatırlatan Malkoç, şunları kaydetti:

“Korelilerin o zaman bir otomobili yoktu. İlk 1970 yılında otomobil ürettiler. Şu anda milli gelirlerinin yüzde 80’ini otomotiv sektörü oluşturuyor. Bütün dünyaya araba ihraç ediyorlar. Adamlar araba sattıktan sonra en az bir araba fiyatı kadar da yedek parça satıyorlar.

“Bizi yıllarca bastırmışlar ‘sen yapamazsın, sen edemezsin’ diye. Elalem uzaya çıkıyor, biz hala otomobil üretmeyi tartışıyoruz. Bu ülke için bir şeyler yapmamız gerekiyordu. Etox’u geliştirip, ürettik. İnanıyorum ki, bizim ardımızdan en az 8-10 firma daha yakın zamanda benzer çalışmalar yapacak ve bir çok insanımız bu işten ekmek yiyecek. Bugüne kadar tekerler hep ABD, Almanya, İtalya, Japonya gibi ülkeler için dönüyordu. İnşallah bundan sonra Türkiye için dönecek.”

İnşallah dediklerini gerçekleştirirler ve Türkiye’de bununla bir çığır açılır.

ETOX fotoğrafları:

Etox

Etox

Etox

Dön Bana

Cem Özkan kadar söleyemesem de , usta bir gitarist gibi çalamasam da yine de bir şeyler yapmak istedim. Gitar çalmak benim hobim sadece. Kendim öğrendim çalmasını bu aletin. Çok hevesliydim… Bir gitar aldım ve bir de gitar metodu. Ortaokulda müzik hocamın bizi boş boş flüt çaldırmaktan başka şeylerde yapmasının etkisi büyük tabi. Nota bilgim vardı az çok.

Sıradan bir gitarla, sıradan bir mikrofonla, sıradan bir insan bu şarkıda buluşunca dinleyeceğiniz gibi bir şarkı ortaya çıkıyor. Umarım beğenirsiniz. Hatalarım elbette olmuştur. Sesimi beğenmeyebilirsiniz belki ama sadece paylaşmak istedim sizlerle. 🙂

Okumaya devam et

Uzaklık ve Aşk

Uzak olmak… Sanırım kimse sevdiği herhangi bir şeyden uzak olmak istemez. Sevdiği veya değer verdiği her neyse yanında olsun ister. Hele bir de bu sevdiğiniz, aşık olduğunuz insan olursa… İşte o zaman uzaklığın tanımını daha iyi yaparsınız ve acısını daha derinden yaşarsınız…

Sevdiğiniz uzaklarda bir yerlerde. Dokunamıyorsunuz, elini tutamıyorsunuz, gözlerine bakamıyorsunuz, yanağına tüm masumiyetinizle küçük bir öpücük konduramıyorsunuz, ona sarılamıyorsunuz… Ne acı değil mi? Evet, çok acı. Peki, ne olacak böyle? Uzaktasınız ve hiçbir şey yapamıyorsunuz. Dışarıda tek başınıza geziyorsunuz ve çiftleri görüyorsunuz. Kimisi sarılmış sarmaş dolaş, kimisi el ele… Kimisi karşılıklı oturmuş birbirlerinin gözlerine bakıyor ve gözleriyle birbirlerine sevdiğini söylüyor. Ya siz? Tek başınasınız… Elinizin içinde bir el yok, kollarınızın arasında kimse yok, gözlerinizin önünde bir çift göz yok. Ama onlarla tek ortak yanınız yüreğinizin ta en derinlerindeki aşkınız. Evet, bu sizin onlarla tek ortak noktanız. Peki, bu ortak noktanız sizi tatmin ediyor mu? Eğer gerçekten seviyorsanız, bunu diliniz dolanmadan söyleyebiliyorsanız sizi tatmin etmeli. Başkalarını gördüğünüzde elbet yüreğiniz burkulacaktır. Siz de onlar gibi sevdiğinizle baş başa olmak isteyeceksiniz. Seven, aşık olan her insan bunu ister.

Aşıksınız ve uzaksınız… Ne kadar zor bir durum değil mi? Katlanılması zor bir durum bu. Peki, uzaklık sadece olumsuz bir etken midir aşk için? Hayır, olumsuz etkenlerinden daha çok bence olumlu etkenleri de var. Olur mu canım öyle şey, ne alakası var uzaklıkla olumlu etkenin? diye sorar gibisiniz sanki…

Peki, gelin tersinden bakalım olaya. Seviyorsunuz ve aşıksınız. Sevdiğinizle sürekli berabersiniz. Ne kadar güzel değil mi. Onun yanında olmak, elini tutmak, sarılmak… Peki, bir süre sonra ne olacak sizce? Onunla buluşmaya gittiğinizde ilk zamanlardaki heyecan aynen duracak mı içinizde ya da elini tuttuğunuzda elinizin içi terleyecek mi? Peki, uzakta onu gördüğünüzde ilk zamanlardaki gibi gülümseyecek misiniz? Sanırım hayır diyeceksiniz. Artık sevdiğiniz size sıradan gelmeye başlayacak. Telefonunuz çaldığı zaman arayan sevgiliniz ise normal bir insana nasıl cevap veriyorsanız ona da aynı şekilde cevap vereceksiniz. Sevdiğinizle buluşacaksınız ve bekliyorsunuz. İşte köşeden döndü ve göründü size. Saatinize mi bakarsınız kaç dakika gecikti acaba diye yoksa bugün ne giymiş diye mi bakarsınız? Ya da saç modelinin değişikliği mi dikkatinizi çeker? Peki hiç sevdiğinizin gözleinin içine bakıp pırıltılarını yakalamayı dener misiniz onu görünce?

Ya uzaktan yaşanan ilişkilerde nasıl olur bu? Sevgiliniz uzaklarda. Aşkı içinizde, yüreğinizde ama o uzaklarda. Elinizi kalbinizin üzerine koyduğunuzda vücudunuzun diğer yerlerinden daha sıcak olduğunu hissedersiniz. Çünkü orada yanan bir ateş vardır. Bu ateşin körüğü de uzaklıktır. Elini tutamıyorsunuz, sarılamıyorsunuz, gözlerinin içine bakamıyorsunuz. Sadece telefondan yankılanan sözlerden ibaret her şey. Sevdiğinize Seni seviyorum dedikten sonra sarılamıyorsunuz. Sadece yutkunmak geliyor içinizden. Yan yana olanlar seni seviyorum derken sevdiğinin eli oluyor elinin içinde fakat sizin elinizde sadece telefon var. Tartışan çiftleri görüyorsunuz ve içinizden Ben sevdiğimin yanında olsam hiç tartışır mıyım, hiç onu kırar mıyım… diye geçirirsiniz. İçinizden onların yanına gidip Beraber geçirdiğiniz zamanın kıymetini iyi bilin diyip uzaklaşmak geçer.

O büyük an yaklaşır… Uzaktaki sevdiğinizle buluşacağınız an… Sayılı günler kala uyuyamazsınız. Sürekli o günün hayali gelir gözünüzün önüne. Acaba ilk ne desem? Acaba hiçbir şey demeden direk sarılsam mı? O sıralar kafanızı sadece bu sorular yorar. Ve o büyük gün gelir… Beklersiniz sevdiğinizi anlaştığınız yerde. Dizleriniz titrer. Sanki hiç buluşmamış, sanki hiç görmemişsiniz gibi heyecanlanırsınız. Saatinize bakmak aklınıza gelir mi? Ya da yarın ne yapacağınızı düşünür müsünüz? Sanıyorum tek düşündüğünüz sevdiğinizin ne taraftan geleceğidir. Onu görememeye artık dayanamazsınız. Yüz metre öteden bile olsa görmek istersiniz. Ve işte göründü… İşte tüm güzelliği ile sevdiğiniz geliyor. Yüzünüzde silemeyeceğiniz ve engel olamayacağınız bir gülümseme, hafif bir kızarıklık, kalbinizin hızlanmış çırpınmalarının sesi… Ve işte sevdiğiniz yanınızda… Sarılırsın ona sıkıca hiç bırakmazsın sanki birisi çekip götürecekmiş gibi. Gözlerinin içine bakarsın, her gece yatmadan önce gözünün önüne gelen o bir çift göze. Hiçbir değişiklik yoktur sevdiğinizin gözünde ama size bambaşka bir güzel gelir o gözler o an. Elini tutarsın sevdiğinin hani Seni seviyoru derken telefon yerine tutmayı hayal ettiğin o elleri. Her gün ya da sık sık görüşen çiftler gibi iki öpücük kondurup elinden tutup gideceğiniz yere gider misiniz? Sanırım bir süre öylece kala kalırsınız olduğunuz yerde.

Ne güzel şeyler değil mi?
Kısaca özetleyelim ve soralım sizlere. Yakınsınız, sürekli birliktesiniz ve her istediğinizi yapabiliyorsunuz. Fakat sıradanlaşma gerçeği var önünüzde. Heyecanın bir süre sonra yok olması. Artık mücadeleniz aşkınızdaki heyecanı korumak adına olacak. Diğer durumda ise yani uzaktayken neler olur? Uzaksınız, görüşeceğiniz günler sayılıdır. Ama o günleri dolu dolu yaşarsınız. İçinizde uzaklığın getirdiği özlem ile körüklenen bir ateş var. Heyecanı korumaya ihtiyacınız yok ki zaten o heyecan dizlerinizi titretmeye yetecek kadar var içinizde. Sıradanlaşma mı? Sevdiğinize doymuyorsunuz ki sıradanlaşsın…

Hangi aşkı seçersiniz?

Adem Taşdan

Kan Uykusu

Serdar Akinan yönetmenliğinde hazırlanan Kan Uykusu belgeselini youtube’dan türkçe belgesel var mı diye bakarken buldum. Toplam 1 saatlik belgeseli 10 ar dakikalık bölümler halinde youtube’dan izleyebilirsiniz. Kan Uykusu belgeseli terörist örgütü PKK ile içinde bulunduğumuz mücadelenin, bu alanda askerlerimizin ne kadar uğraştığını ve çabalar sarfettiğini, teröre kurban verdiğimiz şehitlerimizi anlatan bence hepimizin izlemesi gereken bir belgesel olmuş. Ayrıca Kan Uykusu diye google video’dan bakarsanız, orada tek bir bütün halinde görebilirsiniz. İkisini de buraya ekliyorum. Kan Uykusu skytürk’de yayınlandığı halde, kanuykusu.com sitesine bakarsanız Skytürk ile bir bağlantımız bulunmuyor denilmekte.

Kan Uykusu – Google VideoKan Uykusu 1 – Youtube

Kan Uykusu 2 – Youtube

Kan Uykusu 3 – Youtube

Kan Uykusu 4 – Youtube

Kan Uykusu 5 – Youtube

Kan Uykusu 6 – Youtube

Kan Uykusu 7 – Youtube

Kan Uykusu 8 – Youtube

Kan Uykusu 9 – Youtube

Kan Uykusu 10 – Youtube

Kan Uykusu 11 – Youtube

Kan Uykusu 12 – Youtube

MSN’im hacklendi

MSN’im hacklendi ve MSN Şifremi Unuttum yazıları en çok ziyaret edilen yazılardan. Ama gariptir ziyaret edenler; yazıda yazılanları ve bırakılan yorumları okumak yerine ‘msnim hacklendi, msn şifremi çaldılar’ diye fevaran edip ‘ben kendi söküğümü dikmem gel sen dik’ yorum yazdıkları yazılar oldu. Tabi ben bu yazıları yazmaktan ve bildiklerimi paylaşmaktan mutluyum ama hergün 10’a yakın yorum silmekten gına geldi. A4 ebatında 3-4 sayfayı bulacak yazı ve bilgi bulunduğu halde, halen yorumlarda msnim hacklendi lütfen geri alın, msnimi patlattılar beni kurtarın diye soranlar var ve bu durum beni resmen çileden çıkartıyor.

Bu durum yazmak istediğim meselenin bir yanı. Diğer bir yanı ise. MSN’im hacklendi ama nasıl olur? kim yapabilir? nasıl hacklenmiş olabilir mi? gibi sorulara cevap bulabilmek en azından bunu bulmaya çalışanlara fikir vermek.

MSN’ininiz hacklendiği zaman şüpheleneceğiniz şeyler şunlar olmalı:

  1. MSN’e girmek için kullandığını bilgisayarlar
    Kendi bilgisayarınız, internet cafe, başkasının internetini kullandığınız zamanlar. Bunların hepsi birer ihtimal. Nasıl? Bilgisayar kullanmasını çok iyi bilmeyen kullanıcıların gördüğü herşeye tıklamasından dolayı (bilhassa erkekler) mp3, warez ve porno sitelerinden akın akın trojan (truva atı) ve worm (solucan) lar yükleniyor bilgisayarlara. Bu programlar, birer robot gibi sahipleri nasıl programlandıysa yeni yuvalandıkları yerde üstlerine düşen herşeyi yerine getirirler. Keylogger (klavye raporlayıcı) sayesinde klavyede bastığınız bütün tuşları, ekran görüntülerinizi, sisteminizin ip adresini, network şifrelerini yani aklınıza gelebilecek bütün herşeyi kaydetme yeteneğine sahiptirler. Eğer MSN’inize girdiğiniz bilgisayarda öyle bir program yüklüyse yapabileceğiniz tek şey, en kısa sürede msn şifrenizi ve gizli soru/cevap değiştirmek. Sadece msn şifrenizi değiştirmeniz yeterli değil çünkü bu kişiler ileride şifrenin değiştirilme ihtimaline karşı gizli soruyu yada cevabını değiştirirler. Şifreyi değiştirip kurtulduğunuzu düşündüğünüz sıralarda onlar gizli soruyla arka kapıyıp açıp tekrar girerleri içeri.
    Şöyle birşey diyebilirsiniz, ben sadece kendi bilgisayarımı kullanıyorum bazen de amcamın bilgisayarını kullanıyorum o kadar. Kim benim şifremi çalmak istesinki? Bunu derken bilgisayarınızda antivirüs, antispyware, firewall var mı? Sisteminizi periyodik olarak tarayan ve hergün güncellemesini yapan bir koruma programı var mı? Yoksa amcam ne yapsın benim şifremi olayı değil, hem amcanız hem siz aynı sıkıntıyı yaşıyorsunuz demektir.
  2. Gizli sorunuzun cevabını başkaları bilebilir mi?
    Tahmin edilebilir bir gizli soru, hangi takımlısın? babanın göbek adı? annenin kızlık soyadı? bunları akraba olup akrep modunda yaşanların kullanıp şifrenizi kolaylıkla alabileceği sorulardır.
  3. MSN email adresinizi ve şifrenizi veya sadece msn şifrenizi (emailinizi vermeden) başka bir türkçe siteye üye olmak için kullandınız mı?
    Satılık DB – Forum siteleri kişisel bilgilerinizi satıyor yazısında yazdığım gibi türkçe site sahipleri forum Databaselerini satıyorlar. Eğer türkçe forum sitelerine üye olurken msn adresinizi ve şifrenizi verdiyseniz artık yalnız değilsiniz 🙂
  4. Şu linkte şöyle güzel birşey var bi baksana?
    MSN’de konuştuğunuz arkadaşlardan şu adrese bi baksana diye link aldınız mı? Bu linke tıkladığınız zaman MSN adresinizi ve şifrenizi girmeniz istedi mi? Adres kısmında açıkca: hotmail.com yada msn.com gördünüz mü? aahotmail.com değil, bbmsn.com değil. Birebir hotmail.com veya msn.com görmelisiniz.
  5. MSN’den resim / dosya alışverişi yaptınız mı?
    Yeni eklediğiniz birilerinden resim yada mp3 aldınız mı? Şu aralar bilgisayarına virüs bulaşan kişilerin bilgisayarlarından ‘fotolarıma bi baksana nasıl çıkmışım’ diye bir mesajla ‘.zip’ dosyaları gönderiliyor. Bunlardan kabul ettiniz mi?

5 soruluk bir liste oluşturdum. Bu sorular benim size cevap vermem için değil, sizin msniniz neden hacklendiğini anlamanız için soracağını sorular. Bu yazıya da, msnim hacklendi, msn şifremi değiştiremiyorum, msnime bomba düştü filan gibi yorumlar gelmeye başlarsa, Yoruma kapatmayı düşünüyorum. Onun için lütfen rica da bulunmayın eğer mantıklı ve bu yazıyı okuyan kimselere faydası olacak bir öneriniz varsa yazmaktan de çekinmeyin.

MSN’iniz hacklenmeden önce alabileceğiniz önlemler:

  1. MSN arkadaşlarınızı yedekleyin:
    Arkadaşlarınızın kontak bilgilerini periyodik olarak yedekleyin ve gerçekten güvenilir olduğuna inandığınız bir yerde saklayın. Yapacağınız şey çok basit, başıma gelmez demeyin. Arkadaş listenizi indirdikten sonra yahoo adresinize yada güvenli bulduğunuz başka bir email adresinize gönderebilirsiniz.
    MSN kontak
  2. Bilgisayarınıza Antivirüs, Antispyware ve Firewall kurun:
    Antivirüs olarak yaklaşık 5 yıldır kullandığım AVG Antivirüs programını kullanmanızı şiddetle tavsiye ederim. Ücretsiz versiyonu bir ev kullanıcısının isteyeceği bütün özelliklere sahip. Bilgisayarıma 1996 yılından sonra ilk defa 2002 yılında virüs girdi, o da Norton Antivirüs programına bulaştırılmış bir virüs ile geldi:) 2002 yılından beri AVG kullanıyorum ve şeytan kulağına kurşun bir sıkıntı yaşamadım.
    Antispyware için Ad-Aware 2007 ücretsiz ve güzel bir alternatif. Bunun yanında Microsoft’un Windows Defender’i da alternatif olabilir.
    Firewall olarak Zonelabs’in (israil firması Checkpointe ait) Zonealarm’ın Zonealarm Firewall kullanabilirsiniz.

Ilımlı İslam…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin ılımlı bir İslam devletine doğru gidip gitmediği ile ilgili tartışmalara sert çıkarak, “Bu ‘ılımlı İslam’ yakıştırmaları falan çok çirkin şeyler. Bu bir defa dinimize saygısızlıktır, hakarettir. İslam’ın ılımlısı ılımsızı falan olmaz, İslam İslam’dır o kadar” dedi.

Bu kelime oyununu günlük yaşantımıza bulaştıranların mantığı apaçık bellidir; “Bir şeyi yok edemiyorsan, onu yozlaştır”. İslam yüzyıllardır bozulmadan ilk günkü gerçekliğini ve doğruluğunu korumuştur. İlla ki zaman zaman değiştirilme ve yıpratılma oyunları oynanmıştır üzerine. Fakat Türkiye’de oynanmak istenen oyun, İslam’ın yozlaştırılmasından ziyade Türk halkının İslam’a bakışını ve yorumlamasını değiştirmektir. “Ilımlı İslam” tabiri sanki hristiyan yada ateist olan bir toplumu İslam’a yaklaştırma çabası varmış gibi anlaşılmaktadır. Kelime dizisine müslüman bir Türk olarak değil de, dışarıdan, konuyla hiç alakası olmayan ve hayatında ilk defa bu tabiri duyan biriymişsiniz gibi baktığınızda bunu algılarsınız. Fakat bu tabir %90′nının (kötümser bir tahminle) müslüman olduğu bir ülkede telaffuz edilmektedir. Sanki Türkiye’nin geneli müslüman değilde, AKP hükümeti müslüman olarak halkı İslam’a yakınlaştırma çabasındaymış gibi bir ifade ile kullanılmaktadır.

Peki aslında “Ilımlı İslam” denilerek anlatılmak istenen nedir gerçekte? Mutlaka görmüşsünüzdür çevrenizde tarif edeceğim insan modelini. Adam müslüman olduğunu söyler fakat Cuma’dan Cuma’ya namaz kılar, belkide onu da kılmaz. Her akşam olmasa da, genelde içki içer fakat Ramazan ayı gelince oruç tutar, tutmasa da 30 gün içki içmez. Mangal keyfi ile içki içmeye bayılır ama kurban etiyle yapılan mangalın yanında içmez, çünkü kurban etiyle içilmez!!! Denk getirdiği zaman kendisi evli olmasına rağmen başka bir kadınla birlikte olabilir ama komşusunun kızını bir erkekle görünce, kızın en büyük günahkar olduğunu düşünür ve bunu çevresinde şiddetle savunur. Aynı kızı yolda gördüğünde arkasından bakarak iç geçirir. Müslüman olduğunu söylemesine rağmen tesettürlü yada kapalı bir bayan gördüğünde kızar, açık saçık bir bayan gördüğünde hoşuna gider fakat onun da hafif meşrep olduğu yönünde söylemlerde bulunur. Şimdi soruyorum sizlere, bu tariflerin hepsine yada bir kısmına uyan tanıdığınız hiç mi kimse yok çevrenizde? İşte size “Ilımlı İslam” modelinde bir Türk insanı. Yani bu tabirle Türk halkının getirilmek istendiği nokta. Ne İran gibi sert, ne de Avrupa gibi serbest. Ne tam dinsiz, ne de tam müslüman. Yani Türkiye’nin hep alışıla gelmiş hali, ne dolu ne de boş. Peki bunu kim ve neden yapmak istiyor? İşte asıl güzel soru ve verilmesi zor cevabı (Bazen gerçeği bilirsiniz ama susarsınız yaa)!..

Müslüman olduğunu söyleyen ama gereklerini yerine getirmeyen bir Türk’ü ne yapacaklar bu “Ilımlı İslam” tabiriyle yola çıkanlar sizce? Aklı az biraz çalışan her Türk insanı farkındadır ki, bu güzel topraklar üzerinde bir çok ülke kendi oyununu oynamaya çalışmaktadır. Ve birçoğunuz farkındadır ki bu ülkede bazı şeyler, ne bizim ne de yönetenlerin kontrolünde değildir. Çok güçlü silahları vardır dış güçlerin bu ülke içerisinde (Basın organları, Satılmış siyasiler, Resmileşmiş topluluklar, vb gibi). Bu bahsi geçen dış güçler “Ilımlı İslam” tabiriyle oluşturdukları kesimin düşüncelerini yeri geldiğinde İslam ile, yeri geldiğinde İslam karşıtlığı ile, yeri geldiğinde Laiklik ile, yeri geldiğinde de Milliyetçilik ile cezbedecek, “Ilımlı İslam” modeline uyuşmuş Türk halkını istediği zaman istediği tarafa çekecek ve ülkemiz üzerinde istedikleri anda bir karışıklık, bir gerginlik meydana getirebilecek güce ulaşacaklardır. Ki bu oyun yıllardır Türkiye’de oynanagelmiştir! Bazen Sağ-Sol olarak çıkmıştır karşımıza, bazen Alevi-Sünni, bazen de Türk-Kürt olarak. Bizi kendi güçleriyle yıkamayacaklarını anlayan uyanıklar, bizi bize kırdırmayı öğrenmişlerdir.

Şimdi kendinize birkaç soru sormanızı istiyorum haddim olmayarak.

– Müslüman mısınız?
– Müslümanlığın gereklerini yerine getirebiliyor musunuz?
– Müslümanlığın gereklerini uygulayabiliyor olmak ister miydiniz?
– “Ilımlı İslam” tabiri size de sıcak geliyor mu?
– Yavaş yavaş özünüzden uzaklaştığınızı mı düşünüyorsunuz? Yoksa avrupalaşıyor musunuz?
– Bir gün sizi size kırdırabileceklerine ihtimal veriyor musunuz?
– Sağ-Sol, Türk-Kürt, Alevi-Sünni diye birbirini yiyenler çok akılsızdı da, siz mi kanmayacaksınız aynı oyuna?
– Sizce bu yazı konuyu aydınlatıyor mu?

CHP ve Cumhurbaşkanlığı seçimi..

Geçen gün otobüsle bir yere gidiyordum.Trafik oldukça sıkışıktı.Acemi şoförler vardı trafikte.Durulmayacak yerde pat diye duruyorlardı.Dönülmeyecek yerlerden dönüp önümüze çıkıyorlardı.Şoförümüzde mecburen ani fren yapıp duruyordu.İçinde biz de çalkalanıp durduk buna bağlı olarak.Bu bir süre böyle devam ederken yolculardan birinden bir ses yükseldi Yeter be kardeşim.Biraz düzgün sür şunu.Mahvolduk burada.Bir sağa bir sola çarpıp durduk..Şoförden yanıt geldi Napalım kardeşim çarpalım mı önümüzdekilere? Onlar aniden duruyorlar biz de durmak zorunda kalıyoruz.Çok biliyorsan gel sen sür de görelim o zaman şeklinde.Şoföre hak vermemek elde değil.Trafiğin hali ortada.Acemiler de belli zaten.Ne yapsın yani adam çarpsın mı? Çalkalanıyoruz ama kimsenin suçu değil bu.Sonuçta ineceğimiz yere sağ salim indik ve kimseye de bir şey olmadı.Herkes ineceği yer de indi.Hatta o itiraz eden vatandaş bile..

Bu manzarayı gözünüzde canlandırın.Şoför Erdoğan, trafik sorunu olarak ekonomi, aniden önümüze çıkanlar dış piyasalardaki sorunlar, yolcular halk, itiraz eden de muhalefet partisi lideri Baykal.

Erdoğan’a %34 ile şoförlük koltuğuna tek başına, muavini olmadan oturttuk.Baykal sadece yolcu olarak kaldı bizim gibi.Erdoğan yolda giderken onun kontrolü dışında yabancı plakalı araçların sıkıştırmasına yada üzerine doğru hamleleri arasında kaldı.Mecburen çarpmamak için aniden kırdı direksiyonu.İçindede biz, bir sağa savrulduk bir sola savrulduk.Normale döndük sonra.Aniden bir yabancı plakalı araba daha çıktı.Bazen de Türk plakalı araçlar çıktı.Çarpmamak için sürekli ani manevra yaptık.Savrularak gittik öyle yada böyle.Baykal’a güvenip ve şoförlük vermemiştik.Baykal da sürekli Bu ne biçim bir sürüş böyle bir sağa bir sola.Yeter ama.Bak herkes şikayetçi senin şoförlüğünden diyerek sürekli laf attı.Şoför de artık dayanamadı Tamam kardeşim..Hadi oylama yapalım..Eğer yolcular seni şoför yaparlarsa, buyur gel sen otur. dedi.Oylama yaptık %47’miz şoför Erdoğan olsun dedik.Şoför seçerken ki oydan daha da çok oy verdik.Şoför yine Erdoğan, yolcu yine biziz.Baykal’ın oturduğu koltuk değişmedi.Yine aynı yerinde yine aynı şeyleri söylemeye devam ediyor.Erdoğan otobüsü sürerken Baykal muhalefeti yetmedi bir de yanına Bahçeli’yi verdik.Kısa bir duraklamadan sonra yolumuza devam ediyoruz şimdi…Kendimce o gün yaşadığımı günümüze uyarladım… Bu uyarlamadan sonra asıl yazıma başlayayım…

Cumhurbaşkanlığı seçimi süreci içindeyiz.Gül’ün cumhurbaşkanlığına kesin gözüyle bakılıyor.Kısaca önceki seçim sürecini bir ele alalım.

Geçen seçim sürecinden önce halk yollara dökülmüştü, Erdoğan ‘a hayır diyerek.Erdoğan Gül’ü aday gösterdi.Aynı halk tekrar döküldü meydanlara.Pankartlar aynıydı sadece Erdoğan yerine Gül yazılıydı.Bu adaylığa CHP en çok tepkiyi veren taraf oldu.Seçim için meclise girmedi.Anayasa hukukçusu olan ve dersimizde bu konuyu işleyen hocamın bile eleştirdiği 367 barajını koydular.AKP hükümetinden önce hiçbir hükümete uygulanmamış bir uygulama başlatıldı.Hocamın yorumu Anayasa Mahkemesi asla siyaset yapamaması gereken mercii iken bugünlerde CHP’den daha iyi siyaset yapıyor. şeklinde oldu.Özal cumhurbaşkanı seçilirken mecliste 250 civarında milletvekili vardı ve yaklaşık 170 oyla seçildi.Bu seçimde ise mecliste 365 milletvekili varken seçim yapılamadı.Ne kadar adil oldu bu tartışılır… Hem de günlerce..

Genel seçim süreci başladı daha sonra.Baykal meydanlara dökülen halkın desteği ile kendinden emin.O halkla yapılan röportajları izlemiştim o ara.Habercinin sorusu hepsine aynıydı. Burada olma sebebiniz nedir? .Bazıları Cumhuriyeti korumak için dedi, bazıları ise Arkadaşım çağırdı, eğlenceli olur diye geldi , Yürüyüş yapıyorum.Stres atıyorum kalabalık içersinde şeklinde cevap verdi.Baykal işte bu yürüyüşe çıkan kalabalığa güvendi.MHP terörü kendine silah seçti.Şehitlerin üzerinden propaganda yaptı.Sonuçlar ortada.AKP %46, CHP %20, MHP %14 oy aldı.Sanırım yollara dökülen onca milletten başka kimse CHP’ye vermemiş.Halk AKP’nin neler yaptığını gördü, yaşadı.Cumhurbaşkanlığı sürecini izledi.Adayının kim olduğunu da biliyor.Buna rağmen neredeyse her iki kişiden birisi AKP dedi.Sıra geldi tekrar cumhurbaşkanlığı seçimlerine.AKP tekrar Gül’ü aday gösterdi..

Bugün izlediğim haber programında mecliste temsil edilen 4 partinin temsilcileri konuşuyordu.MHP temsilcisi daha önce açıkladıkları düşüncelerinin arkasında durdu ve benim takdirimi kazandı.Tekrar seçime gidilmesini, AKP’nin büyük oy çoğunluyla seçilmesi halinde gösterecekleri adaya kimsenin ses çıkaramayacağını söylemişlerdi ve arkasında durdular.CHP yine her zamanki gibi meclise girmeyeceğiz mesajı verdi.Eleştirim CHP’yedir.

Ben halkım.TBMM’de beni temsil ediyorsun.Ben sana beni temsil et diye oy veriyorum.Ama sen meclise girip beni temsil etmiyorsun.Halktan oy aldıysan bu sorumluluğu üstlenmişsin demektir.Bir devlet memurunun önemli bir toplantısı olduğu bir gün keyfine göre işe gitmediğini bir düşünsenize.Kim bilir neler olur.Ama CHP bulunması gerekirken orada bulunmuyorsa onlara iyi niyetli bakamam ben açıkçası.Girersin meclise hayır mı diyeceksin buyur de.Hayır oyu kullan.

Bir uzlaşmadan bahsedip durdular.AKP adaylık için uzlaşabilirdi tabiî ki.Ama halk %47’lik bir oranla tek başına iktidar yapmışsa bu partiyi, cumhurbaşkanı adayını açıklarken de kimseden görüş almasına gerek yok demektir.Başkasına danışır yada danışmaz.CHP olarak %20’lik oy almışsın ve bir azınlıksın mecliste.Söz hakkın %20’lik bir seviyededir.Gül’ü aday gösterdi AKP.Bu onun anayasal bir hakkıdır. Bu hak CHP’ye de verilmiş bir haktır.Sadece AKP’nin değildir bu hak.AKP nasıl bir aday gösterebiliyor ise CHP olarak sen de bir aday göster.Sen de destek arayışlarına gir.Herkesin adayı seçime girsin ve oylama yapılsın.Kimin adayı daha çok oy alırsa o cumhurbaşkanı olsun.Demokrasi dediğimiz bu değil midir? Yoksa ben mi yanlış biliyorum.Dayatma deniliyor sürekli.Dayatma zorlamadır, diktatörlüktür.Bizim rejimimiz cumhuriyet.Demokratik bir şekilde oylama yaptık ve oy kullandık.AKP’ye bu kadar oy verildiyse eğer, demek ki bu kadar onu destekleyen insan var.

Demokrasiden bahsedenler demokrasiye karşı çıkmasınlar.Her şey demokratik işliyor bence bu süreçte.Anayasa çerçevesinden dışarı çıkılmıyor.Zaten buna yasalar da müsaade etmez.Peki her şey yasalar çerçevesindeyken, AKP %47’lik oy oranı alıp tek başına 3. turda cumhurbaşkanını seçebiliyor iken, bu hakkını neden kullanmasın?

CHP olarak %20’lik söz hakkınla itirazını yap ama karşılığında %47’lik bir cevap duyduğunda sanırım itirazın reddedilir bu demokratik çerçevede.

İtirazınız mı var? O zaman sizin demokrasiye itirazınız var demektir…

Adem TAŞDAN

 

En güzel hikayem

Tarih : 15 Ağustos
Bugün doğum günüm. 26 seneyi geride bırakırken, oturup uzun uzun düşündüm.. 18 yaşıma bi gelsem diye gün sayarken 20 den sonrası nasılda hızlı geçti.
Amaaaann Seda 26 yaşında böyle diyorsan biz napalım dediğini duyar gibiyim büyüklerimin ama ömür bu kadar süratle geçerken, nereden gelip nereye yol aldığımızı gözden geçirmek gerekir..
An’larda yaşıyoruz ve geçirdiğimiz her an geçmiş.. bir dakika hatta bir saniye öncesi hatıra olarak kalıyor.
Peki ben neler sığdırabildim, neler öğrendim geçmiş an’larımda:
*Anne ve babanın hayatımdaki önemini ; özellikle ergenlik çağlarımızdayken anne-babalar bizim kadar bilmezler ? Bizi anlamadıklarını, kısıtladıklarını düşünürüz. Çok geçmeden görürüz ki bir bildikleri varmış! Yıllar geçtikçe ve bizde aile kurup çoluk-çocuğa karıştığımızda anlarız anne-baba kıymetini.
Üstelik eğer anneniz ve babanız sağ ise bu en büyük mutluluk olmalı…
*Ailemden genç yaşlı çok vefat eden oldu. En zoru abimin vefatıydı benim için.
Anladımki yarının garantisi yok, dolu dizgin yaşarken düzgün yaşamak gerekli. Fani dünyada sahip olmak istediklerimizin peşinden koşarken ebedi dünya içinde hazırlıklar yapmalıyız. Artık ölümlerde sıradan oldu benim için.. acısını çekerek alışıyor insanoğlu bunada.
*Eğitimin hayatımdaki önemini her an hissediyorum. Her ne kadar şuanda gayet iyi bir şirkette iyi pozisyonda olsam bile yarının garantisi yok. Bende bunu geç farkedenlerdenim, zararın neresinden dönsem kardır dedim ve şimdi daha yeni geçtim 2. sınıfa. Beyler heleki bu devirde bırakın üniversiteyi master ve en az 2 yabancı dil bilmeyene kız yok 🙂
*İş hayatında çömezlik dönemini atlatana kadar çok kişinin kahrını çekmiştim. Öyle samimiyet dostluk nadiren olur iş arkadaşlarıyla. Özel hayatı paylaşmayı hiç tavsiye etmem, hiç ummadığınız bir anda dedikodu gibi çıkar karşınıza. En önemliside hayır derken bile gülümseyeceksiniz karşınızdakine. İnsanların çeşit çeşit olduğunu, herkesin samimiyetine güvenmemeyi, politik olmayı, gereksiz yere burnumu sokmamayı iş hayatı öğretti bana.
*Belli bir yaşa gelince e artık evlende yuvanı kur durumları başlıyor. Halihazırda aşık olduğun biri varsa bence aşk duygusu geçene kadar beklemeli derim. İlk heyecan ve aşkla ilerde kabul edemeyeceğiniz durumları pembe bulutlar kapatıyor. Evlilik için sevgi ve mantık bir arada olmalı. Karşınızdakini bütün bağlantılarından (aile, iş, arkadaş, para) sıyırıp çıplak olarak karakterine, özüne bakın derim.
Sonra tekrardan aileyi ekleyin ! evliliği etkileyen en önemli faktörlerden biridir ..
*Hergece yatarken hayatınızda ne olmasını istiyorsanız tüm içtenliğinizle dua edin ve detaylara inin.
Mesela ben ev isterken odasının sayısına, bahçesindeki dut ağacına kadar, eşimin ve ailesinin iyi insanlar olmalarına kadar söylerim 🙂 Birgün arkadaşım dediki : Sedacım eşim dualarımda istediğim gibi bir insan ama ailesi için hiçbişey dememiştim onlarla sorun yaşıyorum, aman sen dikkatli davran tüm sülalesi için dua et:) Allah, iste kulum vereyim diyor, sınırsız isteyin ve dediğim gibi detaylara inin.

Biraz da sorumluluklardan sıyrılıp gönlünüzce yaşayın, tekrar gelecekmisiniz dünya ya ?

Seda

Sen de Yazar mısın?

Belki de Mehmet arkadaşımızdan ilk teklif alanlardan biriyim bu konuda (bilmiyorum, sen söyle Mehmet). Aslında blog sayfasında yazma işine Mehmet arkadaşım sayesinde girdim bende. Kendim web tasarımcı olmama rağmen, kendime bir blog sayfası açmak, tasarımını ve yönetmesini yapmak ve en zoruda içine yazacak birşeyler bulmak fikrini düşünmek bile beni yoruyordu. Ama gel zaman git zaman Mehmet hocamın israrlarına dayanamadım ve blog olayına girdim. Kendi blog sitemde hergün birşeyler yazmaya başladım (daha çok siyaset), yazdıkça hoşuma gitmeye başladı bu olay (yazdıkça açıldım diyelim). Ve en sonunda bende sonofnights.com sitesinde de yazmaya karar verdim (alkışşş). Belkide Seda ve Adem arkadaşlarımın sitede yazmaya başlamaları, zaten hep istediğim ama bir türlü fırsat bulamadığım olayı hızlandırdı da diyebiliriz 🙂 (Kıskançlık mı yoksa!).

Kendi blog sitemde yazmak daha kolay geliyor bana. Sebebi de okuyucu kitlemin çok çok az olması. Ama sonofnights.com sitesinde yazmak insana ister istemez bir sorumluluk yüklüyor. Çünkü bu siteyi ziyaret edenlerin sayısı her geçen gün artıyor. Tabi siteyi bu noktaya getirmeyi başaran Mehmet arkadaşımı tebrik etmeden geçemeyeceğim (Tebrik ediyorum Mehmet). Bana hangi konuda yazacağımı sormayın, bende bilmiyorum. Ama kategori başlığı “Nezih” olduğuna göre, nezih bir şeyler yazmaya çalışacağıma emin olabilirsiniz.

Bu satıra kadar bıkmadan okuduysanız sizde anlamışsınızdır, ben biraz konuyu uzatırım (altı üstü merhaba yazısı ama kaç satır oldu). Bir de gördüğünüz gibi parantez içlerinde de konuşurum habire. Sizleri bu “merhaba site” yazısıyla daha fazla sıkmadan, sitede yazmaya bugün başlamamın asıl sebebini de söyleyerek bitiriyorum yazımı. Bugün benim doğum günüm ve yıllar önce yaşamaya başladığım gün, ilk yazımla burada sizlere de yazmaya başlamak istedim (iyi ki doğdum ben…). Umarım hepiniz yazılarımdan zevk alırsınız. Beğenmeyenlerin de karşı eleştirilerine açık olduğumu belirtmek isterim (okuyucu çoğu zaman haklıdır) 😛 Bu satıra kadar bana ve yazıma tahammül edenlere teşekkür ediyorum.

Merhaba sonofnights.com

Elektronik Fon Transfer Sistemi ( EFT )

Piyaslarla yada genel politikalarla alakası olmayan fakat günümüzde hemen hemen herkesin kullandığı bir sistemin nasıl işlediğini anlatmak istedim bu yazımda.

Sadece bankaya eft talimatı verip gidiyorsunuz… Peki siz gittikten sonra neler oluyor? Hiç düşündünüz mü?

Öncelikle bankalara gittiğimizde en sık yaptığımız işlemlerin başında gelen para transfer türlerini kısa bir tanımlamak istiyorum.Üç tür para transferi yolunu izliyoruz.Bunlar; virman, havale ve eft.Bunları kısa bir açıkladıktan sonra en karmaşık işlemleri olan eft sistemini anlatmaya çalışacağım.Öncelikle anlamanızı kolaylaştırmak için örnek kişiler,bankalar ve şubelerini isimlendirelim.

A kişisi; X bankasının 1. şubesinde hesap sahibi
B kişisi: X bankasının 1. şubesinde hesap sahibi
C kişisi: X bankasının 2. şubesinde hesap sahibi
D kişisi: Y bankasının 1. şubesinde hesap sahibi

Aynı banka içersinde ve hatta aynı şube nezdinde iki hesap arasındaki para transferi virman işlemidir.Yani A kişisinin B kişisine para transferi virmandır.Her ikisi de X bankası müşterisi ve her ikisinin de hesapları 1. şubede bulunmaktadır.Bu işlem virmandır.

Aynı banka içersinde fakat farklı şubeler nezdineki iki hesap arasındaki para transferi havale işlemidir.Yani A kişisinin C kişisine para transferi havaledir.Her ikisi de X bankasının müşterisi.Fakat A kişisinin hesabı 1. şubede buna karşılık C kişisinin hesabı 2. şubesinde bulunmaktadır.Aynı bankanın farklı şubeleri arasında olan bu transfer havale işlemidir.

Farklı iki banka arasındaki para transferi eft işlemidir.A, B yada C kişisinden D kişisine para transferi eftdir.Çünkü A, B yada C kişisi X bankası müşterisi fakat D kişisi Y bankası müşterisidir.Bir bankanın hesaplarından başka bir bankanın hesaplarına giden para transferi söz konusudur.

Buraya kadar olan şeyler basit bir şekilde açıklamalarıydı sadece.Ön bilgi olması açısından kısa bir değinmek istedim.Asıl anlatacağım eft sisteminin işleyişidir.EFT sistemi nasıl işler, eft merkezi nedir, eft merkezi kimin kontrolündedir, kim denetler, çalışma saatleri nelerdir gibi sorulara yanıt arayacağız.

Elektronik Fon Transfer sistemi YTL ödemelerinin bankalar arasında elektronik ortamda, gerçek zamanlı olarak aktarılmasını sağlayan bir sistemdir.Uluslararası literatürde TIC-RTGS (Turkish Interbank Clearing – Settlement System ) adı ile anılmaktadır.

EFT sisteminin sahibi Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasıdır.Denetimi TCMB’na bağlı Muhasebe Genel Müdürlüğü bünyesindeki Elektronik Ödemeler Müdürlüğü’nce yapılır.EFT sisteminin katılımcıları Bankalar Kanunu uyarınca Türkiye’de faaliyette bulunan bankalar ve özel finans kurumlarıdır.

EFT sistemi normal iş günlerinde 08:00’de açılır.Kapanış saatleri tam iş günlerinde 17:30, yarım iş günlerinde 13:00’dır.

EFT sisteminde yatırım ve işlem giderlerinin karşılanması için sistemden geçen her mesajdan belirli bir ücret alınmaktadır.2002 yılı itibarı ile rakam vermek gerekirse en az 70.000 TL, en çok 6.750.000 TL’dir.

EFT Sistemi bileşenleri; EFT merkez sistemi, katılımcı aktarıcı bilgisayarı ve anabilgisayarları, TCMB sistemi ve özel iletişim ağıdır.Sistemin işleyişini kısaca bir özetleyeyim ve daha sonra bu bileşenlerin tek tek ayrıntılarına girelim.

Bankaya şubenize gittiniz.EFT işlemi yapmak istediğinizi söylediniz.Karşı tarafın bankasını, şubesini ve hesap numarasını bildirdiniz.Bir süre beklediğinizde banka memuru işleminizin yapıldığını söyledi ve siz de çıktınız şubenizden.Alıcıyı aradınız ” EFT’yi gerçekleştirdim.Hesaplarını kontrol et. ” derseniz hataya düşmüş olursunuz.Çünkü eft işlemi bu kadar kısa sürede gerçekleşmez.Virman yada havale işlemi gibi anında karşı tarafta gözükmez bu para.

Peki nasıl olur bu işleyiş?
Banka şubelerinde hiç dikkatinizi çekti mi bilmiyorum cam hazneler içersinde dünyanın en değerli varlığıymış gibi korunan bir bilgisayar var.Dünyanın değil ama bankanın en değerli bilgisayarı diyebiliriz o bilgisayara.O bilgisayar Ankara’da bulunan merkez sisteme bağlı Ankara ve İstanbul’da bulunan iletişim ağına bağlıdır.Bu bilgisayara yüklenecek her türlü program TCMB sorumluluğundadır.Yine her türlü program güncellemesi TCMB görevlisi tarafından gerçekleştirilmektedir.O bilgisayarın çalışmaması demek o şubenin eft işlemi gerçekleştirememesi demektir.
Siz eft talimatınızı verdiniz ve banka görevlisi de talimatı hazırladı.Siz gittiğiniz sırada o talimat şubedeki eft merkezine bağlı bilgisayar aracılığı ile eğer sistemlerinde var ise anabilgisayara yok ise direk olarak eft merkezine gönderildi.Eft merkezi sizin bu mesajınızı aldı.İşlem sırasına koydu.İşlemler geliş sırasına göre yapılmaktadır.Her bankanın eft merkezinde ve TCMB nezdinde iki hesabı bulunmaktadır.Sıra sizin işleminize geldi.Uygun değil ise hesabınız işleminiz kuyruğa bırakılır, uygun ise işleme alınır.Transfer edilmek istenen tutar kadar gönderen olan X bankasının hesabından düşülür ve alıcı olan Y bankasının hesabındaki miktar arttırılır.Bu işlem alıcı olan Y bankasının bilgisayarlarına mesaj olarak iletilir.Alıcı kişide bankasının şubesine gittiği zaman eft geleceğini söylemesiyle birlikte banka görevlisi eft hesaplarını kontrol eder.Eft merkezinden gelen hesap artışını gördüğü takdirde alıcıya parasını öder.Gün sonunda eft merkezinden katılımcılara ve TCMB ‘sına rapor sunulur.Adem TAŞDAN

Yazımda kaynak olarak TCMB’nın 2002 yılındaki eft sistemi tanıtım yazısından yararlandım.

css.php